<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216</id><updated>2012-01-17T23:30:29.740+02:00</updated><title type='text'>Glossa Lasso</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>68</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8297300043300407937</id><published>2012-01-17T23:30:00.000+02:00</published><updated>2012-01-17T23:30:29.753+02:00</updated><title type='text'>Peyk - Yol</title><content type='html'>&lt;a href="http://soundcloud.com/denizthemenice/peyk-yol?utm_source=soundcloud&amp;amp;utm_campaign=share&amp;amp;utm_medium=blogger&amp;amp;utm_content=http://soundcloud.com/denizthemenice/peyk-yol"&gt;Peyk - Yol&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8297300043300407937?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8297300043300407937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/peyk-yol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8297300043300407937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8297300043300407937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/peyk-yol.html' title='Peyk - Yol'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4437574837617771471</id><published>2012-01-17T22:24:00.000+02:00</published><updated>2012-01-17T22:24:55.302+02:00</updated><title type='text'>Sol Yanımda Altıpatlar</title><content type='html'>Bir kötü zamanlar geçiriyorum ki sorma.. Kimse de sormasın istiyorum zaten zira ben o kötü zaman sürecini şart olarak yalnız geçiriyorum. Bu zamanlar kelimelere dökülecek kadar şekillenip, onları dalga geçebileceğim kadar benimsediğimde ancak ifade edilebilecek hale gelmiş oluyor. Bu öyle fena bir karakter özelliği ki, en büyük dertlerini bile paylaştığında en büyük derdi bile kafasına takmayan sikik biri gibi görünüyorsun. Ah hayatın değişti neden bu kadar umursamazsın, ah omurgan kırıldı neden bu kadar iyi moddasın, ah ailende neler olup bitiyor duyarsız mısın sen, ah en yakın arkadaşından "ayrıldın" neden hala bu kadar mutlusun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olayı atlatmakla uğraşıyorum şimdi. Çünkü kaybettim bir kere, bitti. Dönüşü olmayan bir şeyi hissedebiliyorum çünkü o dönüş aslında zaten benim elimde. Yıllar önce de bir kez en yakın arkadaşımdan ayrılmıştım. Sevgililik gibi bir şey bu ama maalesef bir arkadaşa, ne kadar yakın olursan ol, bir sevgiliden daha mesafeli oluyorsun. Sen zaten beni hiç sevmedin, yok efendim ben seni şöyle sevdim böyle mi sevdim? tarzı şeyler söylemeyi yakıştıramıyorsun. Halbuki "sosyal ilişki" bağlamında baktığında çok yakın dostluklarla sevgililik arasında fazla bir fark yok. Her zaman birliktesin, her şeyini paylaşıyorsun ve en sonunda artık kendini ona çok yakın hissetmediğin zaman anılar seni ele geçiriyor. Cümlenin sonuna bir nokta koyuyorsun ve pat, hemen daha önce neler yazmışsın görmek istiyorsun işte. Gördüklerin içine sinerse, yazdığının ne kadar güzel olduğuna mı sevinsen bittiğine mi üzülsen bilmiyorsun. Böyle salak salak analojiler işte..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzleşmek gereken, söylenmesi gereken o kadar çok bir şeyler var ki aslında. Ama kalsın istiyorum. Çünkü çok derinden biliyorum ki konuşunca çirkin olacak. Ne gerek var? Ben yaşadıklarımdan memnunum, memnun olmadığım yerleri yaşandığı anda atlattım bitti zaten. Kimsenin bu saatten sonra kinci gibi görünmesini istemem, ne kendimin ne onun. Çünkü gerçek şu ki, hepimiz çok kinci yaratıklarız ve kin sadece kötü anları akla getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir aydır hissettiklerimi kendime not düşeyim istedim. Çünkü biraz kendime geldim, artık evde durabiliyorum. Yoksa onun okumayacağını biliyorum, o kadar da alakasızdık yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4437574837617771471?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4437574837617771471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/sol-yanmda-altpatlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4437574837617771471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4437574837617771471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/sol-yanmda-altpatlar.html' title='Sol Yanımda Altıpatlar'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3105367105227414741</id><published>2012-01-01T16:02:00.000+02:00</published><updated>2012-01-01T16:02:58.044+02:00</updated><title type='text'>Yeni Yılın İlk Muhabbeti</title><content type='html'>1 Ocak öğleni, yani birkaç saat önce, elimde eşek ölüsü ağırlığında valizimle evime doğru ilerliyorum. Ben yokken İstanbul'a yağmur yağmış, ya da kar yağmış erimiş galiba zira sokaklar ıslakımsı. Benim babetler kaymaya yer aradığı için serçe gibi seke seke yürüyorum. Tabi hem yüklü olduğum için hem de cüssece serçeye nazaran epey büyük olunca çok hoş bir görüntü olmuyordur, heraldaysa, dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evime ulaşmadaki son sokak merdivenli. Bu nedenle aşağı bile insem elimde valiz olunca zorluyor biraz. Oradan yavaş yavaş ineyim diye pozisyonumu ayarlarken merdivenin aşağısından yedi sekiz yaşlarında tombilik bir çocuk bana sesleniyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abla! Kapak var mı?&lt;br /&gt;- Ne var mı?&lt;br /&gt;- Kapak kapak. Su şişesi kapağı filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü uçuşumda amirden sonraki en kıdemli eleman demek olan "bir numara" idim. Bizim uçaklarda bir süredir kapak toplama kampanyası başladı. Toplanılan kapaklarla engellilere tekerlekli sandalye alınıyormuş. Çok da iyi güzel oldu zira uçakta tüketilen içecekleri sefer sayısıyla çarpınca sonuçta epey güzel sayılar elde edilebiliyor. Uçuş boyunca uçağın arka tarafından ve ikramın hemen hepsinden sorumlu olan bir numara "kapak toplanacak" demediği sürece pek toplanmıyor maalesef. Asında toplanır da, o kadar harala gürele oluyor ki küçücük ortamda, kapak toplamak için ekstra enerji, sabır ve özen gerekebiliyor. Ben de bugünkü uçuşumda aynı harala gürele, gecenin köründe kalkmaktan ve saat farkından kaynaklanan uykusuzluğun verdiği enerji düşüklüğü ile kapak filan toplamadım. Ama vicdanım elvermedi, bir dahakine söz deyip durdum kendi kendime. Tüm bunların üzerine çocuk bana bunu sorunca bir savunma yapasım geldi birden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ay olmaz mı, var da... Biz uçakta topluyoruz onları.&lt;br /&gt;-Var mı yani yanında?&lt;br /&gt;- Yanımda yok be güzelim be. Ama biz de topluyoruz yani. Ohooo çok topluyoruz hem de..&lt;br /&gt;- (Yanında yoksa ne konuşuyorsun yaprağım der gibi bir bakışla) Kaç tane topladın sen?&lt;br /&gt;- Ben mi? 100 filan vardır. Sen ne için topluyorsun bakayım bu kapakları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi savunma sırası çocuğa geçmişti. Onun da vicdanıyla bir alıp veremediği varmış meğerse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben engelliler için topluyorum abla. Bilgisayar için toplamıyorum. Engellilere...&lt;br /&gt;- Allala? Bilgisayar için de mi toplanıyormuş bunlar?&lt;br /&gt;- Evet ama o beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Çünkü ben engelliler için topluyorum.&lt;br /&gt;- Eheheh aferin canım benim, aferin bakayım sana..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir insan bir çocukla konuşmayı hiç mi beceremez yahu? Nasıl geriliyorum belli değil.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sonra uçak filan dediğimi hatırladı tomurcak:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;- Abla sen uçakta mı çalışıyorsun?&lt;br /&gt;- Evet canım benim.&lt;br /&gt;- İçinde mi?&lt;br /&gt;- Eheheh, içinde içinde..&lt;br /&gt;- Korkmuyor musun?&lt;br /&gt;- Ayol niye korkayım. Korkacak vakit olmuyor zaten.&lt;br /&gt;- Bir yerlere gidiyor musun peki?&lt;br /&gt;- E gidiyorum tabi. Bak mesela Kazakistan'dan geldim şimdi.&lt;br /&gt;- Nereden?&lt;br /&gt;- Kazakistan.&lt;br /&gt;- Ha.. Annen kızmıyor mu gitmene?&lt;br /&gt;- Yok, kızmıyor. Git diyor hatta.&lt;br /&gt;- Abii! Aa şu çöpçü abi.. Abi... Kapak var mı?&lt;br /&gt;- Ne kapağı lan?&lt;br /&gt;- Su şişesi kapağı filan..&lt;br /&gt;- Ne kapağı be, git len tombik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun dikkatini daha fazla üzerimde tutamadım. En son beceriksizce yanağını okşadım. Aferinledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3105367105227414741?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3105367105227414741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/yeni-yln-ilk-muhabbeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3105367105227414741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3105367105227414741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2012/01/yeni-yln-ilk-muhabbeti.html' title='Yeni Yılın İlk Muhabbeti'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2342224284894743387</id><published>2011-11-21T22:05:00.000+02:00</published><updated>2011-11-21T22:05:46.118+02:00</updated><title type='text'>Ahwak (Seni Seviyorum)</title><content type='html'>Az önce Kahire Zamanı (Cairo Time) adlı filmi izledim. Epey klişe nir romantik film ama Kahire sahneleri ve başroldeki büyülü gözlü &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0796502/"&gt;Alexander Siddig&lt;/a&gt; sayesinde çok beğendim. Ancak arada çalan Ümmü Gülsüm şarkısı ve hemen aşağıda videosunu paylaştığım şarkının filmden daha çok hastası oldum. Bahsettiğim Ümmü Gülsüm (batıda Umm veya Oum Kulthum diyorlar) şarkısını bir türlü bulamadım -buldum ama sözsüzdü daha doğrusu. O yüzden bu şarkıyı paylaşayım diyorum. Abdil Halim söylüyor, Ahwak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/oMpj23K3gso?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" width="459"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2342224284894743387?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2342224284894743387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/ahwak-seni-seviyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2342224284894743387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2342224284894743387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/ahwak-seni-seviyorum.html' title='Ahwak (Seni Seviyorum)'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/oMpj23K3gso/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8071338677943881545</id><published>2011-11-10T23:48:00.001+02:00</published><updated>2011-11-10T23:50:51.559+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sCL49ZPzhlY/TrxGvLuQpnI/AAAAAAAABqM/M12Rs4sqWGE/s1600/solidity-eric-rabbers.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-sCL49ZPzhlY/TrxGvLuQpnI/AAAAAAAABqM/M12Rs4sqWGE/s1600/solidity-eric-rabbers.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;güzel olabilmen için bir bakan/gören/gözleyen göz elzem&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8071338677943881545?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8071338677943881545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/guzel-olabilmen-icin-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8071338677943881545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8071338677943881545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/guzel-olabilmen-icin-bir.html' title=''/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-sCL49ZPzhlY/TrxGvLuQpnI/AAAAAAAABqM/M12Rs4sqWGE/s72-c/solidity-eric-rabbers.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-9011911664443011778</id><published>2011-11-04T22:58:00.000+02:00</published><updated>2011-11-04T22:58:50.653+02:00</updated><title type='text'>Pixar - Lifted</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/pY1_HrhwaXU?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="270" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-9011911664443011778?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/9011911664443011778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/pixar-lifted.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9011911664443011778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9011911664443011778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/11/pixar-lifted.html' title='Pixar - Lifted'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/pY1_HrhwaXU/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-6340407652220737672</id><published>2011-10-31T11:03:00.000+02:00</published><updated>2011-10-31T11:03:27.645+02:00</updated><title type='text'>Ankara Nox</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/ngMJbR74slQ?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="270" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-6340407652220737672?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/6340407652220737672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/ankara-nox.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6340407652220737672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6340407652220737672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/ankara-nox.html' title='Ankara Nox'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/ngMJbR74slQ/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8571187315843739059</id><published>2011-10-24T10:17:00.000+03:00</published><updated>2011-10-24T10:17:58.737+03:00</updated><title type='text'>Müslüm Gürses - Nihavent Saz Semaisi ( Aşk Bu Değil)</title><content type='html'>Birsen Tezer'den Aşk Bu Değil adıyla da dinleyebilirsiniz. Ama ben bu Müslüm gürses versiyonunu daha bir çok sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aşk bu değil, yapma güzel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen insanı güldürürsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevişirken güzel güzel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen insanı öldürürsün."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src="http://www.youtube.com/embed/aFLmElRhtos?fs=1" allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" width="459"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8571187315843739059?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8571187315843739059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/muslum-gurses-nihavent-saz-semaisi-ask.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8571187315843739059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8571187315843739059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/muslum-gurses-nihavent-saz-semaisi-ask.html' title='Müslüm Gürses - Nihavent Saz Semaisi ( Aşk Bu Değil)'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/aFLmElRhtos/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3138374376703450658</id><published>2011-10-19T21:39:00.001+03:00</published><updated>2011-10-19T21:40:52.709+03:00</updated><title type='text'>O Taş Cüce Otursun Oturduğu Yerde</title><content type='html'>Her genç kız gibi Amelie filmini seven bir yapım var. Geçenlerde tekrardan açtım izledim. Bildiğiniz gibi (evet hepiniz izlediniz, biliyorum) filmde bir hostes (kabin memuru) kızımız Amelie'nin izteği üzerine ecnebilerin bahçeye koyduğu cüce heykalciğini gittiği her yere taşıyor ve orada bir fotoğrafını çekerek Amelie'nin babasına gönderiyor. Misal:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1yXQNj5dT24/Tp8WfD8KjyI/AAAAAAAABp0/-yqxttdOwe4/s1600/dwarf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-1yXQNj5dT24/Tp8WfD8KjyI/AAAAAAAABp0/-yqxttdOwe4/s320/dwarf.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Filmi izledikten yıllar sonra şimdi bir kabin memurunun gözüyle size bir yorum yapmak istiyorum: Bırak en sevdiğin arkadaşını, babanın oğlu için bile taştan bir cüceyi oradan oraya, "pijama koymayayım, soğuksa pantolonla yatarım nolcek" diye hesaplara girerek hafifletmeye çalıştığın valizinin içinde asla taşımazsın! Bitti. O valizi evden havaalanına, aprondan uçağa, uçaktan körüğe, otelden ne bileyim nereye taşıyan sensin sonuçta. Ben misal, yeni eve taşındım ve dairem dördüncü katta. Asansörüm yok. Yani diyeceğim o ki, illa birine bu minvalde bir mesaj filan vermeyi düşünüyorsanız fotoşap diye bir şey var ama değil mi? Ona uğraşırım her türlü, ama valizimde taş taşıyayam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de işin şehir gezintisi boyutu var. Kırk yılda bir gittiğim seferde şehri gezme şansım olacak. Fotoğraf makinemin çantası büyük diye bile ekip benimle dalga geçerken fotoğrafını çekmek üzere yanımda cüce heykeli taşısam başkanlığa "güvenliğe aykırı durum" raporu yazarlar eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle, cık. O iş olmaz. Filmin tamamı fantazya olabilir, ama bence en inandırıcı olmayan kısmı bu olmuş. Ya. Ya.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3138374376703450658?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3138374376703450658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/o-tas-cuce-otursun-oturdugu-yerde.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3138374376703450658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3138374376703450658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/o-tas-cuce-otursun-oturdugu-yerde.html' title='O Taş Cüce Otursun Oturduğu Yerde'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1yXQNj5dT24/Tp8WfD8KjyI/AAAAAAAABp0/-yqxttdOwe4/s72-c/dwarf.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5809794261016047205</id><published>2011-10-19T21:20:00.000+03:00</published><updated>2011-10-19T21:20:30.892+03:00</updated><title type='text'>Dünya Ülkeleri Sonunda Niyetini Belli Etti</title><content type='html'>Yeni mesleğim olan hosteslik gereği dünyanın çeşitli yerlerini görmekteyim. Şimdiye kadar az biraz Orta Asya, bolca Avrupa şehri gördüm. Velhasıl o kadar gezdim tozdum, tek yaptığım &lt;a href="http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=130909"&gt;şu Zaytung haberi&lt;/a&gt;ni doğrulamak oldu ehehehe:&lt;br /&gt;(Bir takım izlenimler vs. yazacağım daha sonra. Ancak şimdi hala döne döne güldüğüm şu haberi bir paylaşayım izninizle :)) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Dünya Ülkeleri: "Politikalarımızı belirlerken temel motivasyonumuz, Türkiye'ye mümkün olabildiğince fazla zarar vermek"&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler'in New York'taki merkezinde bir haftadır devam eden Dünya Parlamentosu Genel Değerlendirme toplantılarında dün, Ortadoğu'daki son durumla ilgili değerlendirmeler kapsamında Türkiye maddesi masaya yatırıldı. Dünya ülkelerinin lider ve temsilcilerinin hazır bulunduğu toplantıda, dünyadaki her ülkenin temel amacının esas olarak Türkiye'ye mümkün mertebe zarar vermek olduğu konusunda mutabakata varan temsilciler, kamuoyunun aklındaki pek çok soru işaretine de açıklık getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Ortadoğu Projesi mercek altında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturumun açılışında Büyük Ortadoğu Projesi'nde gelinen noktayı özetleyen raporun okunmasının ardından söz alan Fransız Dışişleri Sözcüsü Jean Michel LaForgiere, Türkiye'nin bölgedeki hassas rolü ve stratejik önemiyle ilgili Fransa hükümetinin değerlendirmelerini aktarmasının ardından, konuşmasını "Mesafelerin ortadan kalktığı, iletişim araçları sayesinde artık her şeyin açıkça ve anında konuşulabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bugün artık herkes dünyadaki tüm devletlerin, hükümetlerin ve halkların temel amacının Türkiye'ye zarar vermek olduğunu biliyor. İnternet diye bişey var yani..." sözleriyle, sınırların anlamını yitirdiği ve şeffaflığın egemen olduğu böyle bir çağda, artık bazı şeyleri saklamaya çalışmanın manası olmadığının altını çizerek sonlandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japon delege şaşırttı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Dışişleri Sözcüsünün konuşmasının ardından genel kurul salonunda bir rahatlama havasının oluştuğu gözlerden kaçmazken, LaForgiere'den sonra söz alan Japon delegesi Asako Itowaki, "Büyük Ortadoğu Projesi'nin sac ayaklarından biri" olarak nitelendirdiği Türkiye hakkında bugüne değin kapalı kapılar ardında konuşulan bazı şeylerin artık açık açık söylenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Itowaki, Türkiye'nin ne zaman bölgede önemli bir güç haline gelme ihtimali oluşsa, tüm dünya ülkeleri olarak birleşerek bunun önüne geçmek için mümkün olan her şeyi yaptıklarını belirtirken, yakın tarihten bu yana bölgede meydana gelen tüm büyük olayların, Birinci ve İkinci Körfez Savaşı'ndan tut İsrail Filistin çatışmalarına, Arap Baharı adı verilen son dönemdeki olaylara kadar her şeyin Türkiye'nin bölgedeki inanılmaz etkisini dengelemek için planlandığını itiraf etmekten kaçınmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünya politikasındaki tüm büyük oyunlar, Türkiye düşünülerek planlanıyor"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün halen de dünyada olan biten büyük olayların tamamının Türkiye'yle ve ona zarar vermekle alakalı olduğunu vurgulayan Itowaki'nin, "Koskoca Ortadoğu coğrafyasında, isyancısından hükümet güçlerine, işgalcisinden silahlı kuvvetine sayısız insan bir ideal uğruna can verdi. Neden? Türkiye'nin yükselişini önlemek için. ABD'si bir yandan İngilizi beri yandan, Rusya'sı öte yandan, onları bırak gururumuz ve efendiliğimizle tanınan biz Japonlar bile gerek açıktan gerek el altından milyon dolarlar yıktık bu olaylara. Hadi Avrupalısı Amerikalısı neyse, Çad ve Nijer'e varana kadar en sıkıntılı durumdaki ülkeler bile durumları yettiğince üç beş demeden katkıda bulundular. Niye? Tabii ki Türkiye'nin kendi içinde huzur ve barış içerisinde yaşayamaması için. Tüm bunlara rağmen ayakta kalmayı başaran bir ülkenin, bir milletin o mübarek ellerinden öperim ben arkadaş!" sözlerinin ardından kısa bir baygınlık geçirmesiyle oturuma ara verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturuma, Japon delegeye ilk müdahalenin yapılması ve hastaneye kaldırılmasının ardından söz alan ABD temsilcisi Michael Conway'in konuşmasıyla devam edildi. Conway, "Bugün burada açık açık konuşulan şeyden Türkiye kamuoyunun uzunca bir süreden beri haberdar olduğunu, istihbarat raporlarımıza dayanarak net bir şekilde söyleyebilirim. Devletiyle hükümetiyle, halkıyla şirketiyle dünyadaki tüm ülkeler için Türkiye ile uğraşmaktan, onların güçsüz, dertli duruma düşmesinden büyük bir zevk, bundan önemli bir merak olmadığını bir süredir zaten biliyorlar." şeklinde konuşurken, dünya ülkelerinin Türkiye'nin yıkılması veya bölünmesini istediği iddialarını ise kesin bir dille yalanladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'yi yıkmak istemiyoruz"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sayın Türkiye halkı dikkat edecek olursa, son 70 küsür senedir ne zaman düzelecek gibi olduysanız, tam o ara bişey çıkıyor, siz yine çöküyorsunuz. Dışişlerini toparlıyorsunuz, tam AB'ye gireceksiniz diyelim, çaaat ekonomik kriz patlıyor. İçerde mali reformlar yapıyorsunuz, ekonomi birkaç sene güç bela toparlanır gibi oluyor; biz tam o ara çakıyoruz depremi, yine papazın bağını görüyorsunuz." diyen Michael Conway, ne ABD'nin ne diğer ülkelerin Türkiye'nin bölünmesinden veya yıkılmasından bir çıkarı olmadığını açıkça belirtirken, "Biz sizin ne tam düze çıkabilmiş, ne de iyice batabilmiş, iki arada bir derede halinizi, o çırpınmanızı seyretmeyi seviyoruz. İşin esas zevki o debelenme kısmında, işin tam kaymağı o işte..." mesajıyla Türk kamuoyunu rahatlatmayı da ihmal etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin tutumu dikkat çekti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantının kapanış konuşmasında söz alan BM Basın Sözcüsü Gerhardt Wünschelruten, her sene Ağustos ayında Brüksel'de toplanan BM Genel Değerlendirme toplantıları tarihinde ilk defa tüm ülkelerin oybirliğiyle ve tam mutabakatıyla bir karar alındığını kaydederken, "Bu işin içinde olan Dünyanın tüm ülkeleri bir yana, Türkiye'nin de büyük bir demokratik olgunluk ve vizyon göstererek mutabakat metninin altına imza atmış olması, dünyada demokrasi adına katedilen yolu görmek açısından çok anlamlı" sözleri uzun süre alkışlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantılara Türkiye'yi temsilen katılan Dışişleri Daimi Temsilcisi Ersin Özbükey'in tezahüratlar ve alkışlar eşliğinde yabancı delegelerin omuzlarında bir süre genel kurul salonunda dolaştırılması ile sona eren oturumun ardından, Dünya liderleri ve temsilcileri BM Genel Merkezi'nin balo salonunda düzenlenen mini kokteylde gecenin geç saatlerine kadar kurtlarını dökme fırsatı buldular. Toplantıların bugünkü kısmına ise, İlluminati örgütü ve Dünyayı yöneten 8 ailenin temsilcilerinin, Dünya devletlerinin teklif ve önergelerini değerlendireceği oturumla devam edilmesi bekleniyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5809794261016047205?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5809794261016047205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/dunya-ulkeleri-sonunda-niyetini-belli.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5809794261016047205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5809794261016047205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/10/dunya-ulkeleri-sonunda-niyetini-belli.html' title='Dünya Ülkeleri Sonunda Niyetini Belli Etti'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-1619646979679421764</id><published>2011-06-29T16:59:00.000+03:00</published><updated>2011-06-29T16:59:39.470+03:00</updated><title type='text'>Görür Görmez Aşık Oldum Bu Güzel Resimlere...</title><content type='html'>Rın rın rın.. .böyle bir şarkı vardı di mi eskiden?&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/goog_1119190444"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.xipan.com/"&gt;Xİ - PAN&lt;/a&gt;'dan bahsediyorum. Az önce tesadüf ettim. Müthiş! Bir nevi modern Klimt -ki kendisinin de hastasıyız, o kadar oynadık eritemedik popüler kültür içinde. Ahabirkaç örnek (tıklayınca büyüyor), gerisi siesindeki galeride:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-wy6Wp2wApB4/TgsvdIxz50I/AAAAAAAABlo/-kdwU0WJ4TM/s1600/xipan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-wy6Wp2wApB4/TgsvdIxz50I/AAAAAAAABlo/-kdwU0WJ4TM/s320/xipan.jpg" width="245" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-SRCaVUT8q58/TgsveNLe5JI/AAAAAAAABls/6yNI-FWDev8/s1600/s-Siesta.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="264" src="http://1.bp.blogspot.com/-SRCaVUT8q58/TgsveNLe5JI/AAAAAAAABls/6yNI-FWDev8/s320/s-Siesta.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-DNd5c30XMew/TgsvoepNZNI/AAAAAAAABlw/QSbbnBBvRoo/s1600/s-Woman-on-Yellow-Background.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-DNd5c30XMew/TgsvoepNZNI/AAAAAAAABlw/QSbbnBBvRoo/s320/s-Woman-on-Yellow-Background.JPG" width="257" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-1619646979679421764?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/1619646979679421764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/gorur-gormez-ask-oldum-bu-guzel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1619646979679421764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1619646979679421764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/gorur-gormez-ask-oldum-bu-guzel.html' title='Görür Görmez Aşık Oldum Bu Güzel Resimlere...'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-wy6Wp2wApB4/TgsvdIxz50I/AAAAAAAABlo/-kdwU0WJ4TM/s72-c/xipan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-6432841011734154489</id><published>2011-06-25T23:08:00.000+03:00</published><updated>2011-06-25T23:08:08.663+03:00</updated><title type='text'>Fotoğrafları Pek Güzel Blog</title><content type='html'>Buraya bakılır, zararı olmaz yararı olur (bir dede sana bir şey önerirken ne diyorsa onu diyorum. O da böyle der. Dedeler der.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://color-humano-daniel-casares-roman.blogspot.com/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_tYZSBv209M/TgZADJmCiPI/AAAAAAAABlk/N97byoAoL90/s1600/daniel%2Bcasares%2Broman%2B1060.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/-_tYZSBv209M/TgZADJmCiPI/AAAAAAAABlk/N97byoAoL90/s400/daniel%2Bcasares%2Broman%2B1060.jpg" width="277" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-6432841011734154489?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/6432841011734154489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/fotograflar-pek-guzel-blog.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6432841011734154489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6432841011734154489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/fotograflar-pek-guzel-blog.html' title='Fotoğrafları Pek Güzel Blog'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_tYZSBv209M/TgZADJmCiPI/AAAAAAAABlk/N97byoAoL90/s72-c/daniel%2Bcasares%2Broman%2B1060.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3085019768375853870</id><published>2011-06-25T23:03:00.000+03:00</published><updated>2011-06-25T23:03:23.488+03:00</updated><title type='text'>"Bulmam Lazım"</title><content type='html'>Başlıktaki manaya gelen "preciso me encontrar" adlı şarkıyı bu resme bakarken bir dinle bakalım. Değişik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-hI_n8g-MS2Y/TgY-tTw-tvI/AAAAAAAABlc/0MRLtC068WU/s1600/Autochrome+-+Auguste+and+Louis+Lumi%25C3%25A8re.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="228" src="http://1.bp.blogspot.com/-hI_n8g-MS2Y/TgY-tTw-tvI/AAAAAAAABlc/0MRLtC068WU/s320/Autochrome+-+Auguste+and+Louis+Lumi%25C3%25A8re.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;object style="height: 390px; width: 640px"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/HN0_mN7fWa8?version=3"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/HN0_mN7fWa8?version=3" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="640" height="390"&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3085019768375853870?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3085019768375853870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/bulmam-lazm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3085019768375853870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3085019768375853870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/bulmam-lazm.html' title='&quot;Bulmam Lazım&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-hI_n8g-MS2Y/TgY-tTw-tvI/AAAAAAAABlc/0MRLtC068WU/s72-c/Autochrome+-+Auguste+and+Louis+Lumi%25C3%25A8re.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-296047132138426219</id><published>2011-06-14T15:17:00.002+03:00</published><updated>2011-06-14T15:17:50.748+03:00</updated><title type='text'>"Anonymous" Basın Bildirisi</title><content type='html'>Merhaba Türkiye,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu metin; Anonymous oluşumu Türkiye üyeleri tarafından hazırlanan ilk resmi basın bildirisidir. Bu basın bildirisinde, sizlere oluşum hakkında bir miktar bilgi verecek, Türkiye'de uygulanacak sansür gerçeğine karşı düzenlenen operasyonu açıklayacak, bazı basın yayın organlarında yer verilen yanlış bilgilendirmelerin altını çizecek ve operasyon ile ilgili olarak hedeflerimiz, beklentilerimiz ve de bundan sonrasında nasıl bir yol izleneceği gibi stratejik kararları birinci ağızdan ileteceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlardan önce, Anonymous oluşumunun 12 Haziran 2011 seçimleri süresince Türkiye Operasyonuna arada verdiğini ve seçimler bitip sonuçlar açıklanana kadar operasyon yapılmayacağı kararının kesin olarak alındığını siz Türk halkına ve basın mensuplarına önemle iletmek isteriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anonymous oluşumu; küresel bir yapılanma olup özellikle Wikileaks belgelerinin açıklanmasına destek olması ve ambargo ilan etmiş olan Paypal, Visa ve MasterCard gibi kurumlara karşı operasyon düzenlemesi ile adını duyurmuştur. Bunun yanı sıra, pek çok ülkede özgürlükleri sansürleyen ve gerçekleri halktan gizleyen kurum ve kuruluşlara karşı uyarı amaçlı operasyonlar gerçekleştirerek sistemin yanlış işleyişi ve sansür gerçeğini tüm insanların gözleri önüne sermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlerin de bildiği gibi, Anonymous oluşumu, “Operation Turkey” adı altında, Türkiye'de 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe geçirilmesi düşünülen sansür ve filtre uygulamasının, Türk halkının özgürlüklerinin kısıtlanmasına dair tehlikeli bir uygulama olacağı üzerinde fikir birliğine vararak fikir özgürlüklerine karşı sansür uygulayan kurumlara operasyon düzenleyeceğini resmen açıklamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyon Türkiye; Türkiye'de sansür uygulama kararı alan devlet kurumları, TIB, BTK ve alt kurumları ile sansüre destek veren diğer kurumlara karşı gerçekleştirilmektedir. Operasyonun hiç bir aşamasında, herhangi bir bilgi değişikliği ve sızma girişimi söz konusu değildir. Operasyon, ilgili kurumların hizmet veren sunucu sistemlerine karşı, hizmetin meşgul edilmesi ve cevap veremez duruma gelmesi boyutunda gerçekleştirilmektedir. Anonymous oluşumunun yürüttüğü bu operasyonun amacı, Türk halkına ve kurumlara, sansürün tam olarak ne olduğunu ve nasıl sonuçlar doğurdugunu göstermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anonymous oluşumu tarafından yürütülen bu operasyonla ilgili bazı basın ve yayın organlarında gerçek dışı bilgilere yer verilmiştir. Bunlardan en önemlisi operasyonun dış ülkeler ve özellikle Amerika tarafından Türkiye'ye karşı düzenlendiğidir. Bu kesinlikle doğru değildir. Operasyonu koordine eden ve kararları alan oluşum üyelerinin çoğunluğu yurt dışında veya yurt içinde yaşayan Türk vatandaşlarıdır. Ayrıca operasyonun yürütme noktası Türkiye sınırları içerisinde bulunan bir noktadır. Basında yer alan bir başka önemli haber ise TIB'ın yayınladığı basın bildirisidir. Bu basın bildirisinde sistemlerinin çalışır durumda olduğu ve operasyonun kendilerini etkilemediğini açıklamışlardır. Bu kesinlikle yanlış bir bilgidir. TIB operasyondan bir gün önce kiralık bir güvenlik firması ile anlaşarak dışarıdan destek almış ve şartnamede “index sayfasının erişilebilir olması” şartını koymuştur. Anonymous tarafından yapılan operasyonun daha ilk aşamasında TIB yönüne yapılan tüm yurtdışı bağlantılar Telekom kurumu tarafından engellenerek index sayfası sanal web sunucuları üzerinde taşınmaya başlamıştır. Bu da çözüm olmadığında yurt dışı DNS sunucularından gelen isteklere cevap vermeyecek şekilde önlem alınarak, aslında TIB kendisini yurt dışına kapatmış ve bizzat kendisine sansür uygulamıştır. Şu anda BTK ve TIB sitelerine yurt dışından yapılan web istekleri ve DNS istekleri engellidir. Anonymous TIB'in kendine sansür uygulamasını sağlamıştır ve operasyonun ilk hedefi başarılı bir şekilde sonuçlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anonymous Türkiye üyelerinin yaptığı tespitlerde, TIB'e ait olan DNS sunucularından birinin tamamen iflas etmiş olduğu ve iç ağında ip değişikliğine giderek DNS sunucularını değiştirdiği görülmüştür. DHMI, DPT ve diğer kurum sitelerine yapılan operasyon ise önceden haber verilmeksizin düzenlenerek, oluşum içerisinde alınan stratejik bir kararla gerçekleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyon Türkiye'nin ana hedefi, Türk halkına karşı sansür uygulamakta ısrar eden devlet kurumlarına sansürün ne olduğunu göstermek ve sansür gerçeği karşısında çaresiz düşen Türk halkının sesi olup bu adaletsizliğe dur demektir. Operasyonlar sansür kararı resmen iptal edilene ve şu anda sansürlenen 60.000 üzerinde siteye uygulanan sansür kalkana kadar devam edecektir. Operasyona bağlı devam eden atakların boyutu ve şiddetine dair şu anda sizlere bir bilgi sunamıyor olmanın üzüntüsü ile beraber her geçen gün daha da yoğun olarak gerçekleştirileceğine ve farklı atak tipleri kullanılacağına dikkatinizi çekmek istiyoruz. Sürdürülen operasyonlarda kesinlikle bilgilerin çalınması ve değiştirilmesi, sızma yapılması ve bilgilerin yayınlanması söz konusu değildir. Anonymous oluşumu operasyonlarında bu noktaya dikkat ederek net bir duruş sergileme kararı almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak; Anonymous tarafından sürdürülen “Operation Turkey” isimli operasyon 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra yoğun bir şekilde devam edecek, sansürlenen sitelere erişimin engellenmesinin iptal edilmesi ve sansür kararının iptal edilmesi ilan edilene kadar devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ana kadar operasyonda izlenen politika gereği yapılan ataklar, planlanan operasyon gücünün yüzde otuzu oranındadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde konumlandırılmış farklı alt ekipler tarafından sürdürülen operasyonda bugüne kadar ortalama 18 gbit trafik gerçekleştirilmiştir. Sizlerle sadece bu istatistiksel veriyi paylaşabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürütülen bu operasyon sürecinde bir sunucumuza ayyıldız ismi verilen bir grup genç saldırı düzenlemeye kalkışmış ve çok hızlı bir şekilde engellenmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalarda ayyıldız ismi verilen ekibin eğitimsiz olduğu, hazır programlar kullandığı ve çok basit yöntemlerle hareket ettiği raporlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anonymous oluşumu içerisinde, hem diğer ülkelerden hem de Türkiye içerisinden pek çok üye bulunmakla beraber bu üyeler genellikle üniversite eğitimli, kendi yazılımlarını geliştirebilen ve kendi kodunu yazan üyelerdir. Kullanılan bütün yazılımlar oluşum üyeleri tarafından geliştirilmiş olup Açık Kaynak Kod Standartlarına göre kodlanmıştır. Yazılımlar ve sistemler her geçen gün geliştirilmekte ve oluşumumuz her geçen gün büyümektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen kendisine hacker ismi veren küçük ekiplerin yanlış haberlerine kanmayınız. Bu grupların yaş ortalaması 13 – 14 olarak tespit edilirken Anonymous oluşumunun yaş ortalaması 30 ila 35 arasındadır. Anonymous oluşumunun her üyesi dünyada ve Türkiye'de önde gelen üniversitelerde çok iyi bir eğitim almış olmakla birlikte önemli konumlarda çalışan insanlardır.&amp;nbsp; Oluşum üyelerinin pek çoğu ödüllü güvenlik uzmanlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak; Anonymous oluşumunun kesinlikle resmi bir web sitesi, resmi mail adresi ve facebook, twitter gibi sosyal ortamlarda resmi bir hesabı olmadığının altını çizmek isteriz. Anonymous oluşumu, herhangi bir siyasi görüş, etnik köken veya ırk çerçevesinde hareket etmemektedir. Herhangi bir siyasi oluşuma bağlı da değildir ve her zaman böyle kalacaktır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımızla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anonymous Oluşumu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-296047132138426219?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/296047132138426219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/anonymous-basn-bildirisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/296047132138426219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/296047132138426219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/06/anonymous-basn-bildirisi.html' title='&quot;Anonymous&quot; Basın Bildirisi'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-7370087934539700058</id><published>2011-04-21T11:29:00.002+03:00</published><updated>2011-04-21T11:42:25.376+03:00</updated><title type='text'>Edep Ya resulallah!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;amp;ArticleID=1045778&amp;amp;Date=11.04.2011&amp;amp;CategoryID=77"&gt;Şu olayı duymuştunuz değil mi&lt;/a&gt;? Başbakan Erdoğan'ın kızı tiyatroda kendine ve başörtüsüne "hakaret" edildiği gerekçesiyle tiyatro oyununun ortasında salonu terk etmişti.  Daha sonra ise Facebook'ta olaya ilişkin bir mektup yayınlamıştı. Okumaya üşenenler için olayın özeti şöyle: Sümeyye Hanım en önde oturduğu sırasından sakız çiğniyor, oyuncu buna sinirlenip kaç göz yapıyor, küçük hanım da "vay efendim sen bana başörtülü olduğum için saygısızlık ediyorsun" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/04/11/fft16_mf699657.Jpeg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/04/11/fft16_mf699657.Jpeg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Ben&lt;/span&gt; diyorum ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;akıl almaz olaylar silsilesi bir mektup olmuş. olayın asıl &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;normal&lt;/span&gt;iğini görmek için bir de şöyle okuyalım bu yazıyı mesela:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"cuma akşamı iki arkadaş tiyatroya gittik. ankara büyük tiyatroda genç osman'a. ikimiz de &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;gömlekli&lt;/span&gt;yiz ve bir tek orada yer kaldığı için en öndeyiz. yolda gelirken de kuru fasulye yemiştim ve bu benim için çok normal bir şey olduğu için yolda da oyunda da sesli bir şekilde &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;osura osura &lt;/span&gt;rahatlıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her  şey gayet normal giderken oyunun orta yerinde (yeniçerilerin göbek  atarak alem yaptığı sahnede) en öndeki iki oyuncudan biri bir yandan bir  ileri bir geri oynarken bir yandan da en öne geldikçe bana bakarak kaş  göz işareti yapmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilkinde ne olduğunu anlamadık.  sonrasında eliyle arkasını gösterme suretiyle osurma hareketi yapınca  durum anlaşıldı. fakat öyle yapmasa da durum belliydi, çünkü adam aslen  osurmama değil değil, gömleğe takmıştı!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerisine lüzum yok.  efendim tiyatroda sakız çiğnemek de, osurmak da ayıptır. osurmanın nasıl  gömlekle bir alakası yoksa, sakız çiğnemenin de başörtüsüyle alakası  yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başörtülü olduğu için haklarından mahrum kalan halkımı buradan bir &lt;a class="gb" href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=bar%c4%b1%c5%9f+uygur"&gt;barış uygur&lt;/a&gt;  güzelliğiyle tenzih ederim fakat beni bu tenzihi yazmak zorunda bırakan  zihniyeti de çok fena kınıyorum. tamamen kişisel bir suçu örtmek için  ait olunan kimliğin / azınlığın / topluluğun toplum gözündeki hassas  noktalarınından istifade etmek ne kadar büyük ayıp, ne büyük  çıkarcılıktır! kın kın kın.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levent Kazak da &lt;a href="http://leventkazak.tumblr.com/post/4658862543/tiyatro-ciklet-ve-sehven-bakan-tiyatro"&gt;kendi bloğunda demiş ki:  &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tiyatro, ciklet, ve sehven bakan..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tiyatro&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tiyatro konusunda hiç gelenekçi olmadım. tiyatronun kutsallığı konusunda abartılı fikirlere sahip değilim. elindeki ayakkabının deliğine üzülen bi ayakkabı tamircisinin kutsallığı neyse, tiyatro da bende odur. türbana hiç karşı olmadım. bu yüzden suçlandım da. siyasi bi sembol olarak da kullanıldığını bildiğim halde, ‘bireysel özgürlük’ ve ‘siyaset’i birbirinden ayrıştıracak hiçbir araç olmadığının da bilincindeydim. ama tiyatro benim alanımdır. yıllardır faal tiyatro yapmadığım halde tiyatro kulislerinde büyüdüm, tiyatro evim oldu. değerli ustalarla çalıştım, onların ağzına baktım, aynı sahneyi paylaştım, yazdım, çizdim, oynadım. gösteri dünyası raconlarını bilirim. bunlar özel tiyatrolarda da, DT’de de aynıdır, kaldı ki dünyada da öyle. pek haz etmediğim, çok ekonomik kullandığım bir kelimedir ‘evrensel’, ama tiyatro evrenseldir. ve çok farklı biçimleri, yolları, dünyaları, dilleri vardır tiyatro anlatımının. tiyatro mekanı o oyunu hazırlayanlarının alanıdır. yazarın, yönetmenin ve en sonunda da oyuncunun. hazırlanan oyun seyirciyi çağırır ve buluşma gerçekleşir. bu buluşmada ev sahibi oyuncudur, seyirci ise misafir. bu komşu misafirliği gibi bir şey değildir, ‘misafir umduğunu değil bulduğunu yer!’ ya da ‘misafire saygıda kusur olmaz!’ gibi durumlar yoktur. Seyircinin beğenmeme, alkışlamama, çekip gitme gibi hakları vardır, bu dürüst bir reaksiyondur. laf bile atabilir. - bizler o atılan laflara cevap vere vere oyuncu olan bi kuşağız - oyun her zaman interaktiftir. direkt ilişki kurulmasa da birbirini dinlersin, o senin sesini dinler, sen onun gülüşlerini ve nefesini. sahnede oynanan oyun seyirciyi güldürmek, mutlu etmek zorunda değildir. oyun eğer oysa, rahatsız da edebilir. bu temasal bir rahatsızlık olabilir ya da oyuncu tarafından seyircinin bizzat gözüne bakarak söylenen bir replik!&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ciklet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oyunun sahnelenmesinde yönetmen yabancılaştırma öğeleri kullanmış olabilir. bu öğelerden biri de oyuncunun oyunun dünyasından çıkıp, seyirciyle doğrudan ilişki kurmasıdır. bu modern tiyatroda da kullanılan bir tekniktir. italyan ‘commedia dell’arte’ geleneği, bizim geleneksel meddahımız bu anlatım biçimi üzerine kuruludur. epik tiyatronun kurucusu bertolt brecht buradan beslenmiştir. cem yılmaz’ın gösteride hikayesini anlatırken kalkan bir seyirciye ‘çişin mi geldi?’ diye takılması, öncelikle bir doğaçlama değil, epik bir tekniktir. cem oyunu bozduğu için değil, bir fırsat bulduğu için atar o lafı, gösterinin bir parçasıdır. geri dönersek, oyuncular bu tür sahnelerde seyirciye bakar ve malzeme ararlar, kocasına sarılmış bir kadını, uyuklayan bir adamı, ciklet çiğneyen bir kızı arayıp bulurlar. bu durumdan malzeme çıkarırlar, durumla oynarlar. bu oyunun bir parçasıdır. tiyatroda buluşmanın altında , malzemesi insan olduğundan, büyük bir hoşgörü yatar. eğer seyirci rahatsız olup kalkarsa da, bu onun bileceği iştir, o gider, oyuncu oyununa devam eder. budur. şunu da eklemek isterim, sümeyya hanım kızımızın da kendine göre tripleri, alınganlıkları olabilir, kolay değildir başbakanın kızı olarak yaşamak. tabii bu da onun şahsi bi sorunu olmaktan öteye gitmez. tiyatro binlerce yıldır oradadır. bence hala buraya kadar bir kriz yoktur. asıl kriz bakan günay’ın devreye girmesiyle başlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sehven bakan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir bakanımız var, sanat işlerine filan bakıyor. ciklet olayından sonra çıkıyor ve söz konusu oyuncunun ve de tiyatronun kulağını çekiyor. diyor ki ‘oyununu seyirciye bakmadan oynayacaksın!’ tabii, sayın bakanımız tüm işlerin kendi yaptığı gibi yapıldığını sanıyor. ardından da yapıştırıyor, zaten ‘devlet tiyatroları kapanacak!’.&lt;br /&gt;kendisine doğrudan yolluyorum cümleleri, umarım adresine varır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayın bakan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizin göreviniz kurumunuzu korumaktır, onu yıpratmak, onu zayıflatmak, onu kapatmak değil. göreviniz, birilerine yaranmak adına, can havliyle, henüz tasarı halinde olan bir fikri nefretle zikretmemek, insanların kafalarında şüpheler doğurmamaktır. göreviniz sanata, tiyatroya saygı duymak, ona itaat etmektir, hakaret etmek değil. oyuncuya oyunculuk dersi vermek değil, özellikle anlamadığınız, yabancısı olduğunuz konularda, ve de yetkilerinizi yanlış anlayarak ahkam kesmemektir göreviniz. oyuncu yönetmeninin yönlendirdiği ve kendi bildiği gibi oynar. kültür bakanı olmak size sahneye burnunuzu sokma hakkı getirmez, siz idarecisiniz, sanatçı değil. sahne yazar, yönetmen ve oyuncuya aittir, madem sehven bakanlık yapıyorsunuz, sizin göreviniz biraz okumak, biraz öğrenmektir. tarihin göz göre göre gömülmesine izin vermek değil, üzerindeki toprakları kaldırmaktır göreviniz. sinemaları kapatmak değil, açmaktır, buldozerlerle heykel yıkmak değil, dikilmesine yardımcı olmaktır göreviniz. sizden talep edilen bu sanat cellatlığını kabul etmeyip, emekliliğinizi vicdan azabı içinde geçirmemenizi öneririm. kendinize, çevrenize, koltuğunuza ve de sanata sırtınızı dönerek yürüyorsunuz. bir damla saygı atarsanız eğer kenara, kullanırsınız ileride.&lt;br /&gt;levent.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-7370087934539700058?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/7370087934539700058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/04/edep-ya-resulallah.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7370087934539700058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7370087934539700058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/04/edep-ya-resulallah.html' title='Edep Ya resulallah!'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4264106872053038244</id><published>2011-03-30T13:38:00.002+03:00</published><updated>2011-03-30T13:40:37.456+03:00</updated><title type='text'>Dertliyim Ruhuma Hicranımı..</title><content type='html'>Bugün klasik müzik günü, Türk Sanat Müziği manasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet Yazar.&lt;br /&gt;Bu Ocak ayında kuzenimin düğününde dost hatrına birkaç şarkı söyledi. Sesi ve yorumu o kadar güzel ki, vallahi mest etti hepimizi. Hemen aşağıda paylaşacağım şarkıyı da söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dertliyim Ruhuma Hicranımı Sardım da Yine.." nam-ı diğer "&lt;i&gt;&lt;b&gt;Üzgünüm Leyla&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;" Orhan Veli'nin Dedikodu şiirinde de bahsi geçer:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,&lt;br /&gt;Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?"&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni bu şarkıyla resmen tanıştıran, duydukça kendisini andığım balım kuzenime gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Maalesef video emmeye de gömmeye de gelmiyor. Siniri oldum. Ne olacak sanki paylaşsak, çoğaltsak?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dolayısıyla sizi &lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=O2l0MqyKVyo"&gt;ahanda bu bağlantıya tıklamaya davet ediyorum&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt; Ama tıklayın mutlaka, pek muhteşem bir şarkı ve yorum.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4264106872053038244?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4264106872053038244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/03/dertliyim-ruhuma-hicranm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4264106872053038244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4264106872053038244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/03/dertliyim-ruhuma-hicranm.html' title='Dertliyim Ruhuma Hicranımı..'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8243365461358203072</id><published>2011-03-30T13:11:00.000+03:00</published><updated>2011-03-30T13:11:21.313+03:00</updated><title type='text'>Unut Beni Kalbimdeki Hicranla Yalnız Kalayım..</title><content type='html'>Bu şarkıyı ilk duyuşumu hiç unutmam. Babam sık sık udunu çıkarıp kendi kendine çalardı. Ama bu şarkıyı o zamana kadar söylediğini hiç hatırlamıyorum. Hatta çalmadığına eminim çünkü çalsa kesinlikle unutmazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün aklına geldi galiba, normalde çaldığı şarkılar bittikten sonra bunu çalmaya başladı. Ben o sırada oturma odasına yakın olan lavaboda ellerimi yıkıyordum, on iki on üç yaşında olsam gerek. Annem mutfakta. (Her gün aynı şarkıları dinlemekten ikrah ettiğimiz için hiçbirimiz babamın yanında oturmuyoruz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi babamın karşısındaki koltukta oturur şarkıyı dinlerken buldum. Çocukluğumdan beri yaşadığım bir şeymiş demek ki bu, bazen müthiş bir güzellik karşısında iradem dışında tepki gösteriyor bedenim. Seyrek de olsa daha sonra da başıma geldi; birden ayağa fırlamam, ağlamaya başlamam gibi. Özellikle müzik eserlerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam bu konuda anlıyor beni. Karşısında hipnotize olmuş gibi oturduğumu görünce hoşuna gitti. Ama babama bir kez "hoşuma gitti" dersen yandın, günde üç öğün yedirir sana,zorla kolundan tutar dinletir. Zamanında bir kere "ciğer severim" diyen annemin şimdi ciğerden nefretinin sebebi babamın bu aşırılıklarıdır misal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Baba, ne bu şarkı" dedim. "Yeni mi?"&lt;br /&gt;- "Unut beni kalbimdeki hicranla yalnız kalayım" dedi.&lt;br /&gt;- "Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım...Ne kadar hüzünlü!" dedim. "Ama aradaki sözsüz kısımlar çok güzel çoook!"&lt;br /&gt;- "Rast makamıdır bu şarkı. Güzeldir. Bir daha çalayım mı?"&lt;br /&gt;- "Çal!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkının bir kaydını sizin için ve de kendim arada sırada açıp dinelemk için buldum. Bir sürü yorum dinledim ama en doğrusu bu sanırım. Hele bir de iki kat hızlı çalındığı versiyonları var ki hiç tavsiye etmem. Ayrıca Emel Sayın'ın 1979 yılına ait bir kaydı var, çok güzel yorumlamış. Ama söylerken o kadar çok gülüyor ki, sinir oldum. "Kimsesiz bir yavru gibi kucağında ağlayayım" lafı ehehehe diyerek söylenir mi yahu? Ses kalitesi epey düşük olsa da en iyisi Alp Arslan olsa gerek. Buyrun gözlerimizi kapatalım, beraber tüylerimiz diken diken olsun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/x3qWwNCqtuo?fs=1" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8243365461358203072?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8243365461358203072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/03/unut-beni-kalbimdeki-hicranla-yalnz.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8243365461358203072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8243365461358203072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/03/unut-beni-kalbimdeki-hicranla-yalnz.html' title='Unut Beni Kalbimdeki Hicranla Yalnız Kalayım..'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/x3qWwNCqtuo/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-9037617304954041356</id><published>2011-02-23T16:18:00.000+02:00</published><updated>2011-02-23T16:18:49.884+02:00</updated><title type='text'>Cezve ve Fotoğraf Tecrübesi</title><content type='html'>Geçtiğimiz pazartesi günü Gaziantep'te idim. Gezmek için birkaç saatim vardı. Öncelikle hemen çıkıp bir yuvarlama, ardından da patlıcan kebabı yedim söylemesi ayıp. Daha sonra Bakırcılar Çarşısı namlı epey büyük bir çarşıya gittim. Hava soğuk ve kararmak üzere olduğu için acele acele gezerken, birbirinin aynı dükkanların arasından bana doğru gülümseyen bir dükkan gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartında yazdığı kadarıyla adı Etnoğrafik Nostalji Antik. İsmail Duymaz &amp;amp; Kerem Duymaz yazıyor altında. Ben bu Kerem ile muhattap oldum, hemen hemen benim yaşlarımda. Kendisi üç nesildir bakırcılık yaptıklarını, aslen Ermeni olduklarını, bu mesleği severek devam ettirdiklerini vs. anlattı. Daha sonra o muhteşem tepsileri, fincan "zarf"larını, kahve cezvelerini ve kutularını gösterdi. Kendi elleriyle işlemiş çoğunu.Tüm nakışların tek tek adlarını, hangi döneme ait olduklarını, hangi yörede kullanıldığını anlattı. Benim gözüm bir cezveye ilişti. Cezve olduğunu sonradan anladım daha doğrusu. Osmanlı'da sarayda kullanılan epey gösterişli bir şey, sarayda kullanıaln her şey gibi fonksiyonundan çok gösterişi var. Birkaç farklı işlemeli olan vardı ama ben buna taktım ilk görüşte. Diğerlerinden pahalıydı ama biraz pazarlık ettim aldım. Gittiğimde bakayım bari derseniz Komünist İsmail diye bilinirmiş babası, dükkanı da Bakırcılar Çarşısı'nda bu isimle arayabilirsiniz. Antika eserler de var dükkanda bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim. Ben bugün bu cezveyi bir tecrübe edeyim dedim. Bakalım kendisinin dediği kadar bol köpüklü oluyor muymuş kahve? Bir de elimde, kaç senedir bende olduğu halde makro çekimini filan hala denemediğim fotoğraf makinem var. Küçük bir tripod da almıştım Ankara'dan. Kahveyi yaparken fotoğrafını da çekeyim bari dedim. Gel gör ki tek kişilik kahve bir dakika pişebilme yeteneğine sahip olduğu için kahve kısmı pek iyi gitmedi. Hemen aşağıda tam ayarları bitirdiğim anda taşmaya başlayan kahveyi ve enteresan cezvemi görebilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-adqkzLeKZro/TWUSwwn0_2I/AAAAAAAABkU/wbXEUca47pk/s1600/kahve+ta%25C5%259Farken.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/-adqkzLeKZro/TWUSwwn0_2I/AAAAAAAABkU/wbXEUca47pk/s320/kahve+ta%25C5%259Farken.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Köpüğe elveda..&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Aşağıda gördüğünüz ise köpüğü set üstü ocağım tarafından yenmiş, evdeki tek Türk kahvesi fincanı olan espresso fincanına konmuş "ah vatanım" diyen kahveyi görüyorsunuz:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Y19rgXz0PFU/TWUTi0adVMI/AAAAAAAABkY/HvJVVY-AhTU/s1600/k%25C3%25B6p%25C3%25BCks%25C3%25BCz+kahve.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-Y19rgXz0PFU/TWUTi0adVMI/AAAAAAAABkY/HvJVVY-AhTU/s320/k%25C3%25B6p%25C3%25BCks%25C3%25BCz+kahve.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Espresso gibi davranan özenti Türk kahvesi..&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt; Halbuki sen daha güzelsin yavrum..&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bu fincanı daha yakından tanımak isterseniz diye:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-EGWFpymCCuc/TWUUHvlfXyI/AAAAAAAABkc/BErB7J5P-y8/s1600/kahve+fincan%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-EGWFpymCCuc/TWUUHvlfXyI/AAAAAAAABkc/BErB7J5P-y8/s320/kahve+fincan%25C4%25B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Tanımadığım insanlar fincanımın üzerinde kahve keyfi yaparken..&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sonuç olarak, tam üç kez denememe rağmen ben o cezvede Türk kahvesi yapamadım. En sonuncusunda fotoğraf çekmeyi bırakıp ocağın başında durduğum için taşmasını engelledim ama yine de köpük olmadı. Yine de sayın Kerem'in söylediğinin doğru olduğuna, kapaklı ve çok ince uzun ağızlı olduğu için bu cezvenin daha çok köpük yapacağına inanıyorum. Hem bu alan derinliği dar, ayrıntısı bol fotoğrafları çekmeyi, hem de bu cezvede bol köpüklü kahve yapmaya devam edeceğimdir. Hatta para biriktirip bir SLR makine almaya artık kesin olarak karar verdim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;En son bir de kurabiyeleri çekeyim dedim. Bir sürü farklı denmeden sonra şu fotoğrafı beğendim biraz, buyrun:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-o2CKP7WMT2s/TWUVZdste5I/AAAAAAAABkg/gMS8tEN79Jw/s1600/kurabiye.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-o2CKP7WMT2s/TWUVZdste5I/AAAAAAAABkg/gMS8tEN79Jw/s320/kurabiye.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-9037617304954041356?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/9037617304954041356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/02/cezve-ve-fotograf-tecrubesi.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9037617304954041356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9037617304954041356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/02/cezve-ve-fotograf-tecrubesi.html' title='Cezve ve Fotoğraf Tecrübesi'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-adqkzLeKZro/TWUSwwn0_2I/AAAAAAAABkU/wbXEUca47pk/s72-c/kahve+ta%25C5%259Farken.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5865292152859872447</id><published>2011-01-17T18:17:00.003+02:00</published><updated>2011-01-17T19:46:17.050+02:00</updated><title type='text'>Control'den Çıkanlar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;Başlığın meali &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0421082/"&gt;Control&lt;/a&gt; adlı filmi izledim ve bakın neler oldu?&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;Madem iğrenç bir kelime oyunu yaptım, neden daha fazla iğrençleşmeyeyim ki? &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Joy Division'u pek bilmezdim. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse Love Will Tear Us Apart adlı şarkısından başka şarkısını da bilmezdim. Yahu madem bu kadar söyledim, Love Will Tear Us Apart'ın Joy Division'ın şarkısı olduğunu bile bilmiyormuşum. Bildiğim birkaç diğer şarkısı gibi, rezil gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yandığım ise, döne döne Doors dinlediğim zamanlarda ben bu Joy Division'ı neden keşfetmemişim. Ian Curtis'in adını sanını bildiğim halde bu da kimmiş ne söylermiş diye neden hiç bakmamışım? Şimdi Winamp'ta dörttür dönen Unknown Pleasures albümünü kimbilir lise ve üniversitede zamanında ne büyük hazla dinlerdim. Yok, şimdi de aldığım zevk hiç fena değil, geç olsun güç olmasın. Üstelik hemen bu yazıdan sonra bu albümü, Closer albümüyle birlikte müzik çalarıma atıp süpersonik kulaklığımla dinlediğimde neler olacağını tahmin edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TTRlt4iThFI/AAAAAAAABj4/yyIqb0eubw0/s1600/joy-division-unknown-pleasures.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TTRlt4iThFI/AAAAAAAABj4/yyIqb0eubw0/s320/joy-division-unknown-pleasures.jpg" width="306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Unknown Pleasures albüm kapağı. Müthiş değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu gaza nereden geldim? Aslında olaylar birbirini izledi, şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;1- &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;Dün gece elektrikler gitti. Uzun zamandır okuduğum Carl Sagan'ın "Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı" adlı kitabını okuyayım dedim. Fakat bir süredir "yahu geç artık şu UFOları, başka hurafe yok mu dünyada ey Carl?" şeklinde şikayet halindeydim. Ateş böceği büyüklüğündeki okuma lambasıyla gözüm çıkacak gibi olduğu anda öeh dedim, kitaptan ikrah ettim ve Ankara'dan getirdiğim toplamda 4 kitaptan diğerine geçeyim bari dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;2- &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;Geçtiğimiz yılın Şubat ayında Gitti Gidiyor'dan epeyce bir para verip aldığım &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/ruj-lekesi-yirminci-yuzyilin-gizli-tarihi-greil-marcus/tanim.asp?sid=L7X24FSO0R2IY2297MJG"&gt;Ruj Lekesi&lt;/a&gt; adlı müzik kitabını okumaya karar verdim. Bu kitabı yaklaşık 2 yıl her yerde aradım, baskısı tükenmiş bir daha basılmamış. Çok acayip de okumak istiyorum, dolayısıyla bulduğum anda bastım parayı aldım. (Bastım dediğim de ya 35 ya 40 lira, ama yine de bastım.) Fakat şimdiye kadar okumaya kıyamamıştım. Yemeğin sonuna saklanan tatlı gibi saklıyordum kendisini, sırası gelmiş demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;3- &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;"Ruj Lekesi" çok garip, çok güzel, çok kafa açıcı bir kitap. "&lt;a href="http://www.muzikkitaplari.com/product_info.php/products_id/192"&gt;Alışılmadık Sesler&lt;/a&gt;" kitabından aldığım zevkin çok fazlasını bundan alacağım gibi geliyor. Fakat o da ne, "Alışılmadık Sesler"i okurken bir dinleyeyim de ne olduğunu bileyim bari dediğim grup isimleri bu kitapta da geçiyor. O zaman Brian Ono'lardan, David Bowie'lerden Joy Division'a sıra gelmemişti. Sex Pistols'ı ise es geçiyorum maalesef, çogafedersiniz ama benim için kafa zikici kategorisine giriyor, kaldıramıyorum punk müziği. Nasıl oluşmuş, neye isyan etmişler, tairihi, toplumsal konumunu filan okuyorum sadece. Elimden gelen bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;4- &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Kitabın yazarı Greil Marcus, Joy Division filan dedikçe hah dedim, geçenlerde edindiğim &lt;b&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0421082/"&gt;Control&lt;/a&gt;&lt;/b&gt; filmini şimdi izleyeyim. Zira bu film, Joy Division'ın efsane vokali &lt;b&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ian_Curtis"&gt;Ian Curtis&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;'in hayatını anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TTRlQ1G9t6I/AAAAAAAABj0/1FtoeK2ncrM/s1600/Control.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TTRlQ1G9t6I/AAAAAAAABj0/1FtoeK2ncrM/s320/Control.jpg" width="225" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle dört uzun adımda kendimi yana yana Joy Division dinlerken buldum. Buradan tüm liseli ve üniversiteli Doors ve benzeri deli, dolu ve derin müziksever kardeşlerime sesleniyorum. Siz asıl şu gencecik Ian'ın ettiklerine bir bakın. Hazır işe mişe gitmezken, bunalımlı takılmak kuulluk sebebiyken iyice derinine girin şarkı sözlerinin derim. (Nasıl da aşağıladım yav, hepsi kıskançlığımdan valla.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filme -aynı zamanda Ian Curtis'in hayatına- gelince, farklı duygular içerisinde olduğumu itiraf etmeliyim. Şimdiye kadar kanımıza işlendiği şekliyle bir rock yıldızı, evli ve çocuklu da olsa onunla yatar, bununla kalkar, bu duruma küsen kırılan olursa da, en sallayanı "bu benim işim" filan der ama genelde cevap bile vermez. Bizim cefakar Ian ise tam tersi bir imaj çiziyor. Henüz 18 yaşında evlenip bir de çocuk sahibi olan erkeklerden bekleneceği üzere başka bir kadına kaptırıyor kendini. Son derece kırılgan ve hatta garip bir duygusal yapısı olduğu için de bu ikilemin içinden bir türlü çıkamıyor. İnanınız ki kendimi "ya daha 80lere bile gelmediniz, o zamanın kadınları böyle aldatmadır, metrestir alışıktır yeaa, boşver Ian'ın, yorma o süper kafanı" diye düşünürken yakaladım! O işleyişini, yeteneğini sevdiğiminin güzel kafası, heyvah heyvah toplamda iki kadın oldu diye öyle bir çiziliyor ki, insan böyle şeyler de düşünüyor işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlemem diyebilirsiniz fakat lütfen Joy Division dinlemem demeyiniz. En azından benim için bir She's Lost Control'ü işitiniz. Ona çok sardım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bir takım notlar:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;1- Ian Curtis'in filmde gördüğünüz kızı Natalie Curtis, koskocaman kadın ve iyi bir fotoğrafçı olmuş. Fotoğraflarını kendi sitesinden izleyebilirsiniz: &lt;a href="http://www.16apr79.com/"&gt;www.16apr79.com&lt;/a&gt;&lt;span id="goog_29148442"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="goog_29148443"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2- &lt;a href="http://www.muzikkitaplari.com/product_info.php/products_id/192"&gt;Alışılmadık Sesler&lt;/a&gt; kitabı, yakın zamana kadar Dost Kitabevlerinde ucuz seride çok uygun fiyata alınmayı bekliyordu. O kadar sağlam bir kitabın beş paraya elden çıkarılmaya çalışılması çok fena. Hala var mıdır bilmem, kaçırmayın derim.&lt;br /&gt;3- "Joy Division" ismi, İkinci Dünya Savaşı'nda Alman askerlerinin gittiği genelevden geliyormuş. Çok iyi, çok çok iyi.&lt;br /&gt;4- Son olarak, filmde birebir canlandırılmış bir sahne; Joy Division ilk kez televizyonda:&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/FzTw4PYfROU" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5865292152859872447?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5865292152859872447/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/01/controlden-ckanlar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5865292152859872447'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5865292152859872447'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2011/01/controlden-ckanlar.html' title='Control&apos;den Çıkanlar'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TTRlt4iThFI/AAAAAAAABj4/yyIqb0eubw0/s72-c/joy-division-unknown-pleasures.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8113649944376486145</id><published>2010-12-29T10:32:00.004+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.974+02:00</updated><title type='text'>Fizy Kapatıldı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TRr0XH1DCfI/AAAAAAAAADE/AXR7T7oiQMg/s1600/fizy.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 192px; height: 262px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TRr0XH1DCfI/AAAAAAAAADE/AXR7T7oiQMg/s400/fizy.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5556021768390642162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hem de kapatmak için kapatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizy yahu, hani şu açıldığında, ödüller aldığında filan aman da Türkmüş diye milletin grurlandığı site!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda ve &lt;a href="http://ercanyaris.com/blog/"&gt;bloğunda&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.facebook.com/pages/Fizynin-Kapatilmasini-Protesto-Ediyorum/188554104488025?v=app_7146470109"&gt;Facebook sayfasında&lt;/a&gt; &lt;a href="http://fizy.com/"&gt;Fizy&lt;/a&gt;'nin kurucularından &lt;a href="http://ercanyaris.com/"&gt;Ercan Yaris&lt;/a&gt;'in açıklamasını okuyabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten biliyorduk da bazen (çoğunlukla) iyice göze sokuyolar.&lt;br /&gt;Böyle keyfilikler ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;diktatörlük&lt;/span&gt;lerde olur. Hepsinde de olmaz hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, diktatör demeyelim de ne diyelim yani artık size, Mahmut mu diyelim? Gerçi ne olursanız olun en fazla aynı bokun laciverti olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;28/12/2010 - 5.07 pm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selam, hoşgeldin,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızca 2 dakikanı ayırabilir misin? çünkü özet geçmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz fizy ekibi. seni çok seviyoruz. ve sana minnettarız. sayende büyüdük, buralara kadar geldik. 700 bin günlük tekil ziyaretçimiz oldu. sen de onlardan birisisin. çok teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son 6 aya oranla %400 büyüdük. senin sayende birçok ülkenin dev gazetelerinde, büyük kanallarında ülkemizden, türkiye'den övgüyle bahsettiler. harika değil mi? hepsi senin sayende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni üzmemek için fizy üzerinde hep az reklam gösterdik. hep senin ihtiyaçlarına önem verdik. küçük ekibimizle, sadece 3 kişilik ekibimizle (evet 3 kişiyiz) yüksek efor sarfettik. sana hizmet ettik. ve sayende buralara geldik. gerçekten teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya'nın en prestijli internet ödüllerinden mashable awards'da ilk 5'e kalarak finalist olduk. bize orada da destek verdin. ülkemizden, türkiye'den daha önce hiç bir sitenin finallere kalamadığı mashable ödüllerinde bugün ilk 3'e kaldığımız ve dev ödül töreninde ülkemiz adına 6 ocak'ta ödül alacağımızı öğrendik. ödül törenine apple, facebook, yahoo, google gibi dev şirketlerin yöneticileri de katılacak. orada o ödülü gururla alacağız. hepsi senin sayende. gerçekten teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derecemiz ne olursa olsun, kaçıncı olursak olalım, last.fm, pandora gibi dünya devi markalarla birlikte yarıştığımız oylamada alacağımız ödülü sana armağan ediyoruz. çünkü onu "sen" hak ettin. onu türk internet kullanıcıları hak etti. türk olduğumuzu her platformda ortaya koyduk. türklerin de başarılı projeler yapabileceğini göstermek istedik. insanların gözünü sen üzerimize çektin. senin sayende sorumluluğu öğrendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ardından rakiplerimiz geldiler. çoğaldılar. hepsi müzik piyasasına milyonlarca dolar ödediler. reklam harcaması yaptılar. üyelerine birşey verdiler, karşılığında para aldılar. kar ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama seni fizy'den alamadılar. başarılı olamadılar. milyonlarca dolar harcamaya rağmen 3 kişilik ekibe karşı başarılı olamadılar. hepsi senin sayende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı büyük gruplar fizy'nin kapanması için baskı kurdular. yabancı sitelere dokunmayan telif hakkı sahipleri, şahıslar; yurt dışında da ülkesini başarıyla temsil eden bir "türk" sitesinin yayın hayatını bitirmesini istediler. kendi ülkelerinden çıkan uluslararası başarı yakalamış bir site için "x sitesi varken ona ne gerek var" diyerek kendi başarısızlıklarını kapatmaya çalıştılar. ve şu an bunu başardılar. ya da kısa bir süre için başardıklarını sanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buraya kadar normal. normal olmayan ise mü-yap başkanı bülent forta'nın açıklaması. onun açıklamasını okuyana kadar bu açıklamayı yapmayı düşünmüyordum bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bülent forta'nın açıklamasından alıntı&lt;br /&gt;"Fizy ile bu karardan önce 7 ay içinde 20'ye yakın toplantı yaptık. 5 ayrı iş planı sunduk. Ama kendileri hiçbir plana yanaşmadılar." "Fizy bize, şarkıları 100 liralık kullanırız ama 5 lira öderiz diyorlar. Bunu asla kabul edemeyiz."&lt;br /&gt;bülent forta'nın açıklamasından alıntı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazıya vakit ayıran çok değerli türk internet kullanıcısı,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biliyorsun fizy'de ziyaretçi memnuniyetini ön planda tutmaya çalıştık, çok reklam almadık. buna rağmen açıldığımız hafta itibariyle mü-yap yetkilileri ile yasallaşmak için görüşmelere başladık ve sözleşme yaptık. telif hakkımızı her ay ödedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçtiğimiz günlerde sözleşmemizin yenilenme tarihi geldiğinden bülent forta ve ekibiyle birçok kez toplantı yaptık. "ödediğiniz fiyattan artık hizmet veremeyiz, yeni fiyat bu" dediler. tamam dedik. fiyatı katlaya katlaya arttırdılar. buna rağmen tamam dedik. ardından 2 şart daha sundular. tam verdikleri 2 şartı da kabul ettiğimizi söyleyecektik... ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefonlarımıza çıkmadılar. maillerimize dönmediler. vakit geçirdiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bir gün çıktılar. verdikleri 2 şartı da kabul ettiğimizi söyledik. tamam biz size yönetim kuruluyla konuşup dönelim dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve yine telefonlarımıza çıkmadılar. maillerimize dönmediler. vakit geçirdiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra bir gün yine çıktılar. yönetim kurulu verdiğiniz teklifi kabul etmedi dediler. (tüm yazışmalarımız kanıt niteliğinde mahkemeye sunulmak üzere saklanmaktadır. bu yüzden şu an için burada paylaşamıyorum. ama mahkeme sürecinde zaten hepiniz kanıtlardan haberdar olabileceksiniz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada dikkat etmenizi rica ettiğim bir husus var. "yapmış olduğunuz son öneri yk (yönetim kurulu) tarafından uygun bulunmadı" cümlesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lütfen dikkat! teklifi yapan mü-yap mıydı? biz miydik? biraz kafanız karışmış olmalı değil mi? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz her şarta rağmen "mü-yap'ın yaptığı" teklifi kabul eden tarafız. bunun üzerine avukatlarımızı da yazışmaya dahil ederek 13 ve 14 aralık 2010 tarihli yazışmalarımızda acil anlaşmak istediğimizi, tekliflerini zaten daha önce kabul etmiş olduğumuzu anlatan mailler attık. (bunlar da duruyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefonlarımıza çıkmadılar. maillerimize dönmediler. vakit geçirdiler. ama bunu zaten yukarıda söylemiştim, biliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden sürekli oyaladılar diyorum biliyor musunuz? çünkü ortada 3 gün içerisinde yanıt verilmesi gereken ihtar vardı. biz bu süre zarfında ihtar süresi geçmeden itiraz etmek istedik. ama kendilerine ulaşamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun üzerine bülent forta'nın açıklamasını neye dayanarak yaptığını, bir hukuk devleti sınırları içerisinde nasıl doğru olmayan beyanat verdiğini, bu gücü nereden (?) aldığını, ortada birşey yokken fizy gibi uluslararası bir projeyi nasıl kapattırabildiğini anlamakta güçlük çekiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avukatlarımız sayın gökhan ahi ve sayın erdem türkekul bahsi geçen durum hakkında biraz önce itiraz dilekçemizi verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;legal olan bir siteyi kapatan, sözleşmesi bulunan ve telif ödemelerini "faturalı bir şekilde" meslek birliklerine yapan, türkiye cumhuriyeti sınırları içerisinde herşeyi kayıt altında olan bir "limited şirkete" ait web sitesinin bu şekilde kapatılmasına sebep olan bazı kişilerin "görevi kötüye kullanması" konusundaki yorumlarını telif ödediğimiz sanatçıların ve kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saygı ve sevgilerimle,&lt;br /&gt;ercan yaris - kurucu&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8113649944376486145?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8113649944376486145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/12/fizy-kapatld.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8113649944376486145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8113649944376486145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/12/fizy-kapatld.html' title='Fizy Kapatıldı!'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TRr0XH1DCfI/AAAAAAAAADE/AXR7T7oiQMg/s72-c/fizy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2537364696867197850</id><published>2010-12-09T22:34:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.497+02:00</updated><title type='text'>Hayat'tan Hakiki Bira</title><content type='html'>Uzun süren sessizliğin ardından ilk olarak, aylar önce azıcık yazıp bıraktığım bir yazıyı yayınlıyorum. Hayat Mecmuası'nın ve Efes Pilsen'in hatrına!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TCxnOQiYreI/AAAAAAAABh4/wKReo4i-itw/s1600/efesreklam+001.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488875540512812514" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TCxnOQiYreI/AAAAAAAABh4/wKReo4i-itw/s400/efesreklam+001.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 400px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 271px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şu yukarıda görmüş olduğunuz resim, 1970 tarihli 150 kuruşluk Hayat Mecmuası'ndan bir Efes Pilsen reklamı. Dergi kocaman ve de ciltlenmiş olduğu için taratırken sağ cenapta kesinti oldu. Ama biralı mutlu aile tablosu görülüyor en azından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün önce işten çıktıktan sonra doğrudan eve gittim. Apartmanın kapısından girer girmez anlamadığım bir şekilde kendimi sahafta, eski kitapların arasında hissettim. Adil Han'a bir uğrayayım bir ara, canım eski kitap çekti galiba diye düşünürken birinci kattaki bir daire kapısının önünde küçük bir tepe halinde ciltlenmiş eski dergileri gördüm. Çantam ağır, bünyem yorgun olduğu halde bir anda kendimi dergileri karıştırıken buldum. Amanın o da ne! 60'lardan kimbilir kaçlara kadar dizi dizi ciltlenmiş &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayat_mecmuas%C4%B1"&gt;Hayat Mecmuaları&lt;/a&gt;!&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bugünden Not: Şimdi İstanbul'dayım. O dizi dizi ciltlenmiş Hayat Mecmua'larından üç tanesi Ankara'da beni beklemekte. &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2010/08/gundedun.html"&gt;Şu yazıda&lt;/a&gt; az biraz bahsetmiştim merak ederseniz. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki Efes Pilsen reklamı hakkında üzerinde durmak istediğim bir şey var, bu yazıya da bu yüzden başlamışımdır: Dikkat ettiniz mi, pek cici pek kibar bir ev ortamında, anne baba ve sarışın güzel çocuğun katıldığı mükemmel çekirdek aile akşam yemeğinde bira içiyorlar. Masada çocuk var, baba temiz, ilgili ve muhtemelen göbeksiz, anne de oldukça mutlu. Demek ki eskiden, alkolün henüz ağır vergiler ve yasaklarla marjinalleşmediği ortamda isteyen birasını temiz temiz içiyormuş, tam sayfa reklamı yapıldığı halde Türk aile yapısının ahlak yapısı bozulmuyormuş -yahut aman bozulur diye bahane edilen ilk şey bu yapı değilmiş. Vay anasını, nereden nereye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2537364696867197850?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2537364696867197850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/12/hayattan-hakiki-bira.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2537364696867197850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2537364696867197850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/12/hayattan-hakiki-bira.html' title='Hayat&apos;tan Hakiki Bira'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TCxnOQiYreI/AAAAAAAABh4/wKReo4i-itw/s72-c/efesreklam+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-876807506357099953</id><published>2010-06-08T10:50:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.497+02:00</updated><title type='text'>God Will Make a Tree From Me</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.tomwaits.com/"&gt;Tom Waits&lt;/a&gt;*, &lt;a href="http://www.myspace.com/cibelleblackbird"&gt;Cibelle&lt;/a&gt;'in ağzından der ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="360"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/x70ttn_cibelle-green-grass_music"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/x70ttn_cibelle-green-grass_music" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="480" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;[Burada video var.]&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Lay your head where my heart used to be&lt;br /&gt;Hold the earth above me&lt;br /&gt;Lay down in the green grass&lt;br /&gt;Remember when you loved me&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Come closer don't be shy&lt;br /&gt;Stand beneath a rainy sky&lt;br /&gt;The moon is over the rise&lt;br /&gt;Think of me as a train goes by&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Clear the thistles and brambles&lt;br /&gt;Whistle 'Didn't He Ramble'&lt;br /&gt;Now there's a bubble of me&lt;br /&gt;And it's floating in thee&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stand in the shade of me&lt;br /&gt;Things are now made of me&lt;br /&gt;The weather vane will say...&lt;br /&gt;It smells like rain today&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;God took the stars and he tossed 'em&lt;br /&gt;Can't tell the birds from the blossoms&lt;br /&gt;You'll never be free of me&lt;br /&gt;He'll make a tree from me&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Don't say good bye to me&lt;br /&gt;Describe the sky to me&lt;br /&gt;And if the sky falls, mark my words&lt;br /&gt;We'll catch mocking birds&lt;/blockquote&gt;*Tom Waits zamanında nasıl demiş derseniz &lt;a href="http://fizy.com/#s/1iey60"&gt;buraya tık&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-876807506357099953?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/876807506357099953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/god-will-make-tree-from-me.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/876807506357099953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/876807506357099953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/god-will-make-tree-from-me.html' title='God Will Make a Tree From Me'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5796754566954332540</id><published>2010-06-07T09:54:00.007+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.498+02:00</updated><title type='text'>Kafam Kadar Dolu</title><content type='html'>&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=6+haziran+2010+ankara%27ya+kafa+kadar+dolu+ya%C4%9Fmas%C4%B1"&gt;6 Haziran 2010 günü Ankara'da yaşanan buz kütlelerinin gökten yere düşmesi felaketi&lt;/a&gt;ni duydunuz mu efendim? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kafam kadar dolu&lt;/span&gt; ismindeki bu afet bana, evde efendi efendi oturuken Amerikan filmi tadında sahneler yaşattı, az sonra canavar gelecek zannettirdi vallahi billahi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAyrmUguT7I/AAAAAAAABhQ/WJwa-pmrbcs/s1600/DSC_0122.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAyrmUguT7I/AAAAAAAABhQ/WJwa-pmrbcs/s400/DSC_0122.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479943521432391602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Paranın kıymeti harbiyesi adlı Ankara eseri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bir gece önce kardeşcanımı uğurlamışım, ciğerim kopmuş, hüzünlüyüm filan. İki gündür de içmelerdeyiz, alkolün getirdiği zihinsel gerizekalılığı da üstüne yaşıyorum. Hadi dedim, Lost'un son sezonunu izleyeyim de oyalayayım kendimi. Vakit ikindi vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında sabahtan beri fırtına-yağmur-güneş-fırtına-yağmur şeklinde bir döngü vardı ama geçer filan diyordum. Sonra Jin'i Sun'ı izlerken birden kanepede zıpladım çünkü havada bomba patladı! Hani gök gürültüsü normalde yavaş yavaş sesini yükseltir sonra yine yavaşlayarak biter ya, öyle değil. Bom dedi birdenbire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pencereye varıncaya kadar (bir adım) birden dolu yağmaya başladı. Fındık mı desem, bilye mi desem kocaman kocaman dolu! Evin camına çarpıyor, kıracak neredeyse. Deprem esnasında sallanmasın diye koltuğu tutan insan şaşkınlığında bir o odaya bir bu odaya gidip camları tutmaya başladım kırılmasın diye. Karşı apartmanlara baktım ki herkes pencerelere üşüşmüş benimle aynı şeyi yapıyor, panik hali. Baktım iyice korkuyorum tek başıma, annemi arayayım bari dedim. (Bu arada cep telefonlarının çekmediğini gördüm dehşetle, malum cep telefonu çekmemesi felaket tellalıdır.) Ev telefonu elimde, pencerenin önünde gürültü arasında telefonla konuşmaya çalışırken hava abarttı. Cama çarpıp balkona düşen dolular şöyle avucumu dolduracak kıvama geldi. Her yerde araba alarmları çalıyor, bir şeyler yıkılıyor, gökte bombalar patlıyor. Lan dedim, bu kesin uzaylı istilası. Şimdi tepeden meteor atıyorlar, az sonra hepimizi kaçırıp kaynaklarımıza el koyacaklar. Niye tüketiyorsunuz olm kendi gezegeninizi allahsızlar, adam gibi kullansaydınız kaynaklarınızı böyle olmazdı işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra evin içinden şangır şungur cam kırılma sesleri gelmeye başladı. Aha dedim, kesin evin camları kırıldı kaçarı yok. Baktım apartman boşluğundan geliyor ses, hemen oraya bakan odaya gidip camı açtım. Büyük hata. Noluyor diye yukarı bakarken boşluğun tepesini kapatmakla görevli camların kocaman parçalar halinde aşağıya düştüğünü gördüm; bir salakmışcasına pencereden kafasını çıkarıp yukarı bakmaya çalışan kız, tepeden aşağıya salına salına düşen kocaman cam parçasından boynunu son anda kurtardı. Bence böyle haberler de yapılmalı, illa ölmek mi lazım canım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde yarım saatten fazla sürdü, sonra hava sakinleşti. Sakinleşti dediysem, sağanak yağmaya başladı, gözünü seveyim maddenin sıvı halinin. Mahallecek, zombiler öldükten sonra saklandıkları marketten şaşkın şaşkın çıkan figüran kalabalığı gibi balkonlarımıza çıktık. Çiçekler, ağaçlar filan zaten tarumar olmuş, asfaltın üzerine dallar yapraklar dolmuş. Arabalar hep birden alarm halinde. Birkaç dakika sonra dört bir yandan ambulans sesleri gelmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki birkaç saatim, on dakikada bir arayarak hava şimdi nasıl diyen annemle konuşarak ve internetten haber arayarak geçti. Sonra o da bitti. Ben Lost'un geri kalan bölümlerini izledim. Finalle ilgili görüşleri okudum filan. Sonra gece oldu. Yattım, uyudum. Heman normal hayat yani. İnsanoğlu böyle işte. Yoksa Lost mu böyle yapıyor? Bilemedim ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;14:20 itibariyle not: Merhaba yeni korkum! Artık bomba gibi patlayan gök gürültüsünden öyle böyle değil, yerimde zıplayacak kadar korkuyorum. Şu andaki gibi mesela.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5796754566954332540?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5796754566954332540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/kafam-kadar-dolu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5796754566954332540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5796754566954332540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/kafam-kadar-dolu.html' title='Kafam Kadar Dolu'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAyrmUguT7I/AAAAAAAABhQ/WJwa-pmrbcs/s72-c/DSC_0122.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-822740900834161591</id><published>2010-06-01T16:20:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.498+02:00</updated><title type='text'>Öfke İle Beslenen Çocuklar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAUJ5rfVRZI/AAAAAAAABhA/e49Ta8YcyjU/s1600/Palestinian+kids+are+seen.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 273px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAUJ5rfVRZI/AAAAAAAABhA/e49Ta8YcyjU/s400/Palestinian+kids+are+seen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477795408297411986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Filistinli çocuklar İsrail roketlerinin açtığı bir delikten dışarıya bakıyorlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünden beri aklımda Sezen Aksu'nun 1945*  şarkısının şu dizesi yankılanıyor:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdırlar."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük zalimler büyük savaşların çocukları arasından büyür hep. Birinci Dünya Savaşı'nda mağlup olan Almanya'yı oldukça kısa vadeli ve asker kafasızlığında bir çözümle yoksunlaştırarak etkisiz hale getirmeye çalışan ("patates tarlası yapacağız Almanya'yı!") galip Avrupa ülkeleri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hitler&lt;/span&gt;'i yarattı. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hitler&lt;/span&gt; daha da ileri gitti, yok ederek etkisizleştirmeyi denedi, içindeki öfkeyi özellikle Yahudilere yansıttı ve İsrail'i yarattı. İsrail ise dün ve bugün Filistinli çocukları durmadan öfkeyle besliyor. Bu ve benzeri zincirlerin gerisine gitmek ve nedenlerini genişletmek ne kadar mümkünse, ilerisini görmek de o kadar kolay maalesef. Savaşların -ve aynı şekilde kışlaların- içinde, şiddet dışında bir davranış yöntemi bilmeyen /öğrenemeyen çocuklar yetiştiriyoruz. Sonuçlarını göre göre, hala..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Söz: Aysel Gürel - Beste: Onno Tunç)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-822740900834161591?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/822740900834161591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/ofke-ile-beslenen-cocuklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/822740900834161591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/822740900834161591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/06/ofke-ile-beslenen-cocuklar.html' title='Öfke İle Beslenen Çocuklar'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TAUJ5rfVRZI/AAAAAAAABhA/e49Ta8YcyjU/s72-c/Palestinian+kids+are+seen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-6180236034666259750</id><published>2010-05-31T09:34:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.498+02:00</updated><title type='text'>Gemi Azıya Almak</title><content type='html'>Haberi ilk kez Hakan Akçura'nın bloğunda &lt;a href="http://open-flux.blogspot.com/2010/05/belal-sularda-ship-to-gaza-sizi-gozum.html"&gt;gördüğümde&lt;/a&gt; korka korka biraz umutlanmıştım. Türkiye'den ve Avrupa'nın çeşitli noktalarından yola çıkacak ve "insanı yardım" dışında hiçbir şey taşımayacak olan gemiler yüklerini Gazze'ye ulaştırmaya çabalayacaklardı. Şimdiye kadar Filistin'de, kendi evlerinin mültecisi olan bu insanlar için birçok yardım projesi geliştirildi, başarıya da ulaştı. Ancak, &lt;a href="http://www.shiptogaza.se/"&gt;Ship to Gaza&lt;/a&gt;'nın yardım malzemelerini indirip gitmekten çok daha önemli bir amacı daha var: Gemiler İsrail sularından geçecek. Tamamen silahsız ve zararsız gemilerin Gazze'ye geçişine izin veren bir İsrail imajını düzeltmek kaygısıyla da olsa barış yolunda bir başlangıç adımı atmış olacak belki de. Ülkelerin devlet düzeyinde destek verdikleri bu proje Türkiye'de de epey yankı uyandırdı hatırlarsanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TANbvCyBSEI/AAAAAAAAACo/hze5rlnBTmI/s1600/fft16_mf448104.Jpeg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 297px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TANbvCyBSEI/AAAAAAAAACo/hze5rlnBTmI/s400/fft16_mf448104.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5477322435571304514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün. Gemiler Filistin'e yaklaştı. &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=999815&amp;amp;Date=31.05.2010&amp;amp;CategoryID=81"&gt;Ne mi oldu?&lt;/a&gt; İsrail söz verdiği gibi gemilere saldırdı, "operasyon" düzenledi. Sabah sekiz sularında ölen sayısı 2 deniyordu, şimdi 16. Bilgilere İsrail üzerinden ulaşılabildiği için henüz her şey bulanık. Fakat net olan bir şey var ki, İsrail devleti sadece kendine meşru nedenlerle (ki aslında halkı bu meşruiyeti hep sorguluyor) herhangi bir savaş yürütmüyor, uluslararası adaletin kırılganlığını ve hatta sözdeliğini de ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail'in durması "dünya onaylamıyor, BM kınıyor, herkes kızdı" diye olmayacak. Dışarıdan bir yükümlülük değil ta derinden bir vicdan gerekiyor belli ki fakat nasıl? Yaralı bir çocuk gibi büyüyen İsrail neden yeni yaralı çocuklar büyütmeye bu kadar istekli? Eksik ve çoğunlukla yanlış bilgilendirme bile böyle bir eylemi ne kadar haklı çıkarabilir. İsrail devleti, hemen her devletin az buçuk yaptığı hareketlerin büyüteçle defalarca büyütülmüş halini yapıyor gibi, buna şaşmamak lazım. Fakat İsrail halkından yine ümit kesmiyorum, özellikle vicdana yapılan bu "operayon"un yanlış ve bükülmüş bilgiler arasından sızarak kendilerini irkiltir umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-6180236034666259750?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/6180236034666259750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/gemi-azda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6180236034666259750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6180236034666259750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/gemi-azda.html' title='Gemi Azıya Almak'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/TANbvCyBSEI/AAAAAAAAACo/hze5rlnBTmI/s72-c/fft16_mf448104.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-6067183476042129801</id><published>2010-05-24T22:07:00.003+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.499+02:00</updated><title type='text'>"Havada Bir Hinlik Var"</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" id="divplaylist" width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11476156-a06"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11476156-a06" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="335" height="28"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran geldi geliyor nedir bu üşümeli hava anasını satayım? diyenlere,&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;derin bir nefes alsam geçecek belki&lt;/span&gt; diyenlere,&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yalnız bende değil yalnızlık hali kuşlar da bir garip&lt;/span&gt; diyenlere,&lt;br /&gt;bu işte bir bok yeniği var ama, hadi bakalım diyenlere,&lt;br /&gt;Amma büyüttünüz olm, hayret bir şey ya diyenlere de,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=havada%20bir%20hinlik%20var"&gt;&lt;br /&gt;Ayyuka&lt;/a&gt;'dan pek muteber, değeri bilinmemiş bir güzel şarkı gitsin benden bu akşam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-6067183476042129801?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/6067183476042129801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/havada-bir-hinlik-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6067183476042129801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6067183476042129801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/havada-bir-hinlik-var.html' title='&quot;Havada Bir Hinlik Var&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2850345686042525079</id><published>2010-05-23T15:40:00.006+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.499+02:00</updated><title type='text'>Burada Güldürücü Başlık Olacaktı Ama Kafayı Sınavda Unutmuşum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S_kov7S5X3I/AAAAAAAABg4/WvCqlIgrj-E/s1600/y%C3%B6-+s%C3%B6zl%C3%BC+sorusu.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 399px; height: 247px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S_kov7S5X3I/AAAAAAAABg4/WvCqlIgrj-E/s400/y%C3%B6-+s%C3%B6zl%C3%BC+sorusu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5474451625881460594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Günlerdir bir takım sınavların telaşındayım. Mezun oldum, üzerinden beş yıl geçti, sınav namına en küçük bir hareket olmadı. Gel gör ki bu narin bünye bir hafta içinde bir banka sınavı, bir melun kpss başvurusu gördü. İlki bugün itibariyle yapıldı bitti, ikincisinin başvuru çilesi hala bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabahki sınav için ilk bölüm hazırlığım internetten iq testi çözmek, mayın tarlası oynamak (beyni geliştiyor diyolla) bir de koyunu, tilkiyi ve tavuğu minik sandalıyla karşıya geçirmeye çalışan kafası güzel adamların dertlerini hızlıca çözmek şeklinde oldu. Fakat ilk sorular "borsa ilk gün ikinci seansta çöktü, ikinci gün birinci seanstan sonra üçüncü gün oldu bunun grafiği nedir? Beş çeşit enerji kaynağının on çeşit tüketim şekli şemasına göre hangisi en çok üretilmiş değildir? Müşteriye kredi verecektik bir hata yapmışız suçu kimin üstüne atsak?" tarzı olunca aha dedim bankacılık sormuşlar hiç bilemem edemem diye salladım. Halbuki sonraki soruların hepsi çalıştığım gibi olunca ilk soruların da aslında bulmaca olduğunu anladım. &lt;a href="http://yigitozgur.net/galeri/displayimage.php?album=1&amp;amp;pos=169"&gt;Yes orrayt&lt;/a&gt; derken bir sınavın daha sonuna geldik, kırkım çıkmadı yirmi dörtte kaldım. İngilizce kısmında ise hızımı alamadım, süre yarıya yaklaşırken bitirdim. Dönüp bir daha kontrol ederken şu kalanı öncekine saysak diye çakalca bir girişimde bulunsam sonuç alır mıyım fikirleriyle bankacı gibi düşünmeye başlamıştım bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yea bir gireyim bakalım n'olcak" diye atladığım Kpss ise, başvuru süresinde çektirdiği eziyetler sonucunda "o kadar uğraştım çalışayım da gireyim bari"ye dönüştü. Bu konuda yetkilileri gerçekten kutlamak istiyorum. Gerek sistem tıkandı, kızlar yabancı nesne atmışlar içine olsun, gerek Ankara çevresinden adam toplatıp sıraları birkaç kilometre daha uzatmak olsun gerçekten çok başarılı çalışmalar. Ayrıca patrona fatura yatıracağım, evi su bastı gibi bahaneler uydurarak yaratıcılığımı da geliştirdiğini söyleyebilirim. Hiç bilmeyen biri olarak kılavuz hatmetmek ise gerçekten çok zevkliydi. An itibariyle elimdeki sonuç annemin Yalvaç'tan yatırdığı üç oturumluk para sadece. Yarın yahut salı günü patrona ne deyip de gidip o başvuru sıralarına gireceğim bilemiyorum, en son "öldüm ben bugün yarın gelebilirim ancak" kaldı elimde, hadi bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pazartesi Notu:&lt;/span&gt; Az önce itibariyle Kpss başvurumu tamamlamış bulunmaktayım. Bir haksızlık yaptığımı itiraf edeyim önce. Tamam bankaya para yatırmak eziyetti, başvuru sırasına girmek de öyle. Fakat şu şifre denen şeyi alıp da internet ortamındaki hesabıma erişince aferin lan dedim. Zira bundan sonra bu şifreyle oturduğum yerden Ösym'nin her sınavına başvurabileceğim gibi görünüyor. Sınavları önceden takip edip (artık ne sınavına gireceksem) parayı da internetten yatırırsam yine kıçım yerinden kalkmadan büyük işler halledeceğim demektir. Banka- Ösym bağlantısı da takdire şayan. Ama yine de numaraların en güzeli kimlik numarası, benden bir alkış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2850345686042525079?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2850345686042525079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/burada-guldurucu-baslk-olacakt-ama.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2850345686042525079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2850345686042525079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/burada-guldurucu-baslk-olacakt-ama.html' title='Burada Güldürücü Başlık Olacaktı Ama Kafayı Sınavda Unutmuşum'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S_kov7S5X3I/AAAAAAAABg4/WvCqlIgrj-E/s72-c/y%C3%B6-+s%C3%B6zl%C3%BC+sorusu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4454930234506644239</id><published>2010-05-17T10:44:00.002+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.500+02:00</updated><title type='text'>Günlerin Sönüğü</title><content type='html'>Efenim, ne zamandır ne bir satır ne bir kelam... Sürekli kafamda "anaa bunu yazsam ya, ne güzel" adlı bir cümle dolaşıyor fakat bir türlü kısmet olmuyor. Malum, yapılacaklar biriktikçe yapılamaz olur. Bu nedenle hemen dedim, girişsiz, gelişmesiz, sonuçsuz bir şeyler karalayayım. Hemen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son birkaç haftadır patronumuz bizden neden olduğunu bilmediğim bir hınç alma haline girdi. Önce mesai saatlerini uzattı, sonra interneti kısıtladı filan. Ayarlar yendi, içildi. En son bilgisayarlarımıza takip programı yüklediğinden şüphelendim ve gmail hesabımdan başka bir şey açmadım uzunca bir süre. Oluşan boş zamanımı ise &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mayın Tarlası&lt;/span&gt; denen oyuna kaptırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalebbim o ne hastalık gibi bir oyunmuş! Şüphesiz ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mayın Tarlası&lt;/span&gt; zamandan ve mekandan bağımsızmış. Örgü örmekle çekirdek çitlemeyi toplayıp düğüm çözmek (bu da bana ait bir zevk) ile çarpsam ancak Mayın Tarlasına erişir. Bir ara bu oyun üzerinden oluşan bir takım hayat felsefelerini ve yaptığım çıkarımları toplayıp yazayım diyorum. Gerçi ne kadar uğraşsam o melun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mayın Tarlası&lt;/span&gt; şarkısındaki kadar ucuz felsefe, dokuz yaş ve altı metaforları yapamam herhalde. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İki üç haftadır annem ve babam Ankara'daydı. Babam'ı birkaç gün sonra Yiğit'in yanına, İstanbul'a, yolladıktan sonra annemle Ankara sokaklarında fink attık. Annem gelir gelmez altın günlerini buldu hemen, Yalvaçlılar günü, akrabalar günü derken gündüzleri ben işteyken gezdi. Eryaman, Oran, Ümitköy filan benim nasıl gidildiğini bilmediğim yerler. Şimdi annem hepsini benden iyi biliyor valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cumartesi günü haftalardır hazırlandığımız Bayi Toplantısı vardı. Cuma günü son hazırlıkları yaparken kasıldım mı ne oldu bilmem, boynum tutuldu! Akşam annem saatlerce ovdu etti fakat Cumartesi daha da kötüleşti. Sonuç olarak, misafirleri robokop gibi karşılayıp tüm fotoğraflarda Küçük Emrah gibi çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Toplantı'dan sonra Balıkçıköy denen pek güzel mekanda yemek yedik. Hatay'dan gelen bayimizin Arapça bildiğini öğrenince hemen "Leyşh nataarak ne demek?" diye sordum -ki kendisi en sevdiğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Natascha Atlas&lt;/span&gt; şarkısıdır. Ben tabi ki daha önce araştırdığım için "neden savaşıyoruz?" cevabını bekliyordum fakat o "neden dinlemiyorsun?" demek olduğunu söyledi. Şaşırdım ve hoşuma gitti. Ayrıca, kız arkadaşıyla ikisinin de Arap Alevisi olduğunu öğrenince değişik gelenekleri filan sordum tabi. Asla ve asla hayvanların dişisini yemediklerini öğrendim. Bu nedenle kasapların vitrinine asılan etlerin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;billur&lt;/span&gt;u görünmezse o et satılmazmış. Dedim ki ben bu inancı çok sevdim, çok saygıdeğer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ablamlar 10 Temmuz'da Kanada'dan Türkiye'ye geliyorlar, iki yıl sonra! Yihurrey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dün babam beni telefonla konuşurken duymuş, "Deniz, sen de Yalvaçlılar gibi şaşırınca anaaa diyorsun ehehe" dedi. Ben dedim, böyle yöresel nidalara bile bile başlıyorum sonra ağzıma yapışıyor. Sevdiğime &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gülüm&lt;/span&gt; demek de öyle oldu, bir de etrafıma yayıyorum. Yakında anaa yerine "enee" derim Fırat gibi. Benden beklenen şeyler bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gördüğünüz gibi ne bir fotoğraf ne bir bağlantı verdim yazı boyunca. Benden beklenmeyen bir şey. Fakat vallahi boynum, sırtım, başım filan ağır. Şeyedemedim şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son olarak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Evrensel Müzik&lt;/span&gt; sitesinin marifetiyle hayatıma girmiş &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yunus Dişkaya&lt;/span&gt;'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bütün İnsanlara&lt;/span&gt; şarkısını paylaşmak isterim sizinle. Bilahare etraflıca anlatmak isterim, o yüzden şimdilik şarkıyı bırakıp kaçıyorum. Öperim gülüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" id="divplaylist" width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11396840-4a8"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=11396840-4a8" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="335" height="28"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4454930234506644239?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4454930234506644239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/gunlerin-sonugu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4454930234506644239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4454930234506644239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/gunlerin-sonugu.html' title='Günlerin Sönüğü'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8785698583868258069</id><published>2010-05-11T09:33:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.974+02:00</updated><title type='text'>Baykal Matriksten Bildirecek</title><content type='html'>Hatırlar mısınız? Ben pek iyi hatırlayamıyorum. Doksan dokuzdaki seçimlerden önce miydi sonra mıydı? CHP'nin başında bir görünüp bir kaybolan Onur Öymen mi idi bir başkası mı? Hatırlayamıyorum çünkü bugün istifa eden gene Deniz gene Baykal. E hani gitmişti bu? Hani sol mol deyip kendi partisi içinde bile faşistin ağa babası olup da solu mezarında ters döndüren adam veda hutbesini okuyup Antalya kıyılarında torun sevmeye gitmişti? Uzay eriği. Yersen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baykal'ın guk ce oynayıp oynamayacağını, kuklalarını parmağına takıp sahneye çıkıp çıkmayacağını veya tapulu partisinin başında emaneten duran adamı "dur sen çekil bi bakayım" deyip yeni kaynana gibi elinin tersiyle itip yerine geçip geçmeyeceğini göreceğiz. Gitme bahanesi kaset maset olunca çıkıp gelmek için pek beklemez gibime geliyor. Ben şimdiden Baykal'ın hemen yan boyuttan seslerini duyuyor gibiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/tanju-tosun/urun_liste.asp?kid=22884"&gt;Tanju Tosun&lt;/a&gt;'un &lt;a href="http://bianet.org/bianet/siyaset/121886-baykal-ebedi-lider-chpnin-basina-doner"&gt;Bianet&lt;/a&gt;'teki değerlendirmesine bakalım bir de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Baykal 'Ebedi Lider', CHP'nin Başına Döner"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doç. Dr. Tosun, Baykal'ın istifasını değerlendirdi: "Baykal'ın istifası  kaldığı yerden devam etmek üzere. Tıpkı '99 seçimlerinden sonraki gibi.  Varsayalım içtenlikli bir karar aldı. CHP'deki oligarşik yapı Baykal'sız  yapamaz. İkinci bir ad yetişmedi. Aday olursa, bu Kılıçdaroğlu'nu  bitirme operasyonuna dönüşebilir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ege Üniversitesi öğretim üyesi &lt;strong&gt;Tanju Tosun&lt;/strong&gt;  Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı &lt;strong&gt;Deniz Baykal&lt;/strong&gt;'ın  &lt;a href="http://www.bianet.org/bianet/siyaset/121875-baykal-istifa-etti-komplo-iktidarin-onayi-olmadan-yapilamaz-dedi"&gt;istifa  kararını&lt;/a&gt; değerlendirdi; "Baykal CHP'nin ebedi lideri. Partide bütün  hesap Baykal'ın varlığı üzerine kurulmuş. Baykal şimdi geriye çekilip  ne olduğunu izleyecek. Tıpkı 1999 seçimlerinden sonraki istifasında  olduğu gibi" dedi. &lt;p&gt;Tosun'un saptama ve değerlendirmeleri şöyle.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Demirel kuşağı politikacı:&lt;/strong&gt; Yaşananları CHP'nin  geleceği açısından düşünmek gerek. Bence bir politik strateji oyunu  oynanıyor. Baykal, &lt;strong&gt;Süleyman Demirel&lt;/strong&gt; kuşağı  politikacısıdır. Siyaset tarzları, manevraları, er ya da geç kendi malı  olarak gördükleri politik aygıtları yönetebilmeleri üzerine kurulu. Bu  anlayış partileri tapulu arazileri olarak görür. Tıpkı Demirel gibi,  Baykal da bu tapulu araziyi bu olay nedeniyle elinden çıkarmayacaktır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İstifa yerinde, ama kanmayalım:&lt;/strong&gt; Baykal'a kendi  belirlediği yapıdan değil, ama CHP'ye gönül vermiş sıradan kitleden  ciddi tepki var. Bu nedenle bence istifa kararı yerindedir.  Ama Baykal  geriye çekilmiş, ne olacağını izliyor. Tıpkı 1999 genel seçimlerinden  sonra olduğu gibi. İstifa açıklamasına kanmayalım; bu açıklama kaldığı  yerden devam etmek üzere yapılıyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;CHP'nin oligarşik yapısı Baykal'sız yapamaz:&lt;/strong&gt;  Varsayalım Baykal gerçekten ilk kez kendinden beklenmeyeni yapıyor ve  içtenlikli bir karar aldı. CHP'deki oligarşik yapı Baykal'sız yapamaz.  Çünkü bütün hesap Baykal'ın varlığı üzerine kurulmuş. Siyasi partilerin  iç yapıları mevcut lider istemedikçe ne liderin ne yapını değişmesine  müsait. Bunu Baykal da istemiyor zaten. Bunu 12 Eylül'cülerin getirdiği,  gücü liderin etrafına toplayan siyasi partiler yasasına borçlular.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;"Ebedi lider" Baykal yeniden başkan olabilir:&lt;/strong&gt; CHP'de  varlıklarını Baykal'a armağan etmiş siyasetçi profili var. Toplumsal  baskıyı almak için bir süreliğine partinin başına bir emanetçi  getirilebilir. Seçimli bir kurultayda Baykal yeniden genel başkan  olabilir. CHP'nin ebedi lideridir. Sağlığı elverdikçe ve istedikçe  başında kalacaktır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Gizli mesaj:&lt;/strong&gt; "İstifam CHP'yi yeniden tanzim etmek  isteyenlere imkan tanıyacak" sözleri, 'tapulu malın ne kadarını kime  satacağıma ben karar veririm' demek. Gizli bir mesaj bu. İstifanın  samimiliğini silikleştiriyor bu anlamda.  Yani 'İstifa ediyorum ama  yeniden düzenlemeye de müsaade etmeyeceğiz' diyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;İkinci ad yok:&lt;/strong&gt; CHP'de ikinci bir ad yetişmedi ki.  Konuşulduğu gibi &lt;strong&gt;Kemal Kılılçdaroğlu&lt;/strong&gt; aday olursa, bu  Kılıçdaroğlu'nu bitirme operasyonuna bile dönüşebilir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;CHP'de değişim:&lt;/strong&gt; Aşağıdan yukarı değişim birkaç yılda  olacak değil.  Toplumun siyaset dışında kalmış kesimlerinden CHP'ye  göçü gerektirir. Yoksa bu haliyle üstyapının değişmesine olanak yok.&lt;/p&gt; &lt;strong&gt;Yeni söylem gerek:&lt;/strong&gt; CHP Türkiye'deki solun siyaset  alanını da tellerle çevirmiş durumda. CHP ulusu emeğin önüne koyuyor.  Kendini solda tanımlayan yüzde 20'lik kitle Baykal'a rağmen CHP  kulvarında devam ediyor. Bütün mesele bu kesimi çekebilmek.  Bu,  özgürlüklerin üzerine oturacağı emek temelli bir politik dille ve  açılımla mümkün.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8785698583868258069?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8785698583868258069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/baykal-matriksten-bildirecek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8785698583868258069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8785698583868258069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/05/baykal-matriksten-bildirecek.html' title='Baykal Matriksten Bildirecek'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5640117372814649246</id><published>2010-04-28T14:53:00.001+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.500+02:00</updated><title type='text'>"Veda"</title><content type='html'>geldi oturdu&lt;br /&gt;konuştu biraz&lt;br /&gt;kirpik kıvılcım&lt;br /&gt;gözler buzdağı&lt;br /&gt;bağırdı  hatta&lt;br /&gt;erken bir niyaz&lt;br /&gt;yaktı içimi&lt;br /&gt;haksızdı ama&lt;br /&gt;böyleydi  hayat&lt;br /&gt;direnmedim de&lt;br /&gt;sustum sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitmişti masal&lt;br /&gt;rüya  bitmişti&lt;br /&gt;vurup kapıyı&lt;br /&gt;çekip gitmişti&lt;br /&gt;sarsıldım, evet&lt;br /&gt;kırıldım,  doğru&lt;br /&gt;ah bu cemiyet&lt;br /&gt;kalbimde ağrı&lt;br /&gt;banyoya koşup&lt;br /&gt;kustum  sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cinayetti bu&lt;br /&gt;hem de intihar&lt;br /&gt;bahar düşleri&lt;br /&gt;şimdi  tarumar&lt;br /&gt;dışımda huzur&lt;br /&gt;içim sonbahar&lt;br /&gt;sözün hükmü yok&lt;br /&gt;sustu  şarkılar&lt;br /&gt;kırılmadım ki&lt;br /&gt;küstüm sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözümü dikip&lt;br /&gt;baktım  resmine&lt;br /&gt;dönerken başım&lt;br /&gt;mumlar sönerken&lt;br /&gt;koştum yatağa&lt;br /&gt;kokuydu  işte&lt;br /&gt;kalmıştı senden&lt;br /&gt;bir de saç teli&lt;br /&gt;öptüm hüzünle&lt;br /&gt;dişizi  duran&lt;br /&gt;bileklerimi&lt;br /&gt;kestim sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kan usul usul&lt;br /&gt;aktı,  usandı&lt;br /&gt;can usul usul&lt;br /&gt;bıktı, usandı&lt;br /&gt;sevinç ne sandı&lt;br /&gt;ben  ne sandım&lt;br /&gt;baktım aynaya&lt;br /&gt;ayna usandı&lt;br /&gt;hakikatse bu&lt;br /&gt;ben de  usandım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sustum sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sefa%20kaplan"&gt;Sefa Kaplan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=6489847"&gt;Buradan.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5640117372814649246?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5640117372814649246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/veda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5640117372814649246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5640117372814649246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/veda.html' title='&quot;Veda&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8690676715682051581</id><published>2010-04-27T13:31:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:26.144+02:00</updated><title type='text'>Şibbolet</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şibbolet&lt;/span&gt; ya da İngilizce yazılışıyla &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Shibboleth"&gt;Shibboleth&lt;/a&gt;, bir kişinin sosyal, dinsel, coğrafi, kültürel ve hatta ırksal kaynağını tespit edebilmek için kullanılan bir uygulama. Farklı coğrafyaların insanlarının belirli bir takım harfleri ve sözcükleri değişik şekillerde telaffuz etmelerine dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulamaya verilen bu ismin kaynağı İncil'de geçen bir olay, kısaca şöyle: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tribe_of_Ephraim"&gt;Efrayim&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Gilead"&gt;Gilat&lt;/a&gt; kabileleri savaş halindedir. Sonunda Efrayimliler savunma için bir set oluşturur. Fakat içeri girmeye çalışan Gilatlıları ayırt etmeleri gereklidir. Setten geçmeye çalışan herkese, bir parola gibi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şibbolet&lt;/span&gt;" deditmeye başlarlar zira Gilatlılar Ş harfini telaffuz edemezler. Böylece kim Gilatlı kim Efrayimli açığa çıkar, Ş diyemeyip de kapıda kalan Galadlılar öldürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S9a9p-omAzI/AAAAAAAAABc/qb6wafUZOV4/s1600/salcedo_shibboleth.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S9a9p-omAzI/AAAAAAAAABc/qb6wafUZOV4/s400/salcedo_shibboleth.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464763726746223410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu konuyla ilgili &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sevil Atasoy&lt;/span&gt;'un 18 Kasım 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7708854.asp?m=1"&gt;yayınladığı bir yazıyı&lt;/a&gt; paylaşmak istiyorum, aslında amacım buydu. Şibbolet'in uygulamalarının günümüze kadar devam etmiş olması oldukça utanç verici ve utanç verici her şey gibi düşündürücü:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7708854.asp?m=1"&gt;Ölümün parolası şibbolet&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan üç bin yıl kadar önce, "Efrayimli misin?" diye sordular. "Hayır" dedi, adam. "Öyle mi? O zaman ’şibbolet’ de bakalım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sibbolet" dedi adam ve öldü. Efrayimliler, "ş" harfini söyleyemezdi. O gün Gilatlılar, şibbolet diyemeyen 42 bin Efrayimli’yi öldürdü. Musevilerin kutsal kitabı Tanah’ta böyle kayıtlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın adı Şemsi’ydi. Bana, ille "Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler" dedirtmeye çalışırdı. Bir türlü dilim dönmezdi, kahkahalarla gülerdik. Şibbolet, zor ya da yanlış söylendiğinden, hoşça vakit geçirten böylesi tekerlemelerden değil. Bir grubu diğerinden ayıran, sosyal ya da bölgesel aidiyet belirleyen basit bir sözcük, kısa bir cümle, bir iz ya da bir davranışa verilen genel bir ad ve bazıları için ölümün parolası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde, 1942 yılında Amerikan Savaş Bakanlığı’nın, Pasifik bölgesindeki askerlerine dağıttığı 75 sayfalık bir cep kitabının ilk baskısında yer alan, daha sonraki baskılarında kaldırılan birkaç illüstrasyon gördüm. Zaten bu yazıyı kaleme almak da, o zaman aklıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milton Caniff’in çizgileriyle, bir Japon’un, bir Çinliden ya da Filipinliden nasıl ayırt edilebileceğini anlatılıyor. İlkinde iki çıplak ayak resmedilmiş. Biri normal, diğerinin baş parmağı ile ikincisi arasında önemlice bir aralık var. Resmin altında diyor ki: "Japon askeri, çizme giymeye başlamadan önce, parmakarasından deri şeridi geçen tahta sandaletlerle dolaşırdı (Şu bizim "tokyo" dediklerimizden söz ediyor). Bu nedenle, başparmağı dışa doğru açıktır. Ayrıca, parmağın iç kısmı, şerit nedeniyle nasır tutmuştur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;JAPONLAR LALAPALOOZA DİYEMEZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir Japon’u Tanımak" adlı cep kitabının 72. sayfasında, biri sarışın, ikisi esmer üç erkek görülüyor. Resmin üzerinde şunlar yazılı: "Kimi zaman, Japon subayların ayaklarında bu özelliğe rastlanmaz. Çoğu İngilizce bilir, hatta bazıları bizim deyimlerimize bile aşinadır. Ancak Japonların çoğu, "s" harfini söylerken tıslarlar. İçinde çok sayıda "s" harfi olan "Smith left the fortress" (Smith kaleden ayrıldı) gibi bir cümleyi tekrarlamalarını isteyin. Ayrıca "L" harfini söyleyemezler. "Lalapalooza" dedirtin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı sırasında, kimi Amerikan askerlerinin, bu kitapçık yüzünden "Lalapalooza"yı şibbolet olarak kullandığı, "L" harfini söylemekte zorlanan ve "L" yerine genellikle "R" diyen Japonları ayırt etmek üzere, kontrol noktalarına yanaşanlara bu sözcüğü söylettikleri, "roro" diye başlayanlara, daha devamını getiremeden ateş edildiği kaydedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok şükür şimdilerde, Japonları "Lalapalooza" ile avlamaya çalışanlar yok. Ancak, onların "L" ile "R" sesi arasındaki farkı algılayamadıkları da bilimsel bir gerçek. Özellikle, on yaşından sonra İngilizce öğrenmiş olanlar, "light" (ışık) ve "right" (sağ) sözcüklerini ayırt etmekte zorlandıklarından, Japon turistlere yol tarif etmenin güçlüğü de bundan ileri geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;JYUGOYEN GOJYUSEN DİYEMEYEN KORELİLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim, Japonların Korelileri avlamakta kullandığı şibboletlere. 1 Eylül 1923 sabahı, tam 11.58’de, Japonya’nın en büyük adası Kanto, 8 Richter ölçeği dolayında, dört dakikadan fazla süren bir depremle sarsıldı. Öğle saatine denk gelen deprem, ocakların devrilmesi yüzünden çok sayıda yangının çıkmasına da neden oldu. Tokyo ve Yokohama’yı da yerle bir eden Kanto depreminde, 100 bin kişi öldü, 37 bin kişi kayboldu ve bir daha bulunamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depremin ve bir türlü söndürülemeyen yangınların yarattığı panik ve kargaşa, gazete sayfalarına, sanki doğruymuş gibi yansıtılan bir dedikoduyla korkunç ve kontrol altına alınamaz boyutlarla ulaştı. Koreliler, felaketten yararlanmakla, evleri soyup kundaklamakla, hatta su kuyularına zehir atmakla suçlandılar. Bunun üzerine Japonlar, kent, kasaba ve köy sokaklarına kurdukları barikatlarla, geçenleri tek tek kontrol etmeye, Koreli olanları ayıklamaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu amaçla, Korelilerin sözcük başlarında yer alan G ve J harflerini, Japonlardan farklı biçimde telaffuz etmesinden yararlandılar. "JyuGoYen GoJyuSen" (15 yen 50 sen) ya da "GaGiGuGeGo" birer şibbolet olarak kullanıldı. Bunları gereği gibi söyleyemeyenler, bulundukları yeri terk etmeye zorlanmakla kalmadı, dövüldü, hatta öldürüldü. Bu arada, aynı hatayı yapan Çinliler, hatta bazı lehçeleri konuşan Japonlar da öldürüldü. Saldırganlar arasında bazı polis ve askerlerin de bulunduğu, bazılarının olaylara müdahale etmeyerek katkıda bulunduğu iddia edildi. Ölenlerin resmi sayısı 250 kişi kadar. Resmi olmayan kaynaklara göre, 6 binin üzerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelerde yer alan asılsız bir dedikodunun yol açtığı cinayetler, Japonlara ders olmuş. Bu yüzden, 80 yıldır vatandaşlarına verdikleri deprem eğitimlerinde, portatif radyoların hep taşınmasını ve resmi kaynaklar dışında söylenenlere itibar edilmemesini öğretiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;FİNLİLER RUSLARI NASIL ARADI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1918 Nisan’ıydı. Finlilerin iç savaşı sona ermek üzereydi. Beyaz Muhafızlar, Kızılların kalesi Tampere kentine girdi ve sadece sosyalistlerin değil, sayılarının çok olduğunu sandıkları sivil kıyafetli Rusların da peşine düştüler. Tarih profesörü Heikki Ylikangas, bu amaçla Fince "bir" sayısının şibbolet olarak kullanıldığını, Rus olduğundan şüphelenilen kişilere bu sözcüğün söyletildiğini, doğru sesi çıkartamayanların hemen orada öldürüldüğünü belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ölüm sorusunun temeli, "bir" sayısını "yksi" şeklinde yazan, ancak "üksi" okuyan Finlilere karşılık, dillerinde "ü" sesi bulunmayan Rusların "juksi" şeklinde söylemesine dayanıyor. Ancak, pek işe yarar bir soru olmadığı muhakkak. Çünkü öldürülenler arasında, Çek ve Polonyalılar gibi başka Slavların, hatta Beyaz Muhafız üyesi Finlilerin de olduğu sonradan anlaşılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finlandiya üç ay süren iç savaşta 37 bin dolayında insanını, yani nüfusunun yüzde birini kaybetti. Bunların sadece 7 bini çatışmada öldü. 8300’ünü Beyazlar, 3100’ünü Kızıllar infaz etti. 13 bini esir kamplarında öldü. Binlercesi kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Finli askerler, dillerinin ilginç özelliklerinden II. Dünya Savaşı sırasında da yararlandılar. Buharlı yol silindiri anlamına gelen ve kendilerinden başka kimsenin doğru dürüst söyleyemediği, "höyryjyr?"yi sıklıkla parola olarak kullandılar. Ruslar, baştaki "h" harfini kesinlikle çıkartamadıklarından, şibbolet olarak işe yaradığı söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DAYANAMADIM BİR DENEY YAPTIM!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şibbolet işinin şakaya gelir tarafının olmadığını biliyorum. Ama dayanamadım, küçük bir deney yaptım ve şu sıralar Viyana’da, Birleşmiş Milletler binasında birlikte çalıştığım bir Çinliyle bir Japon’u karşıma alarak, "N’olur Leghorn deyin" diye rica ettim. Leghorn’un, onlar için bir şibbolet olabileceği kayıtlı. Gerçekten, Japon "Reghorn", Çinli Legholn" diyor. Çok utanıyorum ama, şimdi bu şibbolete" Bir taşla iki kuş vuran şibbolet" denmez de ne denir?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DİLİ DÖNMEYEN DÜŞMAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı, anlaşılan şibbolet açısından pek zenginmiş. Örneğin Hollandalı yazar Johannes Voskuil, anılarını kaleme aldığı son kitabı "Onder andere"de, Nazilerin Hollanda’ya saldırdığı 1940 Mayıs’ında, babasının, direnişçiler tarafından "Scheveningen" demeye zorlandığını anlatıyor. Gerçekten de, başkent Lahey yakınındaki bu yerin adını, anadili Hollandaca olanlar Skhefeningen, Almanca olanlar ise, Şeveningen şeklinde söyler. Savaş bittiğinde, kaçmakta olan Almanları teşhiste kullanılan bir diğer kent adı, sınıra yakın Nijmegen’dir. Almanlar bunu, tıpkı bizim gibi telaffuz ederken, Hollandalılar Naymehın benzeri bir biçimde söylediklerinden, bir şibbolet olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;HISPANIOLA ADASI'NDAKİ MAYDANOZ KATLİAMI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karayip denizindeki Hispaniola Adası’nı paylaşan Haiti ve Dominik Cumhuriyeti arasındaki sınır, 1929’da çizildi. Bir yıl sonra başa geçen Rafael Trujillo 1961’de öldürülünceye dek Dominik Cumhuriyeti’ni yönetti. Trujillo, sınırın çizilmesiyle birlikte kendi topraklarında kalan ve genellikle şeker plantasyonlarında işçi olarak çalışan Haitililerden çok rahatsızdı. İki ulus arasında, etnik, kültürel ve ekonomik farka dayanan 400 yıllık gerilimi, bir çırpıda ortadan kaldırmaya niyetlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 Ekim 1937 gecesi, onuruna verilen baloda kısa ve öz bir konuşma yaptı: "Sınır bölgesinde yaşayan vatandaşlarımız, Haitililerin; sığırlarını, tahıl ve meyvelerini çalmalarından şikayetçi. Onlara söz verdim. Bu sorunu en kısa zamanda halledeceğim. Nitekim, halletmeye başladım bile. Topraklarımızdaki 300 Haitili öldürüldü. Öldürülmeye devam edilecekler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diktatör Trujillo sözünü tuttu. 2 Ekim’le 8 Ekim arasındaki 5 günde, Dominikli asker, sivil ve yerel yöneticiler, sayıları tam bilinmeyen, ancak 17 bin ila 35 bin olduğu sanılan Haitili kadın, erkek ve çocuğu katlettiler. Sınır boyunca akan Rio Artibonito Nehri üzerindeki ana köprü de kapatılınca, çoğu Dominik topraklarında doğup büyümüş Haitililer ülkelerine kaçamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trujillo’nun adamlarının, sözümona ülkelerine götürmek üzere, ev ev Haitilileri topladığı, kamyonlara doldurup kırsala taşıdığı, gece boyunca katlettiği, cesetlerini Atlantik Okyanusu’ndaki köpekbalıklarına attığı, yenmeyen insan parçalarının günlerce kıyıya vurduğu anlatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerler, sokakta ve tarladaki Haitilileri belirlemek için bir şibboletten yararlandılar. Şüphelendiklerine, ellerindeki maydanoz demetini sallayıp, sordular "Como se llama sto?" (Bunun adı ne?). Aldıkları yanıta göre ya "geç" dediler, ya da öldürdüler. Çünkü, kanlı parola perejil’di ve "R" harfini söylemekte zorlanan zavallı Haitililer, "pe-sil" diyordu. Maydanoz, tarihin en kanlı şibboletlerinden olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MODERN ZAMAN ŞİBBOLETLERİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl yüz binlerce kişi, mülteci olarak tanınmak amacıyla bir başka ülkeye sığınır. Başvurular, terk edilecek ya da yasal yollarla girilen yeni ülkenin BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne yapılabilse de, pratikte sığınmacılar bir nüfus kağıdı ya da pasaportları olmaksızın ve genellikle insan kaçakçılarına önemli paralar ödeyerek yasadışı yollarla yeni ülkeye girerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvuru sahibinin, 1951 BM Sözleşmesi’ne uygun, "gerçek bir mülteci" mi, yoksa daha iyi şartlarda yaşamak isteyen "ekonomik bir mülteci" mi olduğunu belirlemek kolay değil. Şimdilerde, aralarında Almanya, Avustralya, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsviçre ve Yeni Zelanda’nın da yer aldığı çok sayıda ülke sığınma başvurusu yapana, orijin ülkesini belirlemek üzere bir "dil analizi" de yaptırıyor. Henüz bir standardı bulunmayan bu inceleme sırasında, kendinden menkul bazı "bilirkişiler" şibboletlerden yararlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya’da verilen "Afganistan’da Urdu dili konuşulmaz. Kişi, bazı Urduca sözcükler kullanmıştır. Buna göre Afgan olamaz" raporu, Yeni Zelanda’da, bir Afgan’ın başvurusu üzerine hazırlanan "Kişi 15 dakikalık görüşme sırasında, patates için bir kez "patata" sözcüğünü kullanmıştır. Bu da, uzunca bir süredir Pakistan’da yaşadığının kanıtıdır" şeklindeki görüş ya da çok iddialı bir özel şirketin, başvuru sahibinin kullandığı sözcüklerden yola çıkarak, "Somalili" demekle yetinmeyip başkent Mogadişu’nun kuzeyindeki bir varoştan geldiğini belirtmesi durumun vahametini göstermeye yeter sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten dilbilimci akademisyenler ve Uluslararası Adli Fonetik ve Akustik Birliği de henüz bir standardın bulunmadığından yakınıyor, hele Afganistan, Pakistan, Irak, İran gibi ülkelerdeki karmaşık ve iç içe geçmiş lehçeler yüzünden, bu coğrafyadan gelenlere kesinlikle uygulanmaması gerektiğinde uzlaşıyorlar. On yıl geride kalmakla birlikte, İsveç Hükümeti’nin, ülkelerine geri gönderildiği sanılan kaçaklar arasında, dil analizi yüzünden yanlış yere gidenlerin olduğunu açıklaması, hala akıllarda. &lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Resim&lt;a href="http://www.clusterflock.org/2007/10/shibboleth-doris-salcedo.html"&gt; buradan.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16917292"&gt;Merakımın çıkış noktası.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_shibboleths"&gt;Farklı dillerde Şibbolet listesi (İng.)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8690676715682051581?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8690676715682051581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/sibbolet.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8690676715682051581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8690676715682051581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/sibbolet.html' title='Şibbolet'/><author><name>asemic child</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11100076739927762514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4uOAhF4akI/AAAAAAAAAAY/A2IgVMmosXg/S220/mayakovsky0707h.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S9a9p-omAzI/AAAAAAAAABc/qb6wafUZOV4/s72-c/salcedo_shibboleth.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4215433180636074457</id><published>2010-04-21T16:25:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.500+02:00</updated><title type='text'>Ankara'nın Vizyonu: Goril</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEDvLYDXI/AAAAAAAABas/pV0xU8f9M54/s1600/goril.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEDvLYDXI/AAAAAAAABas/pV0xU8f9M54/s400/goril.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464770766343507314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen seneki gibi Meclis parkının oraya konuşlanmadığı için seviniyor, akşam çıkışlarda sırf kendisini görmek için Kızılay'a gidiyorum. İçine tükürmeyelim diye etrafına konan barikatlar olmasa da gitsem dokunsam, teninin plastik kokusunu hissetsem, geceleri kıçını pışpışlasam diyorum. 23 Nisan gelende yerinden alınıp sokaklarda salınacak diye üzülüyorum zira onun yerini hiçbir şey dolduramaz. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=goriliniz+hay%C4%B1rl%C4%B1+olsun"&gt;Ekşi Sözlük&lt;/a&gt;'te hakkında yazdıkları kaka sözleri kınıyor, yakaladığımı tutup ağzına biber gazı sürüyorum. Heder ettin beni goril. Baygın bakışından, aralık ağzından fışkıran bizahiti benim kadar dişlerinden öper, bir dahaki sene evimin önüne kondurul diye dilekçemi şimdiden yazdığımı belirtmek isterim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4215433180636074457?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4215433180636074457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/ankarann-vizyonu-goril.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4215433180636074457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4215433180636074457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/ankarann-vizyonu-goril.html' title='Ankara&apos;nın Vizyonu: Goril'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEDvLYDXI/AAAAAAAABas/pV0xU8f9M54/s72-c/goril.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5337165837482678859</id><published>2010-04-19T13:39:00.005+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.501+02:00</updated><title type='text'>Eyjafjallajökull</title><content type='html'>Sanal alemdeki yeni nesil gülme efekti gibi bir ismi olan İzlanda'daki &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Eyjafjallaj%C3%B6kull"&gt;Eyjafjallajökull&lt;/a&gt; yanardağı; kendisiyle birlikte insanoğlunun kibrini de patlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEV-lUnlI/AAAAAAAABa4/7F_85EJfiBY/s1600/20100416.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEV-lUnlI/AAAAAAAABa4/7F_85EJfiBY/s400/20100416.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464771079716511314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Etraf toz duman. Tüm havasahaları kapalı. B plansız Avrupalılar oldukları yerde kalakaldı. Tabiat ana, geliştikçe zayıflayan insanoğlunun aciziyetini en kibirli milletler üzerinden gösterdi. Sopası vardı, gözümüze soktu. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olduğumuz yerde kaldık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://eyjafjallajoekull.com/"&gt;Resim buradan.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.haber7.com/haber/20100416/Volkan-patlamasi-hava-ulasimini-felc-etti.php"&gt;Haber mesela buradan.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5337165837482678859?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5337165837482678859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/eyjafjallajokull.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5337165837482678859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5337165837482678859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/eyjafjallajokull.html' title='Eyjafjallajökull'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEV-lUnlI/AAAAAAAABa4/7F_85EJfiBY/s72-c/20100416.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2729260629860231098</id><published>2010-04-19T11:00:00.006+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.501+02:00</updated><title type='text'>Fantastik Söyleşi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEkbRe0JI/AAAAAAAABbA/DSfG65Cfxn0/s1600/vladstudio_upside_down_world_map_1152x864.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEkbRe0JI/AAAAAAAABbA/DSfG65Cfxn0/s400/vladstudio_upside_down_world_map_1152x864.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464771327936090258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;- Deniz Hanım. Lütfedip de bu röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizin gibi ulu bir şahsiyetle söyleşmek aman ne güzel, aman pek şahane.&lt;br /&gt;- Tezahürata lüzum yok. (Gülmüyor.)&lt;br /&gt;- Efendim şahım, siz bizi tek bir soruyla sınırladığınız için günlerce düşündük durduk. Açıkçası sizin ummanınızdan kana kana içmek isterdik fakat işte...&lt;br /&gt;- Sıkılıyorum, kasılıyorum ben öyle. Tek soru yeter. (Sıkılıyor.) Öfff.&lt;br /&gt;- Madem ısrarınızda ısrarcısınız... Hemen soralım sorumuzu. Efendim, böyle ilimbaz şöyle bilimşah yareppim pek de akıldan ukala bir şahsiyet olarak niçün ama niçün fantastik edebiyatla ilgilenmediğinizi bu eksik kullara açıklar mısınız acaba?&lt;br /&gt;- Canım kardeşim, benim gecem ayrı bir fantazya günüm ayrı bir hayal. Elalemin kurduğu dünyalara dalıp da iyice kafayı mı yiyeyim diliyorsunuz? (Kafasına vuruyor, durduruyoruz.)&lt;br /&gt;- Amma ve lakin tüm yazdıklarınız çizdikleriniz bir fantazya alemi üzerine?&lt;br /&gt;- Fakat sizin kafanız da pek kalın çıktı azizim, maşallah demirci döveni gibi nasır bağlamış. (Güldükçe gülüyor.) Ahaha, ha ha.&lt;br /&gt;- Aşkolsun.&lt;br /&gt;- Gel sen bakayım buraya. Ne öyle hemen alınmalar filan? Aman da küser miyimiş hemen bu böyle? (Gıdıklıyor.)&lt;br /&gt;- Ehehe. Hihihhi. (Gıdıklanıyor.)&lt;br /&gt;- Yeter bu kadar şamata, martavala geçelim! Yavrum evladım aslanım. Benim kendi hayal alemim var. Gece açan çiçekler gibi güneş gidince açılıp saçılıyor, kokusunu cömertçe dağıtıyor etrafına. Gündüzleyin bazen kapanıyor, bazen açık kalıyor. Fakat nihayetinde hep durduğu yerde duruyor. Varlığı bazen bir tas su gibi ferahlatıcı, bazen nereye açıldığı meçhul bir kapı gibi endişe verici. Ama asıl mesele var olması. Ben yazan insanım, hangi suyun içindeysem o suyu anlatırım.&lt;br /&gt;- Balık suyu bilir mi?&lt;br /&gt;- İçine doğduğun alem için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bilmek&lt;/span&gt; gibi bilinç işleriyle uğraşmaya lüzum olmaz.&lt;br /&gt;- Kafanızdan duman çıkıyor!&lt;br /&gt;- He ya, ben içten yanmalıyım. Dahilimdeki yangın, kafamda duman olarak tezahür ediyor. (Tezahür ediyor.)&lt;br /&gt;- Kaçtık biz, kib, baaay. (Kaçıyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.vladstudio.com/tr/wallpaper/?upside_down_world_map"&gt;Görsel: Dünyaya tersten bakış.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2729260629860231098?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2729260629860231098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/fantastik-soylesi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2729260629860231098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2729260629860231098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/fantastik-soylesi.html' title='Fantastik Söyleşi'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bEkbRe0JI/AAAAAAAABbA/DSfG65Cfxn0/s72-c/vladstudio_upside_down_world_map_1152x864.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2452103518008266727</id><published>2010-04-17T11:39:00.005+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.975+02:00</updated><title type='text'>"bir takım özgürlükleri savunacağıdım"</title><content type='html'>&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=selma%20aliye%20kavaf"&gt;Bir bakan&lt;/a&gt; "eşcinsellik hastalıktır" diyor. Denir mi denmez mi, eşcinsellik nedir ne değildir tartışılmaya başlanıyor. Demokrasiyi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kendine demokratlık&lt;/span&gt; olarak yaşayanlara tepkisini sürekli dile getiren bazı müslümanlar  eşcinsellik konusunda bu kez kendileri için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kendine demokrat&lt;/span&gt; tavırlar &lt;a href="http://www.derindusunce.org/2010/04/14/escinsellik-gercekten-turnusol-kagidi-mi/"&gt;takınıyor&lt;/a&gt;. Hilal kaplan &lt;a href="http://www.taraf.com.tr/makale/10789.htm"&gt;konuşuyor&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;Date=12.04.2010&amp;amp;ArticleID=991007"&gt;Yıldırım  Türker&lt;/a&gt; konuşuyor. Cinsellik üzerine hayatımızda yaşadığımız sansür zaten malumken, internet üzerinden sansürler kanıksanmaya başlıyor. Cinsellik namına ne varsa göz dikiliyor, yadırganıyor, ahkam kesiliyor. Ne sadece bugün, ne de sadece burada, her zaman ve her yerde! Mesele eşcinsellik meselesi değil. Mesele korku ve kontrol. Pascal Quignard'ın &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/cinsellik-ve-korku-pascal-quignard/tanim.asp?sid=D5LW6PUA80XPD0MYRY5B"&gt;Cinsellik ve Korku&lt;/a&gt;'sunu okumak gerekiyor belki. Ama ben bu konuda Memo Tembelçizer'in iki yıl önce, Uykusuz'un 50. sayısında yayınladığı &lt;a href="http://www.memotembelcizer.com/wordpress/?p=11"&gt;bir yazıyı&lt;/a&gt; paylaşmak niyetindeyim. O vakit çok konuşulan&lt;span style="font-style: italic;"&gt; internette porno sansürü&lt;/span&gt; üzerine yazdığı bu yazı maalesef şimdi de, belli ki uzun bir zaman sonra da geçerliliğini koruyacak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Siz cinsel özgürlükleri temel özgürlüklerden saymayadurun, onlar cinsel  özgürlükleri kısıp açmak suretiyle bireylerin toplumsal rollerini ve  toplumsal hiyerarşinin yapısını belirlerler. Siz cinselliği bir hak  değil bir keyif olarak değerlendiredurun; dün motosiklete ek vergi  geldiğinde zengin oyuncağı deyip onu da küçümsemiştiniz, bugün fotoğraf  makinesine gelen aynı ek vergiye itiraz edecek takatiniz yok mu? Siz hak  ile keyif arasındaki ince çizgide oyalanırken onlar çizgiyi diledikleri  yöne çekiverirler. Siz porno site yasağına karşı duranları otuzbirci  diye küçümseyedurun, onlar pornoyu yasaklayarak yasaklamanın  meşruiyetini ele geçirirler.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S8l4_4NUj5I/AAAAAAAAAB8/qcqDz9xMDtk/s1600/memo-tembel%C3%A7izer.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 231px; height: 308px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S8l4_4NUj5I/AAAAAAAAAB8/qcqDz9xMDtk/s400/memo-tembel%C3%A7izer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461029061978787730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BİR TAKIM ÖZGÜRLÜKLERİ SAVUNACAĞIDIM, AMA ELALEM NE DER DİYE SAVUNAMIYORUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer on yaş daha yaşlı bir kişi olsaydım bambaşka biri olabilirdim. On yıl daha önce doğsaydım 80 darbesi çocukluğuma, Özal dönemi de ergenliğime denk gelmezdi. Özal döneminde çıkan muzır yasası -yani küçükleri muzır neşriyattan koruma kanunu- tam da benim çocukluktan çıkıp ergenliğe girdiğim yıllara tesadüf etmezdi. Porno namına her hangi bir neşriyatın zaten ulaşamadığı ücra memleketlerde ikamet etmekte olan ben, gözümün bacak-g.t-meme’den başka şey görmez ve görmek istemez hale geldiği yaşlarda, gazetelerdeki üç kuruşluk bikinili hatun fotoğraflarından bile mahrum kalmazdım. Eğer on yıl daha yaşlı olsaydım, darbeyi ve sonrasını üniversitedeyken yahut yeni yeni çalışmaya başladığım sıralarda yaşamış olurdum ve belki özgürlük mücadelesini bir örgütlenme mücadelesi olarak görür, yaşar, hisseder ve benimserdim. Tüm benliğim g.tteyken, g.tün yasaklanmasıyla kendi benliğimden şüphe etmek zorunda kalmaz, benliğimi kurtarmak adına tüm ilgimi basındaki g.t yasağını kınayan haberlerin takibine vermezdim. Eğer TRT yayınladığı her filmdeki en ufak öpüşme sahnelerini bile kesiyor olmasaydı, Betty Blue sinemada ancak yargıtay kararıyla oynayabiliyor olmasaydı ve filmlerin kesilmeleri ve yasaklanmaları gazetelerde haber haline gelmeseydi, “memleket meselesi” deyince benim aklıma belki g.t yasağı değil de grevler, çatışmalar, savaşlar geliyor olurdu. Böyle olsun isterdim de, o zaman belki kendi derdimle böyle tek başıma ve yapayalnız kalakalmazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, maalesef böyle olmadı; darbeyi ben t.şşaklarıma yedim. Dünyanın en önemli olayını kesilen filmler, sansürlenen gazete ve dergiler olarak bilip öğrendim. Özgürlük mücadelesini ifade özgürlüğü mücadelesi olarak, onun da en merkezi noktasını cinselliğin ifadesinin özgürlüğünün mücadelesi olarak bilip öğrendim. O şekilde yaşadım ve hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinizden “İyi bok yedin” mi diyorsunuz? “Özgürlük deyince s.kinin özgürlüğünü bellediysen yanılmışsın dostum” mu diyorsunuz? Cinselliği keyif, cinsellikle ilgili özgürlükleri savunmayı arsızlık olarak mı görüyorsunuz? İnternette siyasi sitelerin engellenmesini önemsemek dururken porno sitelerin engellenmesini önemsemeyi düşkünlük mü sayıyorsunuz? Siyasi derneklerin kapatılmasına karşı durmaya politik olmak, eşcinsel derneklerin kapatılmasına karşı durmaya lümpen olmak mı diyorsunuz? Memlekette ve hatta dünyada insanlar ölüyorken, insanlar işkence görüyorken, insanlar köle gibi çalıştırılıyorken benim gibi s.kiyle t.şşağıyla meşgul olanları küçümsüyor musunuz, hor mu görüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz küçümseyedurun, sizin yerinize önemseyenler var. Öyle ki onlar kim s.kini tutsun kim tutmasın diye parlamentolarda toplanıp kanunlar çıkarırlar. Siz cinsel özgürlükleri temel özgürlüklerden saymayadurun, onlar cinsel özgürlükleri kısıp açmak suretiyle bireylerin toplumsal rollerini ve toplumsal hiyerarşinin yapısını belirlerler. Siz cinselliği bir hak değil bir keyif olarak değerlendiredurun; dün motosiklete ek vergi geldiğinde zengin oyuncağı deyip onu da küçümsemiştiniz, bugün fotoğraf makinesine gelen aynı ek vergiye itiraz edecek takatiniz yok mu? Siz hak ile keyif arasındaki ince çizgide oyalanırken onlar çizgiyi diledikleri yöne çekiverirler. Siz porno site yasağına karşı duranları otuzbirci diye küçümseyedurun, onlar pornoyu yasaklayarak yasaklamanın meşruiyetini ele geçirirler. Siz porno tüketeni de üreteni de aşağılayadurun; onlar, balık tutarken tayt giyen kadını pornocu, onu beğenip göz ucuyla bakan erkeği otuzbirci sınıfına sokarak sizin aşağılama listenizi sizin bile haberiniz olmadan genişletiverirler. Sİz bütün pornocuları çocuk pornocusu sanadurun, onlar çocuk pornosunu engellemek iddiasıyla toptan pornoyu yasaklayarak sizin yüreğinize su serperler; diğer yandan sigortasız çocuk işçi çalıştırabilmek için ellerinden geleni yaparlar. Siz kadının başını önemseyin kıçını önemsemeyin, onlar her ikisini de sizin yerinize önemsemekle kalmaz, kaç çocuk doğuracağına kadar ayrıntısını bile belirlerler. Siz basında cinsel içerikli yayınları küçümseyedurun; onlar, zararlı içerik tanımlamaları gayet muğlak bırakılmış yasalar sayesinde, olağan cinsel içeriği zararlılıkla itham edip, kendileriyle karşıt görüş taşıyan ama suç teşkil etmeyen yayınları çok güzel susturabilirler. Onlar ki sizin ayıbınızı sizden iyi bilenlerdir. Onlar ki her ne yapıyorlarsa sizin cinselliğe bakışınızdaki ayıpçıliğa dayanarak ve cinsel özgürlükçülere bakışınızdaki küçümsemeye yaslanarak yapanlardır. Onlar ki entelektüel tartışmayı “Yoksa ibne misin?”, “Yoksa pezevenk misin?” diyerek profesyonelce baltalayanlardır. Onlar ki sizin hak aramak için her kalkışmanızda ayıp yerlerinize “cüccük hareketi” yaparak sizi gerisin geriye yerinize oturtanlardır. Onlar ki gençleri zararlı neşriyattan korumak bahanesiyle çıkarttıkları yasalarla sadece ve ustalıkla kendi varlıklarını koruyanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz küçümseyedurun; dün bu memleketin Toramanlı Karagöz’ünü müzelerin depolarında çürümeye terkedenler, bugün bu topraklara ait taş heykellerin ayıp yerlerini bezlerle örtecekler, yarın tarihi balçıkla sıvamayı başaracaklardır. Onlar, -ormanlar hakkında olsun, bilimsel kurumlar hakkında olsun, yahut cinsellik hakkında olsun- öne sürüp sürüp geri çektikleri yasaları, taşı delen su damlaları gibi, toplumun başlangıçtaki direncini yavaş yavaş eriterek hayata geçireceklerdir. Siz geçmişte t.şşaklarınıza gelen darbenin sahibini bugün koruyucunuz sanadurun; onlar dün diz darbesiyle bugün yumruk darbesiyle vuracaklar, istikrarla, değişmeden kalacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler dostlarım, aman küçümsemeye devam edin. Aman ha özgürlük savunayım derken ibne yahut pezevenk olmayın. Cinselliksiz ve cinsiyetsiz mücadelenizin gururuyla başınızı dik tutun. Başınız dik halde ufka bakarken rakibinizden t.şşaklarınıza beklemediğiniz ani bir diz darbesi alıp iki büklüm yere kapaklandığınızda ise sakın ola üzülmeyin. Üzülmeyin çünkü tarihin hükmü bir kuşak sürer. T.şşaklarına darbe almış gençlik kendini toparlayıp ayağa kalkana kadar iki kuşak geçmiş olur bile. Ortalıkta “eskiden annem mini etek giyermiş” diye anlatan dede kalmadığında, yeni kuşak kendi durumunu kıyaslıyabileceği her hangi bir şey hatırlamıyor olacak; toplumu ezelden beri o anki gibi sanacak. Sadece t.şşakları anlam veremediği bir şekilde sızım sızım  sızlıyor olacak, o kadar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2452103518008266727?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2452103518008266727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/bir-takm-ozgurlukleri-savunacagdm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2452103518008266727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2452103518008266727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/bir-takm-ozgurlukleri-savunacagdm.html' title='&quot;bir takım özgürlükleri savunacağıdım&quot;'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S8l4_4NUj5I/AAAAAAAAAB8/qcqDz9xMDtk/s72-c/memo-tembel%C3%A7izer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5933208768925353755</id><published>2010-04-16T11:57:00.011+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:46.863+02:00</updated><title type='text'>9/Tenths - 9 Ay 10 Gün</title><content type='html'>Dün akşam &lt;a href="http://www.cnbce.com/"&gt;Cnbc-e&lt;/a&gt;'de Türkiye'de &lt;a href="http://www.sinemalar.com/film/6578/9-Ay-10-Gun/"&gt;9 Ay 10 gün&lt;/a&gt; adıyla gösterime girmiş 2006 yapımı &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0421539/"&gt;9/Tenths&lt;/a&gt; adlı filmi izledim. Filmi, üniversitede yaptığımız 'şimdi herkes bir ülke olsun, şimdi siz şah şunlar da halk olsun' gibi simülasyonlara benzetecek kadar sembolik bulup da bugün o manada hiçbir görüşle karşılaşmayınca uluslararası ilişkiler diplomamın hala yürürlükte olduğunu görmüş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi IMDB puanını önemseyenlerdenseniz söyleyeyim, 345 kişinin oy verdiği filmin puanı 5.2. Doğrusu ben gayet izlenmeye değer bulduğumdan 9 verdim. (Bu puan meselesini çok ince eleyip sık dokumuyorum, genel olarak beğendiğime en yüksek, beğenmediğime en düşüğü veriveriyorum nihayetinde. Başka türlü hayatta işin içinden çıkamam gibi geliyor.) Yine de izlemenizi şiddetle filan önermediğimden hemen aşağıda spoylırın allahını yapıyor, filmin her bir yerini anlatıyorum efendim, aman dikkat:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFMU8uKOI/AAAAAAAABbI/GFMEezk7xyY/s1600/9tenthswu7.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 280px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFMU8uKOI/AAAAAAAABbI/GFMEezk7xyY/s400/9tenthswu7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464772013433170146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Biz_%28kitap%29"&gt;9/Tenths&lt;/a&gt;'e anahtar kelimeler ata deselerdi şunları önerirdim: Mülkiyet, kudret, hak. Bu film bir &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0276919/"&gt;Dogville&lt;/a&gt;, bir &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0342735/"&gt;Manderlay&lt;/a&gt; gibi izlenmeli; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sineklerin_Tanr%C4%B1s%C4%B1"&gt;Sineklerin Tanrısı&lt;/a&gt; yahut &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Biz_%28kitap%29"&gt;Biz&lt;/a&gt; gibi okunmalı gibi geliyor bana. Tabi hiçbiriyle boy ölçüşemez, o ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;{Az aşağıda Recep İvedik'in &lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xasau4_recep-yvedik-2-ayustos-boceyi-ve-ka_fun"&gt;Ağustos  Böceği-Karınca&lt;/a&gt; masalını anlatmasına dönmüş bir film yazısı  okuyacaksınız. Şu da önemliydi, bu da sembolikti derken tüm filmi oturup yazmış buldum kendimi. Yorumlarımı aralara sakladım. Şu noktayı belirtmeden geçemeyeceğim, az yukarıda bahsettiğim anahtar kelimelere bakarsanız kadın-erkek ilişkilerine dair bir şey bulamazsınız, zira filmin buna hiç değinmediğini düşünüyorum. Daha çok devlet-halk; güçlü kuvvetli devletler- güçsüz önemli devletler; ideoloji savaşları-temel ihtiyaçlar filan gibi ilişkiler kurarak izledim başta da dediğim gibi. Ama yine de ara sıra feminist damarım da tutmadı değil. Neyse, okuyunca izlemiş kadar olursunuz zaten, buyrunuz:}&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikaye, herhalde çok da fantastik olmasın, gerçeğe yakın olsun diye ıssız ada veya meçhul bir gezegen yerine, terör yüzünden tüm dünyanın yok olduğu bir ortama oturtulmuş. Bu kıyamet durumunu film boyunca sadece radyo haberlerinden öğrenebiliyoruz.(&lt;a href="http://www.yuzsekiz.com/"&gt;Lost&lt;/a&gt;'ta &lt;a href="http://lostpedia.wikia.com/wiki/Desmond_Hume"&gt;Desmond&lt;/a&gt;'ı oynayan &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0193738/"&gt;Henry Ian Cusick&lt;/a&gt; burada &lt;span style="font-style: italic;"&gt;William&lt;/span&gt; olunca, ıssız adada mahsur kalma fikrinden vazgeçmişler sanırım. Tabi William'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;o benim karım, o benim evim, polisleri çağırırım bak, hak hukuk adalet&lt;/span&gt; diye gezebilmesine de olanak tanımış bu durum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFXO4d8jI/AAAAAAAABbQ/yQAsCN1SQyM/s1600/william.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 277px; height: 156px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFXO4d8jI/AAAAAAAABbQ/yQAsCN1SQyM/s400/william.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464772200783278642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;William&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jessica&lt;/span&gt;, büyük bir şehirde yaşayan, orta direkten hallice durumları olan bir çift. Her ikisi de meslek sahibi, sabit gelirli, suya sabuna dokunmadan geçinip giden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;beyaz&lt;/span&gt; insanlar. Muhtemelen aileleri ve içinde yetiştikleri ortam da öyle. Ancak, William az biraz paranoyak bir tip. Sürekli "tehlikenin farkında mısınız, allaam bu pis teröristler ebemizi hoplatacaklar, hepimiz ölecaaz cesikam!" diye dolaşıyor ortalıkta. Üstüne üstlük, tüm insanlığı değil sadece kendisi ve karısını kapsayan bu korkuyu, yıllarca biriktirdiği paralarla inin cinin top oynadığı yerde bir çiftlik evi alacak kadar çok benimsemiş. Kocasının korkularını" ay sevimli manyak" filan diyerek geçiştiren Jessica'yı "süper tatil yaparız işte kızım, mis gibi ev, kafa dinleriz" diye kandırınca da dünyalar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;William&lt;/span&gt;'ın oluyor. Film tam burada, çiftlik evinin önüne gelen çiftin arabasının görüntüsüyle başlıyor. İlk başlarda, güzelliği, kaprisleri ve isteksizliği dışında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jessica&lt;/span&gt;'nın kayda değer bir durumu yok.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFlW2cPnI/AAAAAAAABbY/xWM6rOHFdTw/s1600/dave.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 236px; height: 133px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFlW2cPnI/AAAAAAAABbY/xWM6rOHFdTw/s400/dave.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464772443440430706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fakat o da ne! Evde biri var, hem de belli ki uzun zamandır orada yaşıyor. Erkeklerle ilgilenen her insanın "keşke evime gittiğimde ben de içeride bir tane bu adamdan bulsam" diyeceği cinsten bir adam olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elias&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0651104/"&gt;Dave Baez&lt;/a&gt;), mutfakta kan revan içinde et doğramakla meşgul. İlkel, kara, aşağılık (aşağıya ait) işler yapan ve Meksikalı bu adama William gönül &lt;span style="font-style: italic;"&gt;indirir&lt;/span&gt;; İngilizce bilmediğini, kimse yokken buralara bekçilik eden zavallı biri olduğunu düşünüp karar vermesine bile gerek yok zira beynindeki kodlar bu önkabulü direk uygulamaya geçirir. "Bu ev... La casa... Benim bura... Ay Cesika anlamıyor bu, yazık... Benim diyorum, benim." (Burada kadının "ne &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim&lt;/span&gt;i uleyn, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bizim&lt;/span&gt; diyecen!" dememesini kendisinin kayıtsızlığına bağlıyorum.) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elias&lt;/span&gt;, William'a ve Jessica'ya müstehzi müstehzi bakıp gider, arabalarından eşyalarını indirir ve "bu gece benim misafirim olun hadi" demeye getirir. Jessica bir gece kalıp gitmeye dünden razı ama William "yok aga, benim bu ev, Jekkins söylemedi mi sana, ondan aldım" diye diretir. İlerleyen dakikalarda, aracı kurum Jessica sayesinde, Elias'ın doğduğundan beri burada yaşadığını, eski evsahibi Jekkins'ın  kendisine "sana evi vereyim sen de burada parasız çalış" dediği için  yıllardır karın tokluğuna çalışıp Jekkins gittikten sonra evi kendinin  bellediğini öğreniyoruz. (En baş şerefsiz Jekkins olsa gerek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;William&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elias&lt;/span&gt; arasındaki -önce evin, sonra kadının mülkiyeti üzerine gelişen- gerilim sürekli  yükselip zaman zaman kavgaya dönüşür. Elias William'a sıklıkla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;seni şuracıkta boğuverirdim ama kadına şükret&lt;/span&gt; der; kadının jeopolitik açıdan stratejik öneminin altını çizer. William en sonunda kendine yakışanı giyer, silahı eline almaz ama silahlı kuvvetleri (polisleri) çağırdım diye blöf yapar. Elinde evin kendine ait olduğunu gösteren hiçbir yazılı belge vs. olmayan Elias evi terk edip hemen karşıdaki garaja (galiba) yerleşir. Fakat, hazır yemeklere alışmış, tüm arızaları tamircilere onartmış bu çift tüm malzemeleri tüketip jenaratörü de çalıştırmayı beceremeyince (zaten William baştan beri hiçbir şeyin tamirini beceremez), Elias'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kendin pişir kendin ye&lt;/span&gt; tesislerine ağızlarının suları akarak bakmaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara, hep orada duran radyodan dünyada  kıyametin koptuğu, kaosun hakim olduğu, hemen herkesin öldüğü haberi  geçilir. Baştan beri felaket senaryoları yazan William nedense buna en az inanan kişi oluverir ve Jessica'yı "bu adamı sakın eve alma" diye tembihleyerek arabaya atlayıp yardım neyim bulmaya gider. Birkaç gün aç susuz kalan Jessica sonunda dayanamayıp Elias'tan yardım ister. Elias'ın Jessica'yı hem eğittiği hem koruduğu, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nasıl bir erkek kadınını tek başına aç susuz bırakıp gider&lt;/span&gt; diyerek ayar verdiği, bir sürecin sonunda müşterek bir hayat yaşamaya başlarlar. Jessica azıcık hallenecek gibi olur ama Elias ona elini sürmez. Burada hepimiz William kılkuyruğuna lanet okurken Elias'a bir dahi hayran oluruz. William oralarda ölse de bunlar böyle süt liman yaşayıp gitse deriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFt4kcfMI/AAAAAAAABbg/eW2Puqd7Qgc/s1600/woman.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 250px; height: 141px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFt4kcfMI/AAAAAAAABbg/eW2Puqd7Qgc/s400/woman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464772589930708162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat beceriksiz William uzunca bir sürenin sonunda, perperişan halde, elinde bir iki fasulya konservesi dışında bir şey olmadan çıkar gelir. Elias'ın evde olduğunu görünce karısının ihanetine uğradığını düşünüp ortalığı ayağa kaldırır. Jessica ise önce Elias'a bakar, sonra kocasına bakar, hatta bir ara bize bakar ve sonunda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ayol benim ne işim var elin pislik Meksikalısıynan, hiç öyle şey yapar mıyım kocacım, salak salak konuşma&lt;/span&gt; der. Stratejik önemi dışında hiçbir gücü bulunmayan/bulunmadığını düşünen kadın, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"uzun vadeli düşüneyim, ileride hangi taraf benim daha çok işime yarar, daha güçlü olur acaba&lt;/span&gt;"ya göre karar verir ve mecburen de olsa aslında ilk kez aktif bir rol oynar. Elias da -durur mu, yapştırmış cevabı- çifteyi eline aldığı gibi çifti evden kovar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;William ve Jessica evin karşısındaki açık alanda açlıkla mücadele ederken Elias, jenaratörünü çalıştırmış, suyunu elektiriğini sağlamış, koyunları kesip ekinlerini pişirip nispet yapa yapa, aynen eskisi gibi, evde yaşamaya başlar. Ne William'a ne de son sözleri yüzünden Jessica'ya hiç acımayız, oh canımıza değsin deriz. William zaten inadım inat, ora benim evim modunda takılıp da güya kızgınlığı yüzünden Jessica'ya iki yudum fasulye vermediği için oturduğumuz yerden ona güzel laflar hazırlamışızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlık öyle bir hal alır ki, William, aldatılmanın verdiği meşruiyet duygusuyla "git Elias'tan yemek iste, karşılığında ne istiyorsa, ama ne istiyorsa yap cesika, bana bunu borçlusun" der. Jessica kızmaktan çok kırılır ve perperişan Elias'a gider -beni de pasifliği karşısında iyice sinirlendirir ve kalkmaya çalıştıkça yatıştırdığım kadınlık damarlarımı zorlar artık, neyse. Elias kadını adamın gönderdiğini anlar, günlerce tek lokma vermeden her yeri temizlettirir, her işi yaptırır (ama yine elini sürmez.) Yine de zamanla merhamete gelir, Jessica'dan özür diler ve iyi davranmaya başlar, yine eskisi gibi müşterek bir hayat kurarlar. William'a da acıyıp yanlarında karın tokluğuna çalıştırmaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bF2-sv3BI/AAAAAAAABbo/Q10DwpkwGs4/s1600/20m352.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 228px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bF2-sv3BI/AAAAAAAABbo/Q10DwpkwGs4/s400/20m352.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464772746194967570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biz, ulan nasıl da tersine döndü her şey diye düşünürken sistem oturmaya başlar. Jessica yemekleri ve ev işlerini, William daha ağır işleri yaparken Elias kıçını yayıp oturur. William'a karşı baştaki sertliğini daha da artırıp resmen eziyet etmeye başlar. Jessica'ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"kadın, bir çay koy bakem, hop dedik"&lt;/span&gt; şeklinde yaklaşmaktadır. (Artık güzel güzel sevişmektedirler bu arada.) William &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ev mev hikayeymiş yahu, ne salakmışım ben&lt;/span&gt; şeklinde uyandığı ve Jessica'nın Elias'tan soğuyup yine William'a yöneldiği zaman bu zamanlardır. Biz de Elias'a tilt olup William'a acımaya başlamışızdır çoktan. William ve Elias arasında evin mülkiyeti üzerine bir tartışma kalmamıştır ama Elias artık kendisine karşı isteksiz olan Jessica'yı, William'a kaptırmak üzere olduğunu anlar. Ama nedense çözümü yine faşizmde, yine diktatörşipte bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki erkek arasındaki rutin bir horoz dövüşü sırasında Jessica hamile olduğunu açıklar. Ama çocuğun babası belli değildir. Elias deliye dönse de ikisi de baba olacağım diye sevinç içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden tabanca sesleri duyulur. Aç billaç bir çare aradıkları belli olan iki tane adam ellerinde silahlar, gözü dönmüş bir şekilde üçünü de öldürüp eve konmaya çalışmaktadır. Olay çok aniden olduğundan iki erkek daha korunaklı bir yerler bulurken Jessica ateş altında kalır. Elinde iki adet silah bulunan Elias, William'la göz göze gelir. Bir tereddüt, bir endişe. Silahı William'a vermezse Jessica ölecektir. Sonunda silahı ona verir. Birbirlerini koruyarak Jessica'yı da alıp evin içine girmeyi başarırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev, kadın ve bu ikisi için sürekli çatışan iki adam tek vücut olup dış düşmana karşı hep beraber savaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-FİN-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5933208768925353755?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5933208768925353755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/9tenths-9-ay-10-gun.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5933208768925353755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5933208768925353755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/9tenths-9-ay-10-gun.html' title='9/Tenths - 9 Ay 10 Gün'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bFMU8uKOI/AAAAAAAABbI/GFMEezk7xyY/s72-c/9tenthswu7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4912338501784898284</id><published>2010-04-13T10:49:00.009+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.502+02:00</updated><title type='text'>Temas Camları ile Temas</title><content type='html'>Ta yıllar önce bir dönem kuzenler, kardeşler, arkadaşlar filan toplu halde sürücü ehliyeti ve kontak lens alımına gitmiştik. Hangisi önce oldu hatırlamıyorum ama toplu alımlarda topluluk içindeki  teknik desteğin kuvveti hoşumuza gitmiş olacak ki ikincisine de hemen girişmiştik: "Eksantrik mil hankısıydı len"den "solüsyon göze sıkılır mı"ya kadar giden sorularımızın cevaplarını sürekli alabileceğimiz bir nevi süper grup. (Tüm cevapların&lt;span style="font-style: italic;"&gt; galiba&lt;/span&gt; ve&lt;span style="font-style: italic;"&gt; şöyle bir şey duymuştum&lt;/span&gt;'la başlaması bile sorun değildi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehliyet konusuna bilahare temas edeceğim. Ehliyet alıp da lens almayan son elemanımız da, &lt;a href="http://kuzeyguney.blogspot.com/2010/02/seninle-basm-dertte-ne-yapsam.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; anlattığı gibi, lens alınca ben de bu maceraya tekrar atılayım bari dedim. Zira o dönemde, görece olarak gözü en az bozuk insan ben olduğumdan üç beş kullanıp bir kenara koymuş, son kullanma tarihi üç yıl geçince de geçen sene itibariyle geri kalanını çöpe göndermiştim. Halbuki diğer gözler daha bozuk diye senin gözün gaza gelip daha iyi görmeye başlamıyormuş. Serde kunillik var işte, n'aparsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben diyeyim yirmi gün, sen de bir ay önce bir iş yemeği düzenledik. Yirmi-yirmi beş kişilik bir grubu şirket olarak bir yemeğe götürmemiz gerekti. Gündüz rezervasyonu yaptırırken telefondaki adamın "masayı küp yapayım istersin?" sorusuna, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aman şimdi sorarsam kırk saat anlatır&lt;/span&gt; düşüncesiyle "küp mü, he he tamam, küp yap" demiştim. Mekana gittiğimizde bizim masamızın, ilkokuldaki yerli malı haftası kutlamaları gibi koskocaman bir kare halinde olduğunu görünce aha dedim zıçtık. Zira biz evsahibi olarak üç kişiyiz ve biraz kasıntı bir grup olduğundan  en azından ikinci kadeh bitimine kadar sürekli muhabbet körüklemek gibi bir görevimiz var. Gözlüğüm de yanımda yok, koca karenin diğer kısımlarında oturan insanları artık gönül gözüyle filan görmeye çalışacağım. Ortamdaki tek hatun kişi olduğumdan sesimi duyurabilmek için gözümle bir hedef tutturmam lazım oysa ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş duyum koordine bir şekilde çalışmadığında, onlarla bağlantılı olduğunu bile bilmediğim bir takım yetilerimi kaybetmek gibi garip bir durum var bende eskiden beri. Mesela kulaklarım tıkalıyken kitap okuyamam, güneş gözlüğü taktığımda kulaklıkla müzik dinleyemem, burnum tıkalıyken tat alamam (ha pardon, bu zaten böyle olmalıydı) ve net göremiyorsam konuşulanı dinleyemem, dinleyemediğim şeye de cevap veremem tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl o yemek bittikten sonra, ilk kez tanıştığım insanların gözündeki imajımın; ne yana baktığı belli olmayan, komik olmayan bir şeye çok gülüp asıl esprilere gecikmeli tepki veren, en sonunda balık fümeyi peynirin üzerine koyup onun da üzerine kavrulmuş otları yerleştirerek tek bir lokma halinde değişik tatlar elde etmeye odaklanmış şaşkın gibi, garip gibi biri olduğuna eminim.  Ertesi gün iş çıkışında koşa koşa lensçiye gitmem de bundandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bGi1CE9wI/AAAAAAAABbw/n4KW8QkbA7E/s1600/g%C3%B6z.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 252px; height: 285px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bGi1CE9wI/AAAAAAAABbw/n4KW8QkbA7E/s400/g%C3%B6z.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464773499514320642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kendini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lens numarası vermek&lt;/span&gt; gibi tek bir fonksiyona indirgemiş doktor, her iki gözüme de aynı (0.75 miyop) numarayı verince on beş dakika içinde lenslerime kavuşmuş oldum. Seneler önceki tecrübem sayesinde hemen oranın lavabosunda takıverdim gözüme. Hemen derken, on beş dakikalık bir göz ve burun akmasını hesaba katmıyorum tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tam şimdi her şeyi ama her şeyi denemeliyim, ileride lazım olabilir maazallah ne yaparım ben&lt;/span&gt; şeklinde özetlenebilecek bir hayat düsturum vardı, dört beş sene tüm şiddetiyle devam etti. O, durup durulmaktan korktuğum &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"ileri"&lt;/span&gt; günlerini yaşadığım şu dönemde, geçmişin ekmeğini çatır çatır yiyiyorum valla. Lensle başladım, ehliyeti aktive etmeyle devam eder umarım.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Günde iki defa metroya bindiğim için lens taktıktan sonraki ilk izlenimim de trende gerçekleşti: Amanın, herkes bana bakıyor! Şu en arkadaki adam bana gözünü dikmiş olabilir mi? ve saire. Daha önce iki sıra sonraki insanlar, kalabalık görüntüsü oluşturmak için oraya konmuş bir fon iken, artık gözleri fıldır fıldır gerçek insanlara dönüştüler. Başlıkta, bu kontak lens olayı ilk çıktığında Türkçe bir isim bulma gayretindeki amcalar tarafından konulmuş &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kontakt_lens"&gt;Temas Camları&lt;/a&gt; adını kullandım. Tam olarak ne demek istediklerini allah bilir ama benim için dünyayla temas anlamına geliyor şimdilik. Şu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;göz üşümesi&lt;/span&gt;ne hemen alışmaya başlamazsam çok uzun sürmeyecek gibi görünüyor gerçi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4912338501784898284?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4912338501784898284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/temas-camlar-ile-temas.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4912338501784898284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4912338501784898284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/temas-camlar-ile-temas.html' title='Temas Camları ile Temas'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bGi1CE9wI/AAAAAAAABbw/n4KW8QkbA7E/s72-c/g%C3%B6z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3818958147294920905</id><published>2010-04-09T13:52:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.502+02:00</updated><title type='text'>Randey Bahçesinde Kaydoldum ya da İlk Film</title><content type='html'>Yıl 1888. Tarihin bilinen/kayıtları bulunan en eski 'film'i &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0392728/"&gt;Roundhay Garden Scene&lt;/a&gt;, Whitleygilin bahçesinde çekilir. Tüm zamanların ilk &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kamera stresi&lt;/span&gt;ni yaşayan insanlar ne yapacaklarını bilemeyip "bir o yana bir bu yana tavuk gibi dolaşayım bari" diyecekken 'bu yana' kısmında film biter, zira toplamda 2 saniye 11 salisedir. Hemen izleyelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-5439252528405852269&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="width: 400px; height: 326px;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2 saniye içinde sol köşeden çıkıp en sağa varmayı başaran adama saygılarımı sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Buradan bakınca, Pazar günkü barbekü partisinde babasının kamerasıyla oynayan ah seni haylaz ufaklığın kayıt düğmesine yanlışlıkla  iki kez basışı arasında kaydolan anlamsız görüntüler gibi görünüyor. Halbuki boru değil sevgili izleyiciler, koskoca endüstri bu manasız dolanma ile başlıyor. Sinemalarda (o zamanın tiyatrolarında -batıda sinema salonuna hala tiyatro -&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Theatre"&gt;theater&lt;/a&gt;- derler) oynamamış. (Aslında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tiyatro&lt;/span&gt;nun Antik Yunandaki kelime anlamı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;görme/gösteri mekanı&lt;/span&gt;. Tamam tamam, bir daha parantez açmayacağım.) (Yalan.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.roundhaygardenscene.com/"&gt;Roundhay Garden Scene&lt;/a&gt; filminin yönetmeni &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Louis_Le_Prince"&gt;Louis le Prince&lt;/a&gt;, garb aleminin hala naifçe -ve her naif laf gibi özünde doğru olarak- &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hareketli Resimler&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Film"&gt;Motion Picture&lt;/a&gt;) dediği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;film&lt;/span&gt; olayının babası sayılıyor. Bir mucitten çok patent avcısı olarak zihnime kazınmış &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Alva_Edison"&gt;Edison&lt;/a&gt;, lens cihazının patentini Amerika'da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le Prince&lt;/span&gt;'den önce almış olsa da bu görüş değişmemiş. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Edison&lt;/span&gt; zenginleşirken &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla"&gt;Tesla&lt;/a&gt; borç içinde ölmüş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;le Prince&lt;/span&gt; ortadan kaybolmuş filan, olacak o kadar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le Prince&lt;/span&gt; aynı yıl (1888) &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Roundhay_Garden_Scene"&gt;Rounday Garden Scene&lt;/a&gt;'nin ardından bir film daha çekmiş. Direkman &lt;a href="http://www.essential-films.co.uk/home/traffic-crossing-leeds-bridge-1888.html"&gt;Leeds Köprüsü'nde Trafik&lt;/a&gt; adını verdiği bu film aynı zamanda ilk görüntülü trafik raporu olarak da biliniyor. Hemen aşağıda, tabi ki yine 2 saniye:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1117955101308069748&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="width: 400px; height: 326px;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Evet sayın izleyiciler. Leeds Köprüsü civarında bugün de atlar var. Yayalar yolun ortasında sallanıyor. İşinize giderken varsa alternatif yollar tercih etmenizi öneririm."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Randey Bahçesi&lt;/span&gt;'nde dolanan insanlardan birinin çekimden 10 gün, diğerinin 13 sonra ölmesi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;le Prince&lt;/span&gt;'in ise birkaç yıl sonra esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolması ilk filmle birlikte ilk korkuların da yeşermesine neden olmuş. Ölülerin fotoğraflarını çekerek onları ölümsüz kılmaya çalışan koyu Katolikler, bu kez öldürmek istediklerinin filmlerini çekmeye koyulmuş olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişten birikmiş efsaneler, mitler, romanlar, operalar, masallar ve tiyatro oyunlarının varlığı filmleri kısa sürede &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bahçelerde dolanmak&lt;/span&gt;tan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hikayeler anlatma&lt;/span&gt;ya taşımış. Daha 50 yıl geçmeden Hollywood &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0043014/"&gt;Sunset Bulvarı&lt;/a&gt;'nda anlatılan insanlık trajedilerine de yataklık eden koskocaman bir endüstri haline gelmiş. Bazen teknik ve hikaye ayrı ayrı seyretmiş ama asıl meselenin bu ikisini arka odada kaynaştırmak olduğu hemen anlaşılmış. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0062622/"&gt;Space Odyssey&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0133093/"&gt;Matrix&lt;/a&gt; filan derken işte bugünlere gelmişiz. (Biliyorum, fecaat bir bağlama oldu. Ben en iyisi sizi, pek de iyi olmayan ama başkasını bulamadığım &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Film Tarihinin 120 Yılı&lt;/span&gt;yla başbaşa bırakayım. İyi seyirler efendim. 3.. 2.. 1!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-5073842869897086346&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="width: 400px; height: 326px;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3818958147294920905?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3818958147294920905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/randey-bahcesinde-kaydoldum-ya-da-ilk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3818958147294920905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3818958147294920905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/randey-bahcesinde-kaydoldum-ya-da-ilk.html' title='Randey Bahçesinde Kaydoldum ya da İlk Film'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3214632389959542017</id><published>2010-04-08T15:14:00.003+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.502+02:00</updated><title type='text'>Vög Türkiye'de!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.voguemag.com.tr/"&gt;Vogue dergisi&lt;/a&gt; Türkiye'de, tüm çağrışımları ve etkileriyle...&lt;br /&gt;Buyrun, hemen aşağıdan yakın efendim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;object width="400" height="300"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10721334&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10721334&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/10721334"&gt;BENCE BOK&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user3534981"&gt;nasipkismet&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3214632389959542017?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3214632389959542017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/vog-turkiyede.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3214632389959542017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3214632389959542017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/vog-turkiyede.html' title='Vög Türkiye&apos;de!'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-1171789580106615870</id><published>2010-04-06T19:53:00.002+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.503+02:00</updated><title type='text'>"Dibek Dövücüsünün Hınk Deyicisi"</title><content type='html'>1&lt;br /&gt;Biz seninle sevgili Türkiye,Üsküdar’la Beşiktaş arasında geçişmekle meşhuruz&lt;br /&gt;Biz ölmedik daha, bu ölümümüz o en büyük ölüm için bir hazırlıktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2&lt;br /&gt;Gecelerin durgunlaştığı, ev kiralarının birden arttığı,&lt;br /&gt;devletin bile ansızın üzüldüğü zamanlar&lt;br /&gt;Yasa koyucular ve kaldırım ustaları arasında kurduğum gülünç ilişki&lt;br /&gt;Niyeyse yaklaştırıyor beni insanların yaşamına&lt;br /&gt;Dünyanın şaşaalı çöküşü hakkında bir konuşmaya hazırlanıyoruz&lt;br /&gt;İşte süklüm püklüm laflar ettiğim yaşlarda&lt;br /&gt;Sokakları camiler ve babaların işten dönüşü şekillendirirdi&lt;br /&gt;Çünkü her eve dönüşte ayakkaplarının altını yıkardı babam&lt;br /&gt;Gündelik ilişkilerin tozunu silip atardı kapımızdan&lt;br /&gt;Sadece bir kapımız vardı bizim hayata açılan&lt;br /&gt;Bir de körebe, asimetrik yalanlar öğreten komşu kızları&lt;br /&gt;Şu deyyus Mozart ve günlerden Pazar&lt;br /&gt;Öğretmedi bana&lt;br /&gt;Cuma çarşılara aptessiz inilmez&lt;br /&gt;Bir besmele kapsar bir besmeleyle içimin hünerlerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri iri bahçelerde şimdi o kışın işi, kovgun bir elmayı saklamak&lt;br /&gt;Kendi kalbimi yokluğun bir mührü gibi taşımak, yani insan olmanın alışkanlığı&lt;br /&gt;Dövülürken, kovalanırken kuzeyin şehirlerinde durmadan&lt;br /&gt;Yanlış bir eylüle uyanmanın bedelini, kahrına can feda seraplarla ödedim&lt;br /&gt;Gitmelerin envai türlüsüne elhamra çekmiştim&lt;br /&gt;İsraf edilmiş aşklardan dönmelerin yezitliğini de belledim&lt;br /&gt;Ak atının toynaklarında rugan çizmeleriyle&lt;br /&gt;dedem ve hürriyet gülümserdi bana&lt;br /&gt;Bu zamanda alâimi sema gibiydi ayrılıklar da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl senelerdi onlar ki&lt;br /&gt;İyicil ve tanrısal bir düzen altında yaşamak telâşesi&lt;br /&gt;Vazife icabı yaşayan babamın acayip kararlarını tetiklerdi&lt;br /&gt;Muzip göğüs çarpıntılarının sütbeyazı gökleri gelir bulurdu beni&lt;br /&gt;Tombul tavırlarıyla babam&lt;br /&gt;Koyu yeşil bir örtüyü kaldırır gibi&lt;br /&gt;Çirkin kışların akıl almaz şaşkınlığını&lt;br /&gt;Görülmemiş bekâr kalmaların yazıyla değiştirirdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3&lt;br /&gt;Ben şimdi aşka ve beyaza yetmek için ağzımı açıyorum ya böyle, onlar şiir sanıyor&lt;br /&gt;Bakın hele dâhiyane bir konuşma olmayacak bu, ben size bunu yapmam&lt;br /&gt;Ne quantum fiziğini bilirim ne de ren geyiği gibi sıçrayıp aydan bir parça koparabilirim&lt;br /&gt;Ağaçlara tutunurum işte dönerken dünya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeğe uygun bir saçmalık bulmalıyım artık&lt;br /&gt;Ellerimi bu cılgaya dizerek, ey benim zefîr dudaklarım ne laflar ettiniz böyle&lt;br /&gt;Evet biliyorum kendi içine büzülen bir saygısızlık şu şairlik&lt;br /&gt;Dibek dövmek gibi, göz eğik, kaş çatık&lt;br /&gt;Vay ki ben hınk desem bile&lt;br /&gt;Kimse kimsenin kimsesi olmuyor yazık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel arkadaşım,çok kırgınız şimdi&lt;br /&gt;Hiç bilmediğimiz bir dilde susalım daha iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mustafaakar.blogspot.com/2009/03/dibek-dovucusunun-hink-deyicisi.html"&gt;Mustafa Akar&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-1171789580106615870?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/1171789580106615870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/dibek-dovucusunun-hnk-deyicisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1171789580106615870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1171789580106615870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/dibek-dovucusunun-hnk-deyicisi.html' title='&quot;Dibek Dövücüsünün Hınk Deyicisi&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4331059222648032998</id><published>2010-04-05T15:45:00.010+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.503+02:00</updated><title type='text'>Rüya: Adana Çık Aradan! ve Rüyalar Hakkında</title><content type='html'>Bu sabah yine garip guraba bir rüyanın etkisiyle erkenden uyanıp, evin içinde biraz dolanıp sonra çok erken olduğuna karar verip tekrar uyuyarak işe geç kalmayı becerdim. Şimdi düşünüyorum da, yolun bir saat sürdüğü, mesainin sekizde başladığı eski işyerime en geç gittiğim ve kendimi kovdurttuğum saat buradaki mesainin başlama saati idi! İnsan bir şeylere alışmaya görsün, aman aman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine "kıçın açıkta kalmış" kategorisine girecek rüyama kısaca değineyim: Gerçek zaman ve mekan algısıyla birebir benim yaşadığım iğrençli bir rüya görürken -rüya olduğunu bilmezken- birden uyanıyorum. Sanayi devrimi Avrupası gibi bir ortamda, acayip fakir, pis, bir lokma bir hırka bir evin mutfağındayım. Karakuru, benimle aynı yaşlarda ama açlıktan çökmüş bir adamım. Yemek masasında karşımda oturan karıma heyecanlı ve şaşırmış bir şekilde dün gece gördüğüm rüyayı anlatıyorum; "rüyamda böyle otuzlarına yakın bir kız olduğumu, şöyle şöyle iğrençli bir şeyler yaşadığımı gördüm." Burada kafam durumu çözemedi sanırım, pat diye uyandım. Bir an acayip bir yerde bir başkası olarak uyanmış olduğumdan korktum ne yalan söyleyeyim. Sonra kalktım evde dolandım biraz. O uyku mahmurluğunda kendim olduğuma ikna olmam normalden biraz daha uzun sürdü tabi, ehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHIBJJwhI/AAAAAAAABb4/mYeKOUHLssw/s1600/what%2Bdreams%2Bmay%2Bcome.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 283px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHIBJJwhI/AAAAAAAABb4/mYeKOUHLssw/s400/what%2Bdreams%2Bmay%2Bcome.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464774138420380178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu rüyaları anlatarak kendime dair benim bile bilmediğim bir şeyleri ifşa ediyor olmayayım lan acaba diye düşündüm bir ara. Fakat sonra çok da derinlemesine olmadan çözümlemelere giriştiğimde, rüyalarımda, illa ki ya yatmadan az önce, ya tam o gün veya o hafta izlediğim filmlerden, kafamda kurguladığım senaryolardan bir şeyler buldum. Okul yıllarımda o gün yaptığım her şeyin birebir aynısını rüyamda bir daha yapardım; saatlerce televizyon izlediğimi, kitap okuduğumu, derse girdiğimi filan görürdüm mesela. Hatta Berfu bir kez gün içinde yaşadığım her şeyi gece bir daha yaşadığım için hafızamın fil gibi olduğu yorumunda bulunmuştu. O rüyalar bitti, o fil hafıza da gitti diye düşünülürse doğru söylemiş galiba. Aha&lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2006/07/ryalar-da-olmasa.html"&gt; daha önce yazmışım&lt;/a&gt; ki ben bunu. Filler gitmiş çimenler kalmış hakikaten, ehe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyalarımın gerçek hayatımla kesişme noktalarını bulmak çok zor olmuyor. Geçtiğimiz yaz Ağustos ayında gördüğüm &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tüm bir insanlığı baştan kurmaya çalışan ilk insanlar ve iffetli fahişeler&lt;/span&gt; (bu rüyamı anlatırsam valla deli dersiniz, anlatmam) rüyam &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/07/issiz-guclu.html"&gt;işsiz güçlü&lt;/a&gt; gezdiğim ve alacağım her bir kararın bundan sonraki hayatımı şekillendireceğini idrak ettiğim günlere rastlar mesela. Daha öncesinde Mardin'de Kerwan adlı bir adamı yana yana arayıp Düzgün Baba (aslında Tunceli'de imiş) türbesinde gecelediğim rüya ise Yaşar Kemal'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Demirciler Çarşısı Cinayeti&lt;/span&gt; etkisindeyken &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/06/dunyann-en-guzel-yeri.html"&gt;Kardeş Türküler&lt;/a&gt;'e sardığım döneme denk gelir. Geçen aylarda her rüyamın başlangıç noktası, Necatibey Caddesi'nde yaya üst geçitlerinden birinin üzerinde gizli, mavi boyalı bir tahta kapıyı açıp girişteki kodaman kadınla selamlaşarak mekandaki bir odaya yönelmekti mesela; yeni işime başlayacağım ilk zamanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi baktım da, &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2008/12/pembe-balina.html"&gt;dönem&lt;/a&gt; &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2008/06/bcekli-bebek.html"&gt;dönem&lt;/a&gt; böyle güzel rüyalar görmüşüm ben. İlk hatırladığım rüya yedi yaşıma (anneannemle babamın kavgası gibi nirengi bir olaya denk geldiğinden tam yaşımı hatırlıyorum) denk gelir; gecenin köründe apartmanlar arasında arkadaşlarımla piknik yaparken gökyüzünde bizim evi taşıyan bir uçakta annem var diye sevinmiştim. Aslında bir yandan bunları, belki yazacağım bir öykünün veya şiirin malzemesi olur diye düşünerek kaydettiğimden yahut aklımda tuttuğumdan unutmadığımı da biliyorum. Yani aslında herkes, siz de, benim gibi akla hayale sığmayacak rüyalar görüyorsunuz. &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2008/11/marguerite-yourcenar.html"&gt;Margaret Yourcenar&lt;/a&gt;'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rüya ve Kader&lt;/span&gt; kitabını okuduktan veya yukarıdaki resimde bir sahnesini gördüğünüz &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0120889/"&gt;What Dreams May Come&lt;/a&gt; filmini (tü senin gibi imdb'ye, 6.6 vermiş güzelim filme) izledikten sonra bile bunu anlamak mümkün. Benim rüyalarım gerçekten hayatıma renk katıyor, hele ki &lt;a href="http://www.biyolokum.com/2010/03/wherever-you-go-there-you-are/"&gt;whereever you go there you are&lt;/a&gt; (Umut Sarıkaya'nın deyimiyle bin yıllık klişe 'kendinden kaçamazsın')  deyimini düstur edinip seyyah ruhunuzu zihninize havale ettiyseniz rüyalar hikayeci tarafınıza büyük katkılarda bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün gece gördüğüm gibi Adana'nın hatta teklifsiz girdiği, aşama aşama uyanılan rüyalar benim için de yeni. Yaşaması ve ayılması biraz daha zor oluyor, kabul. Yine de, eğer kendinizi, rüyaların yoğun etkisinin gerçek hayatınıza yön vermesine izin vermeyecek kadar iradeli (başlarda olur sonra geçiyor ama) görüyorsanız, sabah uyandığınızda bir dakikanızı gördüğünüz rüyayı hatırlamaya ayırın ve hemen bir yerlere kaydedin. Belli mi olur, belki fantastik bir film çekmek, bir bilgisayar oyunu yazmak veya durağan giden hikayeye bir hayal sıkıştırmak istersiniz. Aha, hepsi o bilinçaltı gecelerde gizli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4331059222648032998?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4331059222648032998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/ruya-adana-ck-aradan-ve-ruyalar-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4331059222648032998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4331059222648032998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/ruya-adana-ck-aradan-ve-ruyalar-hakknda.html' title='Rüya: Adana Çık Aradan! ve Rüyalar Hakkında'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHIBJJwhI/AAAAAAAABb4/mYeKOUHLssw/s72-c/what%2Bdreams%2Bmay%2Bcome.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-2962973307398290354</id><published>2010-04-03T18:46:00.003+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.503+02:00</updated><title type='text'>"Tam 91 cm Uzaktayım Kendimden"</title><content type='html'>Gözden kaçmıştır, arada kaynamıştır, akıldan çıkmıştır, hiç karşılaşılmamıştır filan diye bu videoyu paylaşmak istedim. Bırak dünyayı, kendi eli ayağı bile zaman zaman kendine yabancılaşanlara, "herkes normal demek ki bende bir sakatlık var" diye düşünenlere gitsin benden. İyi seyirler efendim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://video.mynet.com/greenberries/Skhizein-Ekoin/335763.swf" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" allowfullscreen="true" width="400" height="334"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-2962973307398290354?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/2962973307398290354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/tam-91-cm-uzaktaym-kendimden.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2962973307398290354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/2962973307398290354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/04/tam-91-cm-uzaktaym-kendimden.html' title='&quot;Tam 91 cm Uzaktayım Kendimden&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5828653157496179954</id><published>2010-04-01T15:21:00.004+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:26.145+02:00</updated><title type='text'>"Otoriteyi Sorgula"</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Uyarı: Çeviriler bana ait olduğundan -konu ilginizi çekerse- özellikle tanımlarda daha geçerli Türkçe çeviriler araştırmanızı öneririm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;"Çünkü Ben öyle  Söylüyorum" Safsatası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Safsata, (İngilizce: logical fallacy, Osm: Kıyas-ı batıl) bir düşünceyi ortaya koyarken ya da anlamaya çalışırken yapılan yanlış çıkarsamadır. Safsatalar ilk bakışta geçerli ve ikna edici gibi görülebilen fakat yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Bu tanım &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Safsata"&gt;Vikipedi&lt;/a&gt;'den. Bir de Alev Alatlı'nın &lt;a href="http://www.safsatakilavuzu.com/"&gt;Safsata Kılavuzu&lt;/a&gt;'na bakalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kendi düşüncelerimizi  geçerli olarak ifade etmemizi,  başkalarının düşüncelerini ise  doğru anlamamamızı  sağlayan, akıl yürütme, muhakeme, düşünme, ispat ve çıkarım yapma metoduna mantık diyoruz.   Mantık hataları ya da bir diğer deyişle hatalı çıkarımlar sonucu ortaya çıkan  boş, temelsiz, asılsız  ahkâma ise  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;safsata&lt;/span&gt;.   Safsatalar, insanlar arası iletişimin önündeki   en önemli engelleri teşkil ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünürken ya da konuşurken, acele karar vermek, önyargılı davranmak, söyleyeceklerimizi yeterince tartmadan söylemek, çok genel ifadeler kullanmak, yeterince bilgi sahibi olmadığımız  konularda başkalarına ahkâm kesmek, ünlü kişilerin sözlerini kendi iddialarımızın doğruluğunu kanıtlamak  amacıyla kullanmak, fikrimizi kabul ettirmek için karşımızdakini aşağılamak, baskı altına almak, statümüzü veya  popülaritemizi ileri sürmek, bir başkasının fikrini layıkıyla anlamadan savunmaya geçmek veya saldırmak... Bu davranışlarımız,  tartışmalarımızı  yetersiz, tutarsız sonuçlara yani safsatalara götürür ve iletişim ortamını çekilmez hale getirir.&lt;/blockquote&gt;İnternetteki herhangi bir foruma girerek iktidar, Atatürk, Allah, din, ordu, milliyetçilik, baba, herhangi bir ideoloji; kısaca bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;otorite&lt;/span&gt; üzerine yapılan tartışmalara göz attığımızda konunun nasıl tıkandığını, iletişimin koptuğunu ve önce saldırıların ardından hakaretlerin geldiğini rahatlıkla görebiliriz. Böyle bir tartışma gerçek hayatta pek de seyrek karşılaşılmayan bir şekilde cinayetle bile sonuçlanabilir. Bu olayların üzerinde oynadığı zemini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kusurlu/Eksik Tümevarım Safsatası&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fallacy_of_defective_induction"&gt;Fallacy of Defective Induction&lt;/a&gt;) ile tanımlayarak aslında neler döndüğünü bir nebze anlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Otoriteden menkul argüman&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Argument_from_authority"&gt;argument from authority&lt;/a&gt;) veya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;otoriteye başvurmak&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=argumentum%20ad%20verecundiam"&gt;appeal to authority&lt;/a&gt;) sık rastlanan bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kusurlu/Eksik Tümevarım Safsatası&lt;/span&gt;'dır. Buna göre &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;beyan edilen argüman doğrudur &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;çünkü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; kamuoyunda otorite (yetkili-authoritative) olarak kabul edilmiş bir kaynak veya insan tarafından öne sürülmüştür&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S7R40qxvI5I/AAAAAAAAABU/a2oilML3jTY/s1600/question-authority-300x157.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 157px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S7R40qxvI5I/AAAAAAAAABU/a2oilML3jTY/s400/question-authority-300x157.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455117894883943314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Otoriteyi Sorgula&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970'lerin popüler sokak sloganı &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Question_Authority"&gt;Question Authority&lt;/a&gt;, o dönemin Amerikan yazar, psikiyatrist, ruhbilimci, fütürist ve uyuşturucu madde kullanımı savunucusu &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Timothy_leary"&gt;Timothy Leary&lt;/a&gt;'e (bir ara politikaya da girmek istemiş ve propaganda şarkısı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=come%20together"&gt;Come Together&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Beatles&lt;/span&gt; tarafından bestelenmiştir.) ait olduğu düşünülse de, 18. yüzyılda yaşayan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Benjamin_Franklin"&gt;Benjamin Franklin&lt;/a&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"her iyi vatandaşın asli görevi otoriteyi sorgulamaktır"&lt;/span&gt; sözünün tekrar hatırlanması olduğu da söyleniyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Timothy Leary&lt;/span&gt;'nin ünlü sözünün tamamı şu şekilde:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Think for yourself.. Question authority.. Throughout human history, as  our species has faced the frightening, terrorizing fact that we do not  know who we are, or where we are going in this ocean of chaos, it has  been the authorities, the political, the religious, the educational  authorities who attempted to comfort us by giving us order, rules,  regulations, informing, forming in our minds their view of reality.. To  think for yourself you must question authority and learn how to put  yourself in a state of vulnerable, open-mindedness; chaotic, confused,  vulnerability to inform yourself..&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendin için düşün... Otoriteyi sorgula... İnsan tarihi boyunca bizim soyumuz, bu kaos okyanusunda kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi bilmemek gibi korkutucu ve tedhiş edici bir gerçekle karşı karşıya kaldı. Otoriteler; siyasi, dini, eğitmen otoriteler bize emirler vererek, kurallar koyarak, düzenlemeler yaparak, bilgilendirerek, zihinlerimizi kendilerinin gördüğü gerçeklik algısıyla şekillendirerek rahata ermemizi sağlamaya çalıştılar. Kendin için düşünmek adına otoriteyi sorgulamak zorundasın ve kendini savunmasız bir açık zihinlilik durumuna nasıl getireceğini öğrenmelisin; kendi kendini bilgilendirebileceğin kaotik, karmaşık bir savunmasızlık...*&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Leary&lt;/span&gt;'nin de belirttiği gibi, otoriteyi sorgulamak -herhangi başka bir şeyi sorgulamak gibi- insanın zihnini savunmasız bırakacaktır. Bu durum, mevzubahis otoritelerin, kendi gerçeklik algılarını zihnimize yerleştirerek bize kaos okyanusunda hakikaten konforlu bir ada bulmuş olduklarını doğruluyor. Fakat insan, yağmurda gökyüzünü görebilmek için şemsiyenin altından çıkmak ve sırılsıklam ıslanmak zorundadır. Belli ki bu nedenle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sorgulayıcılar&lt;/span&gt; genellikle "rahatsız" addedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Otoriteyi Sorgula&lt;/span&gt;, sadece ateşli aktivistlerin sahipleneceği bir söz olarak görülmemeli. Buna bir zihin uyandırma yolu, bir düşünce ayıklığı gibi yaklaşılırsa, biraz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rahatsız&lt;/span&gt; olmanın kimseye bir zararı olmaz. Yazının başında da bahsettiğim gibi, sahte argümanlar üzerinden insanların birbirlerine hakaretler yağdırmasını, daha fenası öldürmesini izlemek durumunda kaldığımızda; basit bir tartışmada kendimizi aslında hiç de savunmadığımız bir şeye taraf olmuş olarak bulduğumuzda bile safsatayı tanımlamak ve otoriteyi sorgulamak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;her iyi vatandaşın asli görevi&lt;/span&gt; olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıya Buddha'dan bir alıntı ile nokta koymak isterim.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Do not believe in anything simply because you have heard it. Do not believe in anything simply because it is spoken and rumored by many. Do not believe in anything simply because it is found written in your religious books. Do not believe in anything merely on the authority  of your teachers and elders. Do not believe in traditions because they have been handed down for many generations. But after observation and analysis, when you find that anything agrees with reason and is conducive to the good and benefit of one and all, then accept it and live up to it.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sadece işittin diye bir şeye inanma. Çoğunluk tarafından konuşuluyor ve dedikodusu yapılıyor diye bir şeye inanma. Dini kitabında yazılı olduğu bulunmuş/söylenmiş diye bir şeye inanma. Öğretmenlerin ve yaşlıların her dediğine sırf onlar otorite diye inanma. Geleneklere inanma çünkü onlar kuşaktan kuşağa geçerek varoldular. Fakat sadece gözlem ve çözümleme ile, akılla bağdaşan ve istisnasız herkes için iyi ve yararlı bir şey bulursan, onu kabul et ve onunla yaşa.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir başka okuma için: &lt;a href="http://thelobbyist.net/lobby/archives/1843"&gt;Question Authority&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;*Bir başka çeviri &lt;a href="http://alelademotif.blogspot.com/2008/09/think.html"&gt;şuradan&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;Kendin için düşün,otoriteyi sorgula. İnsanlık tarihi boyunca, bizim türümüz kim olduğumuz, bu kaos denizinde nereye yol aldığımız konusunda hiçbir şey bilmediği, ürkünç, tedhiş edici gerçeği ile karşılaşırken; otoriteler, siyasi, dini, eğitimle ilgili otoriteler, emirler vererek, kurallar koyarak, düzenlemeler yaparak, bilgilendirerek, kendileri gerçeği nasıl görüyorlarsa bizim zihnimizi de o şekle sokarak bizi rahatlatmaya çalıştılar. Kendin için düşünmek istiyorsan, otoriteyi sorgulamak ve kendini kırılgan ve açık fikirli hale sokmayı; kaotik, kafa karıştırıcı kırılganlığı kendine anlatmayı öğrenmek zorundasın. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5828653157496179954?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5828653157496179954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/otoriteyi-sorgula.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5828653157496179954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5828653157496179954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/otoriteyi-sorgula.html' title='&quot;Otoriteyi Sorgula&quot;'/><author><name>asemic child</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11100076739927762514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4uOAhF4akI/AAAAAAAAAAY/A2IgVMmosXg/S220/mayakovsky0707h.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S7R40qxvI5I/AAAAAAAAABU/a2oilML3jTY/s72-c/question-authority-300x157.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8550499108404238872</id><published>2010-03-31T13:14:00.002+03:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.504+02:00</updated><title type='text'>"Temel Kuşku"</title><content type='html'>1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111110111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;1111111111111111111111111111111&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tar%C4%B1k_G%C3%BCnersel"&gt;Tarık Günersel&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8550499108404238872?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8550499108404238872/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/temel-kusku.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8550499108404238872'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8550499108404238872'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/temel-kusku.html' title='&quot;Temel Kuşku&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3536024949082017876</id><published>2010-03-27T10:30:00.003+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.975+02:00</updated><title type='text'>"Artık Kendi Büyüklüğünüz Altında Ezilebilirsiniz"</title><content type='html'>Bu Cumartesi gününü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tekrar düşünme&lt;/span&gt;ye ayırmaya ne dersiniz? Hiç dokunmadan kopyalıyorum, yapıştırıyorum, &lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/03/26/bizler-zenginlere-hizmet-eden-robotlariz/"&gt;şuradan&lt;/a&gt;. Bağlantıları da takibi şiddetle öneriyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yazı üzerine tartışma ve yorumları da &lt;a href="http://friendfeed.com/tunc/c76124e9/bizler-zenginlere-hizmet-eden-robotlarz"&gt;şuradan&lt;/a&gt; okuyabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outgoing/tr.wikipedia.org/wiki/Karel_%C4%8Capek');" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karel_%C4%8Capek" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bizler, Zenginlere Hizmet Eden Robotlarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outgoing/tr.wikipedia.org/wiki/Karel_%C4%8Capek');" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Karel_%C4%8Capek" target="_blank"&gt;Karel  Capek&lt;/a&gt; ve &lt;a onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outgoing/tr.wikipedia.org/wiki/Franz_Kafka');" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Franz_Kafka" target="_blank"&gt;Franz  Kafka&lt;/a&gt; da benzer mesajlar vermiş zamanında. Hatta bakın Capek’in şu &lt;a onclick="javascript:pageTracker._trackPageview('/outgoing/en.wikiquote.org/wiki/Karel_%C4%8Capek');" href="http://en.wikiquote.org/wiki/Karel_%C4%8Capek" target="_blank"&gt;lafı&lt;/a&gt;,  doğru olduğu kadar, ne kadar da acımasız: &lt;p&gt;&lt;em&gt;“Bilimi suçluyorum! Teknolojiyi suçluyorum! Kendimi suçluyorum!  Hepimiz! Evet hepimiz suçluyuz! &lt;strong&gt;Büyüklük kompleksimiz&lt;/strong&gt;  uğruna, başkalarının kar etmesi uğruna, gelişme uğruna, bilmiyorum,  büyük bir şeyler uğruna insanlığı öldürdük. Artık kendi büyüklüğünüz  altında ezilebilirsiniz.”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Hatırlarsınız, Patch ise bu “ezilmeyi” çok daha ileri götürmüştü.  Para ve güce tapan bir toplumdan, şefkat ve cömertliğe tapan bir topluma  dönüşmeyi beceremememiz halinde, “bu yüzyılda hayatta kalma şansımız  yok” demişti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir avuç zengin insanın parasına odaklanan ve televizyon  programlarının da cesaretlendiği “sistemden” veya kapitalizm’den  bahsediyor kısaca.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi dilerseniz, &lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/" target="_blank"&gt;Fikir Atölyesi&lt;/a&gt;‘nde başladığımız Patch Adams dizimize  devam edip, bu yazıyla da sonlandıralım. İlk iki bölümüne, şu  linklerden göz atabilirsiniz:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- “&lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/03/09/patch-adams-anarsist-palyaco-doktor/" target="_blank"&gt;Patch Adams: Anarşist Palyaço Doktor!&lt;/a&gt;”&lt;br /&gt;- “&lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/03/16/insan-bilincinin-optik-yanilgisi/" target="_blank"&gt;İnsan Bilincinin Optik Yanılgısı.&lt;/a&gt;”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;“Kapitalizm dünyanın başına gelmiş, tarihin en berbat şeyi.”&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Adams’a göre, her şey yedi bin yıl önce başlıyor. Yani erkeğin para  ve güce tapmaya karar vermesiyle. O yüzden bugün gerçekten de hiçbir  siyasi çözüm işe yaramıyor. Değer sistemi megalomoni üzerine kurulmuş.  Kısaca “para ve güç” yedi bin yıldır bizim tanrımız olmuş.&lt;br /&gt;&lt;span id="more-1503"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Doktorun hastaları gezerken, yanındaki tıp öğrencilerini herkesin önünde  aşağılaması; patronun tüm çalışanlar önünde sekreterine veya başka bir  çalışana kaba ve kötü davranması; sokakta gözümüzün önünde mağdur edilen  bir kişi… Veya hemen yanıbaşımızda olan bir vahşet… Veya kadınlara  yapılan kötü davranışlar, sarhoş eve gelip karısını döven adamlar,  caddelerde uyuşturucu satan çocuklar, tinerciler, elinde silahla zevk  için sağa sola ateş edenler…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Veya insanlar açlıktan ölürken…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz nasıl bir &lt;em&gt;tuzak düşünceyle&lt;/em&gt; gösterişli evlerde  yaşayabiliyor, son model arabalara binebiliyor, ihtiyacımızın çok ötesi  parayı bankaya veya mücevharata yatırabiliyoruz?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Düzgün gitmeyen bir şeyleri gördüğümüzde, ne oluyor da  susabiliyoruz gerçekten?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ağzımızı kapamak, görmezden gelip sineye çekmek ve unutmak,  yapılabilecekler arasında en kolayı da ondan. Hem en çok işimize de  gelen!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sahip olduklarımızı &lt;em&gt;kaybetme korkumuz&lt;/em&gt; var çünkü. Konum ve  gücümüzü… Bizi biz yapan değerlere kendimiz değil, sistem karar verir  olmuş. Hem zaten atalar da dememiş mi: &lt;em&gt;“Bana dokunmayan yılan bin  yıl yaşasın!”&lt;/em&gt; [Bu atalar hangi yılların ürünü, merak etmiyor  değilim aslında!]&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Peki bu mevcut durum kime fayda sağlıyor?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Tabii ki büyük ticari işletmelere” diyor Patch. “Dünyada artık  farklı ülkeler yok. Var sanıyorsanız da aldanıyorsunuz. 20. yüzyıl  ülkelerin var olduğu son yüzyıldı. Artık sadece globalleşme var. &lt;strong&gt;Dünyanın  sahibi de artık farklı ülkeler değil, uluslarüstü şirketler.&lt;/strong&gt;”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İyi bir gazetecinin ise bunları araştırıp, yazabileceğine inanıyor:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Konuşan gazeteciler olabilirdi ama ne mümkün! Amerika’da örneğin…  Gazeteciler zenginlerin kuklası. Gazetecilik eskiden varmış. Tüm  dünyadaki medyanın %70′i bugün beş şirketin elinde. Hepsi propaganda  makinası. Bush’ın bir nazi olduğunu söylememe izin veren tek bir  Amerikan medya kuruluşu var mı? Amerikan halkının %90′ı hayatları  boyunca hiç düşünmüyor. 365 günün tamamında düşünme denen şeyi  yapmıyorlar.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Çünkü &lt;strong&gt;sistem,&lt;/strong&gt; insanların “düşünmemeleri” üzerine  kurulmuş da ondan. Çünkü sistem (politikacılar, büyük ticari kuruluşlar,  medya, eğitim sistemi…) herkesin koyun olmasını istiyor da ondan.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İşlerine gelen o!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ayrıca düşünmek de zor iştir. Bana düşünmeme alternatifi  verirseniz, neden düşüneyim ki!&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sistem adeta insan beyninin bug’ları üzerine, bilinçli kurulmuş gibi.  Zeki insanlar bu kapitalistler!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;“İnsanlar için yaşam kalitesinin tanımını televizyonlar  belirliyor.”&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Güzelin tanımı şu: 20 yaşında pürüzsüz cilt ve belli bir vücut  şekli. Örneğin 65 yaşında birisi, onlara göre güzel değil. Cildi  kırışmış, kilo almış… Programlar ve reklamlarda yapılan propagandalarla &lt;em&gt;güzel&lt;/em&gt;  bize dikte ediliyor. Orada gördüğümüz imajları da sonra düşünmeden  güzel diye gidip satın alıyoruz. Başka türlü kozmetik firmaları nasıl  satış yapsın?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Düşünmek; o gösterilen şekle “güzel değil” diyebilmektir. Güzellik ne  yaptığındır. İyi bir insansan güzelsin. Sen ‘güzellik nedir’ diye  düşünmezsen, o zaman da o ilaç ve kozmetik firmaları milyar dolarlar  kazanmaya devam eder.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;45+ yaşındakiler de işte belki o zaman güzelliği botox veya  liposuction’da aramaz. Yeter ki düşünsün, bilinçli bir propaganda ile  ona sunulanları sorgulasın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Peki ya çocuklar?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Şu an çocukların televizyonda izledikleri programların ana teması  hep “para ve güç” üzerine dönmüyor mu? Bu hep bir numaralı mesaj. Ve tüm  dünyadaki çocuklar bu hedefle büyüyor. O yüzden de; fakir olanlar çalıp  çırpıyor, vücudlarını veya kendi çocuklarını satıyor. Zengin olan da  daha zengin oluyor” diyor ve devam ediyor &lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/03/09/patch-adams-anarsist-palyaco-doktor/" target="_blank"&gt;Patch Adams&lt;/a&gt;:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Dünyanın en zengin 3 kişisinin serveti, en fakir 48 ülkenin toplam  servetine eşit bir dünyada yaşıyoruz. Ve televizyonlar, bu zenginlere  imrenmemiz gerektiğini öğretiyor. Paris Hilton’lar, Donald Trump’lar…  Herkes bu iki çöp ismi biliyor. Oysa onlar yan komşumuz kadar bile  ilginç kişilik değiller. Paris Hilton’un 800 milyon dolarlık serveti  var. ‘Bana bakın, bana bakın’ dediği de bir kitabı!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Televizyonlardan önce spor, insanların yapmaktan keyif aldığı bir  şeydi. Şimdi ise sporcular multi milyoner. Televizyonu, büyük  şirketlerin reklam oyuncağı olmasından kurtarıp, insanlara geri vermek  gerek. Televizyon kadınlara karşı şiddeti önlemek için kullanılabilir.  Aşkı, sevgiyi öğretebilir televizyon.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Oysa biz…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sistemin tuzak planlarını bizim zihnimize sokan ve değer  yargılarımızın içine eden sıradan televizyon programlarını izliyor,  oradaki aktörler gibi olmak istiyor, hatta çocuklarımızın da onlara &lt;em&gt;özenmesinde&lt;/em&gt;  mahsur görmüyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;“Yaşam kalitesini önemseseydik, bugün dünyada kimse aç  olmazdı.”&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Herkes, herkesin yaşaması için gerekli olan gıdaya sahip olduğunu  görene kadar ara vermeden çalışsa diyor kısaca. Ve hepimizin günlük  hayatından çok basit bir örnek veriyor:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Yemeğe evinizde birilerini ağırladığınızda, ev sahibi olarak,  herkesin tabağında yemek olduğunu görene kadar yemeğe başlamazsınız. Ne  kadar kalabalık olursa olsun gelenler, yemeğe son başlayan hep siz  olursunuz. [Ancak erkekler önemsemez bunu. Kadınlar ise asla başlamaz.]&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu neden ülkeler için de geçerli değil. Herkesin yemeği olana kadar,  kimse yemek yemese. O zaman açlıktan kimse ölür mi? İşte ‘yaşam  kalitesi’ bu olmalı.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;“Paran var ve bir şey yapmıyorsan sen bir hiçsin.”&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;“Üzgünüm. Sen sadece problemin bir parçasısın ve bu yüzyılda  insanoğlunun yok olmasında payın var.”&lt;/em&gt; dese de, arkadan hemen iyi  haberi de veriyor: &lt;em&gt;“Ancak bu, doğa ve hayvanlar için çok iyi bir  şey!”&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Zengin kişilerin vergilendirilip, globalleşme saçmalığının çöpe  atılması gerekli. İhtiyacımız olan iki şey, sadece iki şey var: Gıda ve  arkadaşlık. Bu ikisi varsa her şey temin edilmiş demektir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdi artık ‘insanlarıma nasıl yardım edebilirim?’ veya daha büyük  plazalar yapmak yerine, ‘tüm güzellikleri içinde barındıran doğayı ve  tarihi dokuyu nasıl koruyabilirim?’ diye kendinize sorabilirsiniz.  Ailenizle birlikte mütevazi bir evde yaşamak için gerekli olanın  ötesinde, &lt;em&gt;artan parayı&lt;/em&gt; bu işler için harcamayı geçtim; ihtiyacı  olanı düşünmüyoruz bile.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Değişim için çözümü; bir annenin çocuğuna olan yaklaşımını örnek  almakta buluyor &lt;a href="http://www.fikiratolyesi.com/2010/03/16/insan-bilincinin-optik-yanilgisi/" target="_blank"&gt;Patch&lt;/a&gt;. Çünkü dünyadaki problemlerin &lt;em&gt;erkeklerden&lt;/em&gt;  kaynaklandığına inanıyor:&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;“Ben sadece annem gibi olmaya çalışıyorum.”&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Çünkü anneler sadece tutkuyla sever, tek kötü şey yapmak istemezler.  Zarar vermek, yıkmak, dökmek istemezler. Annemim, beni ve kardeşimi,  yürekten sevmek ve o yönde davranmaktan başka bir şey yaptığını  görmedim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Benim ’sevgi için çalışmam’ da annem yüzünden. Çünkü bana hayat tarzı  olarak, iyi ve cömert olabilme mucizesini o gösterdi. Ancak büyüdükçe,  onun dünyasının gerçek dünya olmadığını fark ettim.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Erkekler ne kadar ihtiraslı olsa da, ne kadar kötü davransa da, ne  kadar savaşa gitse de, eve sarhoş gelip eşini dövse de, çocuklara  ilgisiz davransa da; dünyadaki annelerin çoğu o evin halen güzel bir ev,  halen güzel bir aile ortamı olması için inanılmaz bir çaba içerisinde  olurlar. Her şeye rağmen çocuklarını yetiştirmek için kendilerini  paralarlar.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;O yüzden yapmamız gereken şey son derece basit: annelerin çocuklarına  davrandığı gibi davranmak. Herkese. Her yerde. Her zaman. Değişim için  gerekli olan tek şey; anne şefkatına sahip olmak.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;En basit hareketlerden birini de, &lt;em&gt;en güçlü konumlara kadınları  getirmekte&lt;/em&gt; buluyor.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Bırakın her şeyi kadınlar yönetsin. Gittiğim bütün yetimhanelerde  çocuklarla gerçekten ilgilenenler, gittiğim tüm mülteci kamplarında  gerçekten çalışanlar hep kadındı. Çay içenler ise hep erkek!”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Şimdi…&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir erkek olarak &lt;em&gt;ben&lt;/em&gt;…&lt;br /&gt;Farkındalık olmasına rağmen, sistemin tuzağından kendini henüz  kurtaramamış olan &lt;em&gt;ben&lt;/em&gt;…&lt;br /&gt;Patch’i araştırıp okudukça, izledikçe canı yanan &lt;em&gt;ben&lt;/em&gt;…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;‘Yok be birader, bu dünyadan değilsin sen’ diyemiyorum işte.&lt;br /&gt;O olması gereken yerde de; &lt;em&gt;ben neredeyim?&lt;/em&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Sistemin istediği [koyun modeli] sıradan insanlardan yok mu bir  farkımız yahu? Zenginlerin robotu olmak için mi uyanıyoruz her sabah?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Geçtim onu…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;em&gt;Her sustuğumuz an.&lt;br /&gt;Ve o anların her tekrarında…&lt;br /&gt;Bizi biz yapan içimizdeki bir şeylerden…&lt;br /&gt;Veya bizi, “sadece insan” yapan değerlerden bazıları ölmüyor mu  gerçekten?&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3536024949082017876?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3536024949082017876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/artk-kendi-buyuklugunuz-altnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3536024949082017876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3536024949082017876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/artk-kendi-buyuklugunuz-altnda.html' title='&quot;Artık Kendi Büyüklüğünüz Altında Ezilebilirsiniz&quot;'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-7609577473488497684</id><published>2010-03-23T11:14:00.005+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.504+02:00</updated><title type='text'>"Ankara Bana Benzesin"</title><content type='html'>Az önce, &lt;a href="http://www.otekitiyatro.com.tr/"&gt;Öteki Tiyatro&lt;/a&gt;'da Oğuz Atay'ın &lt;a href="http://www.otekitiyatro.com.tr/korkuyu-beklerken/"&gt;Korkuyu Beklerken&lt;/a&gt;'inin sahneleneceğini duyunca hadi &lt;a href="http://twitter.com/"&gt;Twitter&lt;/a&gt;'dan paylaşayım dedim. Bu yazma kısıtlı, kalıcılıktan yoksun site bana elbette ki saçma geldiğinden ancak böyle bir şeyler paylaşmak için giriyorum hesabıma.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş değilmiş, &lt;a href="http://www.mybilet.com/eventinfo.php?eventid=6011"&gt;Mybilet&lt;/a&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;paylaş&lt;/span&gt; tuşuyla göndereceğim link nasıl görünüyormuş bakarken Melek'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;cik cik&lt;/span&gt; sesi geldi aşağıdan. Demiş ki, &lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="status-content"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;"Ege Kayacan'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ankara Bana Benzesin&lt;/span&gt; şarkısı  Kasım'dan itibaren güne başlangıç şarkım olacak ...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHZLKVZBI/AAAAAAAABcA/IkOV_-TfX3Q/s1600/ege.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 252px; height: 189px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHZLKVZBI/AAAAAAAABcA/IkOV_-TfX3Q/s400/ege.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464774433167467538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ankara'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tünel&lt;/span&gt;i Ege Kayacan&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ankara'ya gelir gelmez &lt;a href="http://www.radyoodtu.com.tr/"&gt;Radyo Odtü&lt;/a&gt; üzerinden hemen tanışıp kaynaştığımız &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ege Kayacan&lt;/span&gt; Ankaralılar için, nasıl desem İstanbulluların &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tünel&lt;/span&gt;i gibi bir şeydir. En kısa haliyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ege nasıldı sabah?&lt;/span&gt; desen bile Ankaralılar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ege&lt;/span&gt;'nin &lt;a href="http://www.egekayacan.com/"&gt;Ege Kayacan&lt;/a&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nasıl&lt;/span&gt;ın &lt;a href="http://www.radyoodtu.com.tr/modernsabahlar/"&gt;Modern Sabahlar&lt;/a&gt; olduğunu hemen anlar. Başka da kimse anlamaz. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tünele binmek&lt;/span&gt; gibi işte. (Aklım çıkmıştı ilk duyduğumda, ne garip bir deyim bu, ne biçim insanlar varmış bu İstanbul'da diye. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-Hayırdır, nefes nefese kalmışsın? -He ya, tünele bindim de geldim.&lt;/span&gt; Ehehe.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz geçmemiş bir dönem evde bağıra bağıra söylediğimiz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Merabaa, cüceyim ben"&lt;/span&gt; diye başlayan &lt;a href="http://gorillaz.com/"&gt;Gorillaz&lt;/a&gt; apartı şarkıdan, meşhur &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=esatl%C4%B1%20ege"&gt;Esatlı Ege&lt;/a&gt;'ye kadar bizim Ege'nin birçok şarkısı var. Komiklik şakar derken birden durup &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Günaydın, dün n'aptın? ... Bir bak aynaya, kim var karşında?"&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1962673"&gt;Hikaye&lt;/a&gt;) diyerek adamın kafasına cort diye pis bir farkındalık sokacak kadar da acımasızdır. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ankara Bana Benzesin&lt;/span&gt;'den haberdar olur olmaz yine böyle bir şeyler geleceğini sezdim, yanılmamışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dileyenin dilediği gibi yapıp bozacağı, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C3%A7%C4%B1k_kaynak"&gt;açık kaynak&lt;/a&gt; bir şarkı &lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.egekayacan.com/2010/03/ankara-bana-benzesin-10.html"&gt;Ankara Bana Benzesin&lt;/a&gt;. Sanırım yeni değil, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ben%20benzeyemem%20denizsiz%20%C5%9Fehre%20ankara%20bana%20benzesin"&gt;sözlükte&lt;/a&gt; 2003'e ait entarileri var. Belki de bir şiirdi önceden, yakışır. Lafı uzatmayayım, siz hemen aşağıda hem şarkıyı dinleyin** hem de sözleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" id="divplaylist" width="335" height="28"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10774556-b9a"&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10774556-b9a" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="335" height="28"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ne zaman kaçar gibi gelsem bu şehre.&lt;br /&gt;Şehir bana yabancı, ben  kendime.&lt;br /&gt;Yalnızlık deva kentinden başka her derde&lt;br /&gt;Yalnızlar için  gurbet her yerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben benzeyemem denizsiz şehre&lt;br /&gt;Ankara bana  benzesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yağmur yağsın, gün kararsın&lt;br /&gt;Ankara bana  benzesin.&lt;br /&gt;Yine kar yağsın, yollar kapansın&lt;br /&gt;Ankara bana benzesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günler  elimde kırık oyuncaklar gibi.&lt;br /&gt;Anne, bu şehirden götür beni&lt;br /&gt;Anlarsan  her şeyi, sevemezsin kendini&lt;br /&gt;Zaman düşürür maskeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben  benzeyemem denizsiz şehre&lt;br /&gt;Ankara bana benzesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yağmur  yağsın, gün kararsın&lt;br /&gt;Ankara bana benzesin&lt;br /&gt;Yine kar yağsın, yollar  kapansın&lt;br /&gt;Ankara bana benzesin&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*&lt;a href="http://www.egekayacan.com/"&gt;Ege&lt;/a&gt;'nin "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kafamdan Geçenler" adı altında bloğunda Twitter kullanması hoşuma gitmedi değil ama.&lt;br /&gt;**Dinlemekle kalmayın, düzenleyin, baştan yaratın da &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ege'nin fena vokalinden kurtulsun şarkı biraz, ehe. Mazhar Alanson yapsa o işi daha bile iyi olur aslında.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-7609577473488497684?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/7609577473488497684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ankara-bana-benzesin.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7609577473488497684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7609577473488497684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ankara-bana-benzesin.html' title='&quot;Ankara Bana Benzesin&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHZLKVZBI/AAAAAAAABcA/IkOV_-TfX3Q/s72-c/ege.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-9206294634768319034</id><published>2010-03-21T23:29:00.007+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.504+02:00</updated><title type='text'>İlkbahar Hoş Gelmiş / Sefa Getirsin</title><content type='html'>Bunca önemli bir gün için iki kelam etmezsek cennette bizi şarapsız bırakırlar maazallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben her sene rahme tam bugün düşerim. Yeşillikler, beyazlıklar, sarı güneş ve ayaz hava arasında büyür, bir ay sonra da doğarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nevi kişisel bayramımdır. Böyle de coşkun yaşarım baharı, baharın ilk gününü. Bahar çağanı. &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nevruz_Bayram%C4%B1"&gt;Nevruz&lt;/a&gt;'u.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutlu ve en çok umutlu olmasını dilerim yeni yılımızın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Sonradan Not: Kürtlerin Newrozlarını, nasıl kutladıklarını, mitolojilerini öğrenebileceğiniz dolu dolu bir yazı için &lt;a href="http://elestirelmedyagunlugu.blogspot.com/2010/03/newroz-ya-da-nevruz-siz-hangisini.html?utm_source=feedburner&amp;amp;utm_medium=feed&amp;amp;utm_campaign=Feed%3A+EletirelGnlk+%28Ele%C5%9Ftirel+G%C3%BCnl%C3%BCk%29&amp;amp;utm_content=Google+Reader"&gt;buraya tık&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-9206294634768319034?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/9206294634768319034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ilkbahar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9206294634768319034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/9206294634768319034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ilkbahar.html' title='İlkbahar Hoş Gelmiş / Sefa Getirsin'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4101289610046832905</id><published>2010-03-21T19:19:00.008+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.505+02:00</updated><title type='text'>"Anneannem"</title><content type='html'>Ensemizdeki postal yavaş yavaş kalkmaya başlayınca etrafımıza asker gibi değil insan gibi bakmaya başladık milletçe. Sokakta, işinde gücünde takılan sıradan vatandaş için bile ordu jargonu kullanmak, üzerinde hiç mi hiç düşünmeden kalıp cümleleri tekrar etmek çok alışıldıktı. Bildiğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;er&lt;/span&gt; gibi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çavuş&lt;/span&gt; bir şeydik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerin haddini hududunu öğrenmesi (öğrendiyse) maalesef oldukça travmatik bir şekilde oldu. Ama şimdi kafamızı kaldırıp geçmişimizle gerçek anlamda yüzleşiyoruz. Bu nedenledir ki, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;maziye bir bakıver&lt;/span&gt;ildiğinde, ağızdan dökülen her laf kafa yapısını ele verdiği gibi yeni yeni yüzleşmeye başladığımız geçmişten anlar hatırlatıyor. Algılarımız o kadar açık, uyanık ve o kadar hassas ki, tüm sözcükler silsile halinde anılar akla getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onur Öymen&lt;/span&gt; o zamanki Kürt açılımı-PKK'nın dağdan inmesi tartışmasında çıkıp "analar ağlıyor diye savaş yapmayacak mıyız canım, bak Atatürk Dersim'de öyle yapmamış" &lt;a href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132768&amp;amp;KTG_KOD=125"&gt;diyor&lt;/a&gt;, hop &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dersim neresiymiş, Atatürk yanlış yapabilir miymiş, hem Kürt hem Alevi demek hem kel hem fodul demek değilmiş, o kadar insana niye bir ülke ordusu girişmiş&lt;/span&gt; filan gündeme geliyor. Benim gibi bilmeyenler araştırıyor, öğreniyor, çok etkileniyor, ufak tefek &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/11/tarih-oncesi-kopekler.html"&gt;yazıyor&lt;/a&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tayyip Erdoğan&lt;/span&gt; batı ülkelerinin soykırımını üçer beşer tanımaları karşısında ülkesindeki Ermenileri "evlerine göndermekle" tehdit ediyor (!), hop Ermeni defteri tekrar önümüzde açılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın bu patavatsız, vicdansız zihinlere teşekkür edesi geliyor. Meselelere &lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan&lt;/span&gt; gibi bakmaya başlayınca, insan gibi bakmayanlar kabak gibi meydana çıkıyor çoğafedersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHtL5s_kI/AAAAAAAABcI/f3NVUj1vQKc/s1600/anneannem.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 165px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHtL5s_kI/AAAAAAAABcI/f3NVUj1vQKc/s400/anneannem.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464774776963530306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Armenian_Genocide"&gt;Ermeniler&lt;/a&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan gibi bakmak&lt;/span&gt; üzerine bir kitap önermek istiyorum. Bu aralar adı çokça geçiyor internette. İsmi &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=anneannem"&gt;Anneannem&lt;/a&gt;. 2004'te &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=1874"&gt;Metis&lt;/a&gt;'ten çıkmış. Fethiye Çetin'in anneannesinin bir ömürlük sırrını açık ettiği bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;anlatı&lt;/span&gt;. Bir Türk ve müslüman olarak hayatını geçiren Seher'in aslında on yaşına kadar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Heranuş&lt;/span&gt; adında bir Ermeni olduğunu, henüz on yaşındayken nasıl katledildiklerini, nasıl vahşice koparıldıklarını anlatıyor. Kendisi gibi daha binlercesinin bu şekilde yaşadığını da en gerçek haliyle, Seher'in anlatabildiği kadarıyla dinliyoruz. Bugün bütün günüm bununla geçti, şanlı tarihimiz hüngür hüngür ağlattı beni. Çok etkilendiğim bir yerini yazmak istiyorum. (Aslında okuyan için daha anlamlı olacak, okumayan için de birazcık spoiler. Ama yine de alıntılamak istiyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fethiye Çetin anneannesinin geçmişini ilk kez öğrendiğinde, anneannesinin özellikle duygu ve yorum katmadan anlattığı vahşi kırımı ayrıntılarıyla dinledikten sonra ilk yaşadığı şoku şöyle anlatıyor:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrendiklerim, bildiklerime hiç uymuyordu. O güne kadar edindiğim bilgiler alt üst oluyor, değerlerim duyduklarımla tuz buz oluyor. (...) Hayalimde canlanan birkaç görüntü açık ya da kapalı da olsa gözlerimin önünden gitmiyordu: kilise avlusunda bekleşen kalabalığın, özellikle çocukların göz bebekleri, suya atılan bebekler ve onların yaşama içgüdüsüyle sudan çıkardıkları kafaları, Heranuş'un annesinden koparılıp kaçırıldığı an... Bütün bu görüntülerin üstüne benim öğrenciyken her bayramda şiir okuyan suretim düşüyordu. (...) Yüreğimden kopup gelen haykırışlarla seslendirdiğim "şanlı geçmiş" şiirleri (bu görüntülere) çarpıp paramparça oluyordu. &lt;/span&gt;(Syf 55.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlayabildiğim kadarıyla Kürtler, Aleviler, Ermeniler, ateistler, eşcinseller ile ilgili gerçek düşünceleri aldığımız beyanatları oldu siyasetçilerimizin. Hepsi de bu gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;alt çizme&lt;/span&gt;ler oldu. Bakalım neler duyacağız, daha ne kilitli defterleri açacağız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4101289610046832905?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4101289610046832905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/anneannem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4101289610046832905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4101289610046832905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/anneannem.html' title='&quot;Anneannem&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bHtL5s_kI/AAAAAAAABcI/f3NVUj1vQKc/s72-c/anneannem.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3727021021769804798</id><published>2010-03-19T10:28:00.007+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.505+02:00</updated><title type='text'>Başka Dilde Aşk</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.baskadildeask.com/"&gt;Başka Dilde Aşk&lt;/a&gt;, dağılıp dağılıp toplanan bir film. İzlerken &lt;span style="font-style: italic;"&gt;eyvah, onu unuttular orada, geri dönecek mi acaba&lt;/span&gt; şeklinde bir korkuyla izledim hep. Çünkü o kadar sevdim, o kadar bağrıma bastım ki filmi, kılçık kalmasın istedim. Kalmadı mı? Kaldı evet. Ama bu şiirli, hayatla derdi olan, içgörülü film kişisel listemin baş sıralarına oturacak ve kımıldamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da bir şey yazmak niyetinde değilim, spoiler filan gibi olur maazallah. &lt;a href="http://www.filmfestankara.org.tr/tr"&gt;Ankara Uluslararası Film Festivali&lt;/a&gt;'nde &lt;a href="http://www.filmfestankara.org.tr/tr/festival/film/21/203/Baska-Dilde-Ask"&gt;Ulusal Uzun Film Yarışması&lt;/a&gt;'nda yarışıyor. Gösterim 16 Mart'ta idi, azıcık geçti. Piyasaya çıktığında DVD'si kaçmayak filmlerden, tekrar tekrar izlemek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de minik birkaç not düşeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Filmdeki evler birbirine çok benziyordu. Kim kimin evinde karıştırdım. Belki de benim eblekliğimdir, yaparım çünkü öyle şeyler.&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://www.morveotesi.com/"&gt;Mor ve Ötesi&lt;/a&gt; film müziği yapsın, başka da bir şey yapmasın. Film içinde güzel oluyor onların şarkıları, başka türlü değil. (Bkz: &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mustafa%20hakk%C4%B1nda%20her%C5%9Fey"&gt;Mustafa Hakkında Her şey&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mert%20f%C4%B1rat"&gt;Mert Fırat&lt;/a&gt;. Çok fena bir düşünce olduğunu biliyorum ama yakında ölecekmiş gibi geliyor bana. Bu kadar yetenekli, yakışıklı ve mütevazı insanlar hep genç ölüyor. Bu hissiyat da bana ait garip bir takdir gibi kalsın burada bari. Ayrıca &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"erkekte sırt güzelliğinin yeri ve önemi"&lt;/span&gt; adlı bir yazı yazarsam (daha doğrusu yayınlarsam) adının geçeceğine emin olabilirsiniz.&lt;br /&gt;- &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sana%20b%C3%BCy%C3%BCk%20bir%20s%C4%B1r%20s%C3%B6yleyece%C4%9Fim"&gt;Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim&lt;/a&gt;. (Şiir hemen aşağıda, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bH7oU4YEI/AAAAAAAABcQ/9x6TmMoQIHI/s1600/ba%C5%9Fka+dilde+a%C5%9Fk2.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 226px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bH7oU4YEI/AAAAAAAABcQ/9x6TmMoQIHI/s400/ba%C5%9Fka+dilde+a%C5%9Fk2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464775025111883842" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Elsaya Şiirler&lt;/span&gt;/ &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Louis Aragon/ Çv: Sait Maden&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin&lt;br /&gt;Zaman kadındır. İster ki&lt;br /&gt;Hep okşansın diz çökülsün hep&lt;br /&gt;Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına&lt;br /&gt;Bir taranmış&lt;br /&gt;Bir upuzun saç gibi zaman&lt;br /&gt;Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi&lt;br /&gt;Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken&lt;br /&gt;Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi&lt;br /&gt;Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın&lt;br /&gt;Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi&lt;br /&gt;Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada&lt;br /&gt;Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini&lt;br /&gt;Daha beter seni kaçak&lt;br /&gt;Seni yabancı bilmekten&lt;br /&gt;Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan&lt;br /&gt;Tanrım ne ağırdır sözcükler. Asıl demek istediğim bu&lt;br /&gt;Hazzın ötesinde sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim&lt;br /&gt;Sen ki benim saat-şakağımda vurursun&lt;br /&gt;Boğulurum soluk alıp vermesen&lt;br /&gt;Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz&lt;br /&gt;Dudağımda bir dilenen zavallı&lt;br /&gt;Acınacak birşey ellerin için kararan birşey bakışının altında&lt;br /&gt;İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim&lt;br /&gt;Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakca kalp kristali&lt;br /&gt;Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma&lt;br /&gt;Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Bilmem ben&lt;br /&gt;Sana benzeyen zamandan söz açmayı&lt;br /&gt;Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm&lt;br /&gt;Tıpkı uzun bir süre garda&lt;br /&gt;El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler&lt;br /&gt;Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden&lt;br /&gt;Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri&lt;br /&gt;El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden&lt;br /&gt;Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden&lt;br /&gt;Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Kapat kapıları&lt;br /&gt;Ölmek daha kolaydır sevmekten&lt;br /&gt;Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam&lt;br /&gt;Sevgilim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3727021021769804798?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3727021021769804798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/baska-dilde-ask.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3727021021769804798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3727021021769804798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/baska-dilde-ask.html' title='Başka Dilde Aşk'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bH7oU4YEI/AAAAAAAABcQ/9x6TmMoQIHI/s72-c/ba%C5%9Fka+dilde+a%C5%9Fk2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4795771085456552355</id><published>2010-03-18T10:40:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.975+02:00</updated><title type='text'>Ayrılık Fikri</title><content type='html'>&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=emrah%20serbes"&gt;Emrah Serbes&lt;/a&gt; bugün &lt;a href="http://www.afilifilintalar.com/index.php/filintanin-not-defteri-madde-40-47"&gt;Afili Filintalar&lt;/a&gt;'daki not defterinde demiş ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;45. ayrılık fikri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye yüz parçaya bölünse en son Kürtler ayrılır. Çünkü kafalarında ayrılık fikri var. Ayrılık fikri Kürtleri Türkiye’ye bağlayan en önemli unsur. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İntihar fikri sayesinde hayatta kaldım diyen Cioran gibi.&lt;/span&gt; İnsan tepesi attığı zaman canına kıyma ihtimali olduğunu bilmeli, bunu bilince yaşamaya devam etmek kolaylaşır. Kürtlerin de tepeleri attığı zaman bu memleketten ayrılabilecekleri ihtimalini bilmeleri lazım. Bu ihtimal ellerinden alınmaya çalışıldığı için kan gövdeyi götürdü/götürecek.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir garip şiiri aklıma getirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sen beni esir aldığından değil&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;ben seni sevdiğimden kalmak bahşet.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Mecburen olsun fakat, keyfen görünsün bana.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Bizzat tercih etmişim gibi olsun&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;döveceksen; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;kimseyi geceleri korkutmasın huzursuz hayaletim&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;ben istemiş olayım kalmakla,&lt;br /&gt;illa ki öldüreceksen.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4795771085456552355?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4795771085456552355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ayrlk-fikri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4795771085456552355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4795771085456552355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ayrlk-fikri.html' title='Ayrılık Fikri'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3449207446303015151</id><published>2010-03-16T10:48:00.003+02:00</published><updated>2010-03-16T11:15:44.311+02:00</updated><title type='text'>16 Mart Halepçe</title><content type='html'>22 yıl önce bugün, Kuzey Irak'ın küçük Kürt şehri Halepçe'de nefes alan herkes ölüyordu. Çünkü Irak-İran Savaşı'nın son günlerinde, masa başında &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Saddam_H%C3%BCseyin"&gt;bir adam&lt;/a&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Hasan_el_Mecid"&gt;diğeri&lt;/a&gt;ne isyanı (&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/El-Enfal_Harek%C3%A2t%C4%B1"&gt;Anfal&lt;/a&gt;) zehirli gazla bastırması, hatta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi düz olsun&lt;/span&gt; edasıyla zaten insan olmayan bir ırkın toptan yok etmesi için emir vermişti. Sonucun kesinleşmesi için zehirli gazın yanısıra top tüfek girişildi Halepçe'ye. Tam bugün. Ölenler aslında şanslıydı çünkü geride kalan az sayıda insanın yaraları iflah olmadı ve bölgede bugün hala devam eden doğum anormallikleri yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki videoyu gönlünüz kaldırmayacaksa izlemeyin. Ama bizim düşünmeye bile tahammül edemeyeceğimiz olaylar, sırf belli bir ırkın/dinin/toplumun içine doğduğu için bir bebeğin, onlarcasının, binlercesinin başına gelebiliyor. Bunlar geçmişte kaldı sanılmasın, dönüşmüş katliamların dünyanın her yerinde hala yapıldığına adımızdan çok emin olabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için unutmayacağız, unutmamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed id="VideoPlayback" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7303778525927913455&amp;amp;hl=tr&amp;amp;fs=true" style="width: 400px; height: 326px;" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Halabja_poison_gas_attack"&gt;Halabja Poison Gas Attack&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3449207446303015151?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3449207446303015151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/16-mart-halepce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3449207446303015151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3449207446303015151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/16-mart-halepce.html' title='16 Mart Halepçe'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-624466166109430566</id><published>2010-03-15T17:02:00.008+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:05.505+02:00</updated><title type='text'>Anadolu'nun Kayıp Şarkıları</title><content type='html'>2009'un Mayıs ayında aynı isimde bir yazıyı &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/05/anadolunun-kayp-sarklar.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; yazmıştım. O zamandan beri &lt;a href="http://www.anadolununkayipsarkilari.com/TR/"&gt;Anadolu'nun Kayıp Şarkıları&lt;/a&gt; adlı bu belgeseli sabırsızlıkla bekliyordum. Biraz geç de olsa sonunda geçen akşam hasret sonra erdi, koşa koşa gittim izledim filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIMiD6TPI/AAAAAAAABcY/HIdqRhj16Ik/s1600/anadolununkayipsarkilarpl9.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIMiD6TPI/AAAAAAAABcY/HIdqRhj16Ik/s400/anadolununkayipsarkilarpl9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464775315487870194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle tüm ekibi, Nezih Ünen özelinde tebrik ediyorum, böyle bir çabaya giriştikleri için bile önlerinde eğiliyorum. Ellenmemiş, burun sokulmamış, unutulduğundan da olsa dokusuna müdahale edilmemiş yerel kültürler hiç ıskalamadan müthiş zenginlikler sunuyor bize. Burnumuzun dibinde de yaşasalar, kulak verildiğinde insanı şok edecek denli güzellikler bulmak işten bile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle vurgulamak istediğim bir konu var: Filmde, kıyafetler ve çekimin yapıldığı ortam dahil hiçbir şeye müdahale edilmemiş olması gerçekten çok doğru bir tercih olmuş. Spoiler gibi olmasın ama, Deli Şevki'nin üzerindeki tişörtü (çok iyi çook) , Bodrum'da davul-zurna çalan çocukların tıpatıp şortlarını gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bu tarz belgesellere neredeyse sadece TRT'nin bütçe ayırması yüzünden sanırım, hep TRT tarzına alışığızdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasabada köyde, çekime özel olarak aslında hiç kullanmadıkları folklör ekibi kıyafetleriyle düğünde halay çeken adamlar;  müzeye dönüştürülmüş otantik bir evde düzenlenen kına gecesinde heyecanından tutuk davranan, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'sakın bakma'&lt;/span&gt; diye  tembihlendiği belli olan kadınlar; artık kentleşmiş ve şiveleri İstanbullaşmış olduğu halde aslında kendisinin de pek tanıdık olmadığı yemekler yaparken &lt;span style="font-style: italic;"&gt;oralı&lt;/span&gt; konuşmaya çalışan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anadolu insanı&lt;/span&gt; görmek istemiyordum artık gerçekten. TRT dedim ama, özel kanallar çok daha kötü örnekler verdiler bu konuda bize, malum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doğal Doku&lt;/span&gt;'yu yapay bir şekilde oluşturmak, eğer ki kurgu bir film çekmiyorsanız ve işin profesyoneli bir sanat yönetmeni değilseniz, çok yanlış çok. Yalvaç'ta küçüklüğümden beri çok kereler gördüm o belgesellerin nasıl çekildiğini, oradan biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIUXo8HpI/AAAAAAAABcg/b9gZ3hSzzIk/s1600/anadolununkayipsarkilari2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIUXo8HpI/AAAAAAAABcg/b9gZ3hSzzIk/s400/anadolununkayipsarkilari2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464775450129342098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat maalesef müziklerin işlenmesinde aynı özen gösterilmemiş gibi geldi bana.  Veya, şöyle söyleyeyim, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben&lt;/span&gt; şarkıların düzenleniş biçiminden hiç hoşlanmadım. Müzisyen ekibini isim isim, çalışamaları dolayısıyla biliyorum ve seviyorum; müzikler üzerinde film kadar vakit ve emek harcadıklarını da biliyorum fakat sanki Anadolu'yla ve yerel müzikleriyle hiç alakası olmayan biri çalışmış gibi üzerinde şarkıların. Filmin başladığı İstanbul sahnesinden itibaren aynı duygu içindeydim, rahatsız oldum ama farklı bir bakış açısıdır, hemen sevmemezlik etme diye kendimi telkin ettim. Sonra sahne Urfa'ya geldi. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kazanc%C4%B1%20bedih"&gt;Kazancı Bedih&lt;/a&gt;'in oğlu (fotoğrafı hemen yukarıda), &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Osmanlı Türkçesi&lt;/span&gt; ile bir uzun hava (sanırım) okudu -ki çocukluğumdan beri çok etkilenirim, amcam-babam ikilisi çok icra ederlerdi. Ama o da ne, adamın sesinin güzelliğinden gözlerim dolarken çıstak çıstak bir şey girdi arkaya, hızlandi, bir şeyler oldu, şarkının özgün hali gözümün önünde toz oldu gitti. Orada hakikaten sinirlendim ama. Olmuş mu ama o öyle? Filmi yaparken son derece açık görüşlü ve saygılı, müzikleri düzenlerken oryantalist gibi takılmışsınız demek istiyorum. (Ne güzel kırmadan etmeden yazıyordum, bak kızdım yine.) O şarkıların ham hali tekrar ele alınsa (illa alınacaksa) Kardeş Türküler'e yahut varsa muadili bir Anadolu Halk Müziği uzmanı gruba filan verilsin çok istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kars'taki teyze favorimdir. Artvin'de bir grup amca tarafından koro şeklinde söylenen türküye ise i-na-na-ma-dım! UNESCO korumaya almış bu müziği, öyle söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak siz de benim gibi gerçek güzelliğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;dokunulmadan, kendiliğinden gelişen&lt;/span&gt;'de olduğunu düşünüyorsanız  bu belgeseli kaçırmamanız gerektiğini düşünüyorum. Ben, öyle ya da böyle, iyi ki izlemişim diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sonradan Not:&lt;/span&gt; Ekşi Sözlük'te de filmin gazı geçtikten sonra benim dediğime yakın şeyler yazılmaya başlamış, daha da sert, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=anadolu%27nun%20kay%C4%B1p%20%C5%9Fark%C4%B1lar%C4%B1"&gt;tam burada&lt;/a&gt;. Bu yazıyı yazmadan önce özellikle görüş okumamıştım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-624466166109430566?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/624466166109430566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/anadolunun-kayp-sarklar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/624466166109430566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/624466166109430566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/anadolunun-kayp-sarklar.html' title='Anadolu&apos;nun Kayıp Şarkıları'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIMiD6TPI/AAAAAAAABcY/HIdqRhj16Ik/s72-c/anadolununkayipsarkilarpl9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8497785248637244919</id><published>2010-03-15T09:48:00.005+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.976+02:00</updated><title type='text'>Kimse Nedensiz Kaçmaz!</title><content type='html'>Dün &lt;a href="http://www.gocmendayanisma.org/"&gt;Göçmen Dayanışma Ağı&lt;/a&gt;'nın organizasyonuyla "Kumkapı Göçmen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Misafirhanesi&lt;/span&gt;"ne bir &lt;a href="http://www.internationala.org/index.php/direnis/hapishanelere-karsi/404-goecmen-dayanma-andan-kumkap-kencehanesi-oenuende-eylem.html"&gt;ziyaret ve eylem&lt;/a&gt; vardı. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında yapılan ziyaretin haberlerini &lt;a href="http://direnistanbul.wordpress.com/2009/09/26/kumkapi-iskencehanesini-ziyaret-ettik/"&gt;buradan&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://bianet.org/bianet/bianet/117280-kimse-nedensiz-kacmaz-hepimiz-gocmeniz"&gt;buradan&lt;/a&gt; görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suçlu muamelesi gören, kimsesiz oldukları ve haklarını savunamayacakları düşünüldüğünden her türlü uygulamaya maruz kalan göçmenleri unutmayan ve unutturmayan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Göçmen Dayanışma Ağı&lt;/span&gt;'nı destekliyorum, &lt;a href="http://www.gocmendayanisma.org/index.php/haberler/6-cagri-metni"&gt;çağrı metnini&lt;/a&gt; hemen aşağıda paylaşıyorum. Şu teklifi bir an düşünmeye ne dersiniz? Bırakın, bugün içinizden seslenen sistemin sesine, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;onlar da kaçmasalarmış, suç olduğunu bilmiyorlar mı canım&lt;/span&gt; lafına vidanınız cevap versin: &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimse nedensiz kaçmaz! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S534kJ5Pw0I/AAAAAAAAAB0/kvirDBH2s0U/s1600-h/g%C3%B6%C3%A7men.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 207px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S534kJ5Pw0I/AAAAAAAAAB0/kvirDBH2s0U/s400/g%C3%B6%C3%A7men.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5448784424203174722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Size bir teklifimiz var. Hemen simdi küçük bir çanta hazırlayın, bu gece yola çıkıyorsunuz ve sevdiklerinizi, akrabalarınızı, evinizi, arkadaşlarınızı, içinde doğup büyüdüğünüz her şeyi belki de bir daha hiç görmemek üzere geride bırakacaksınız. Nereye mi? Eğer hayatta kalmayı başarabilirseniz, sizi kabul etmek istemeyen, aşağılayan, dışlayan bir hayata sığınmaya; belki de son durağı hiç olamayacak karanlık bir yolculuğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda dünya üzerinde bu ürkütücü yolculuğa çıkmış, çocuklar da dahil milyonlarca göçmen var. Kimisi savaşlar nedeniyle, kimisi devlet teröründen kaçmak için, kimisi hayatta kalabilmek için, kimisi daha iyi bir yasam için, kimisi de sadece gitmek için düşüyor bu yola…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göçmenler surlarını yükseltip silahlarla donatan, sınırlarında göçmenlere savaş açan ülkelere ulaşmaya çalışıyorlar, ya da kendi ülkelerinde zorla yerlerinden ediliyorlar. Türkiye de bu ülkelerden biri ve bu uzun yolculuğun bir parçası. Bazıları için Avrupa’ya giden yolda bir durak yeri, bazıları için zulümden kaçıp geldikleri bir sığınak, bazıları için ise kendilerine yeni bir yasam kurmaya çalıştıkları bir memleket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz, Göçmen Dayanışma Ağı olarak bu yolculuğa ister sınırların dışından, ister içinden başlamış olsun, bütün göçmenlerin hem devlet, hem de toplumun çoğunluğu tarafından büyük bir ayrımcılığa maruz bırakıldığını düşünüyoruz. Göçmenlerin barınma, çalışma, sağlık, eğitim haklarının, seyahat özgürlüklerinin hiçe sayılmasını, potansiyel suçlu muamelesi görmelerini kabul etmiyoruz. Biz bu hakların sadece toplumun belli bir kesimine tanınan ayrıcalıklar değil, vatandaş olsun olmasın, uyruğu, etnik kökeni, politik görüsü, dini inancı, toplumsal cinsiyeti, cinsel yönelimi ve yası ne olursa olsun “kağıtlı”, “kağıtsız” herkese ait olduğuna inanıyoruz. Bizler, hemen yanı basımızda sessiz bir işbirliği ile devam eden bu ayrımcılığın ve zulmün suç ortağı olmak istemiyoruz. Göçmenlere dayatılan koşulları kabul edilemez buluyor, aşağılanmalarına, dışlanmalarına, “misafirhane” adı verilen yerlerde zorla alıkonulmalarına, ikamet haracı ödemek zorunda bırakılmalarına, açlığa, hastalığa mahkum edilmelerine ve zorla ülkelerine (belki de ölüme) geri gönderilmelerine göz yummuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler herkesin koşulsuz serbest dolaşım hakkına ve istediği yerde yasama özgürlüğüne sahip olduğunu, yetişkin ya da çocuk hiç kimsenin bu hak ve özgürlükleri kullanmasından ötürü alıkonulamayacağını savunuyoruz. Devletin “Yabancılar Misafirhanesi” olarak adlandırdığı tutukevlerinde, binlerce göçmenin hiçbir geçerli dayanak olmadan, hukuki yardıma erişmeleri engellenerek, tutukluluk nedeni ve süresi ile ilgili bilgilendirme yapılmadan, sağlıksız koşullarda hapsedilmelerine karsı çıkıyoruz. Göçmenlerin çalışma izninden yoksun bırakılıp, gettolara sürgün edilmelerini reddediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafirhanelerin ve barınma merkezlerinin kapatılması için, göçmenlerin maruz kaldıkları baskının, mahkûmiyet koşullarının ve sınır dışı uygulamalarının son bulması için yola çıktık. Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde zorla alı konan, kaçak yasamaya zorlanan, dışlanan tüm göçmenlerin yanındayız.&lt;br /&gt;(...)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8497785248637244919?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8497785248637244919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/kimse-nedensiz-kacmaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8497785248637244919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8497785248637244919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/kimse-nedensiz-kacmaz.html' title='Kimse Nedensiz Kaçmaz!'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S534kJ5Pw0I/AAAAAAAAAB0/kvirDBH2s0U/s72-c/g%C3%B6%C3%A7men.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4610231748653597113</id><published>2010-03-14T20:32:00.004+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.023+02:00</updated><title type='text'>Rüya: Durup Dururken Yabancı</title><content type='html'>Az aşağıda anlattığım rüyayla içiçe başka bir rüya daha gördüm dün gece. Korkmayın, bu daha güzel, romantik korku türünde, ehe. Bu rüyada mekanlar ve zamanın işleyişi tamamen gerçek. Görürken rüya olduğunu da bilmiyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Şimdi içinde yaşadığım evden çıkarken kapıda bir çocukla karşılaşıyorum. Sanatçı duruşlu, çok hoş. Bir laf atıyor, bir şey oluyor. Ne konuştuğumuzu tam hatırlamıyorum ama hani, romantik komedi filmlerinde tarafların birbirlerinden hoşlandıklarını belli eden hazır cevaplı diyaloglar olur ya, öyle bir şeyler konuşuyoruz. Birbirimize kur yapıyoruz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ben gidip evin karşısındaki parkta oturmayı teklif ediyorum ona. Gece ve soğuk olmasına rağmen gidip parktaki banklardan en baştakine oturuyoruz. Çok hoş bir duygu içindeyim, heyecanlıyım.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ona adını soruyorum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Krough&lt;/span&gt; gibi bir şey söylüyor. (Net değil ama isimleri gözümünü önüne yazılı halde gördüğüm için harflerden eminim.) Şaşırıyorum, içimden dalga geçiyorum hatta o ne lan, ne biçimmiş, hiç yakışmamış böyle güzel adama diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allala, çok ilginç bir isimmiş, nerelisiniz ki siz?" diye soruyorum. Hiç hatırlamadığım, rüya uyduruğu bir ülkenin adını söylüyor ama o da benim gibi şaşırma vurgusu kullanıyor, "e tabi ki bilmemnereliyiz" der gibi. Sonra o benim adımı soruyor, Deniz diyorum. Bu kez o şaşırıyor,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne kadar ilginç bir isim, Fransa'da erkek ismi olarak kullanılır biliyor musun?"diyor. Ben artık azıcık sinirlenmeye başlıyorum, gülüyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yahu neresi garip, bildiğin Deniz işte." Sonra yabancı olduğundan anlamadı galiba gariban, açıklayayım diye düşünüyorum;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkçe'de Deniz. İçinde yüzülür hani. Düz anlamıyla Deniz işte." (Hiç anlatamamışım yahu.) Bu kez daha da şaşırıyor.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;"Türkçe'de mi?" diyor. Ya necede olacağıdı toprağım, öff diye geçiriyorum içimden.&lt;br /&gt;"Yahu, Türkçe işte, Türkiye'de şu anda bizim de konuştuğumuz dil" diyorum bıkmış bir tonla.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;"Ama biz Türkçe konuşmuyoruz ki" diyor. İşte o ana kırılma anı oluyor, birden korkmaya başlıyorum. Önce karşımdaki çocuktan korkuyorum, deli midir manyak mıdır diye. O sırada o konuşmaya devam ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkçe konuşmuyoruz, Türkiye'de de değiliz zaten. Burası bilmemne, benim memlekteim işte!" Bu kez o bana kafayı yemişim gibi bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ama" diyorum "nasıl olur? Türkçe konuşuyoruz işte. Hem bak şurası benim evim, burası hep evin oralar, nasıl olur yahu?" Endişe ve kuşku içindeyim. Bir yandan konuşurken kendimi dinliyorum harbiden Türkçe değil mi ki diye.&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;Sonraki sahnede aynı çocukla Konur'daki Dost'un önündeyiz. Ben hala etrafıma bakınıyorum, "bildiğin Konur işte burası, nasıl olur ya" diye düşünüyorum. İki kızla karşılaşıyoruz orada, Krough mudur her neyse, onun arkadaşlarıymış bunlar. Beni tanıştırıyor, ikisinin de garip garip isimleri var. Onlar da benim ismimi soruyorlar, söyleyince şaşırıyorlar, nerelisin diye soruyorlar. Ben dumur halinde kalakalıyorum ama bir yandan kabulleneyim de bir an önce uyum sağlayayım diye uğraşıyorum. "Demek şu anda Türkçe konuşmuyorum ha, vay anasını" diye aklımdan geçiriyorum. Ama çok fena endişe halindeyim. Uyanıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaki Uykusuz'da Uğur Gürsoy'un bir karikatürü vardı. Bakkal artık tüm dünyanın sıvı para kullandığına müşterisini ikna etmeye çalışıyordu, çok gülmüştüm. Onu hatırlatı bu rüya bana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4610231748653597113?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4610231748653597113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ruya-durup-dururken-yabanc.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4610231748653597113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4610231748653597113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ruya-durup-dururken-yabanc.html' title='Rüya: Durup Dururken Yabancı'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8445575883343751018</id><published>2010-03-14T19:59:00.003+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.023+02:00</updated><title type='text'>Rüya: Yapamayan / Edemeyen Süpermen</title><content type='html'>Diyorum ki, gördüğüm rüyalardan ilginç olanlarını da paylaşayım burada. Zira, neredeyse son bir yıldır o kadar değişik rüyalar görüyorum ki, fantastik-kurgu filmleri sevenlerin dikkatini çekeceğini düşünüyorum. O kadar hayatımın parçası oldular ki, gün içinde yaptığım enteresan bir olay gibi bile anlatabilirim. Ayrıca, bir şeyler yazasınız varsa ilham olur belki, ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk paylaşacağım rüya biraz kötü, biraz vahşi, ona göre. Dün gece gördüm:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir adamım ben, orta yaşlarda.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Uzun ve kocaman bir yarık içindeyim. Tünel gibi ilerliyor, sonu yok. Karanlık ve derin ama üstü açık. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şaşkın şaşkın yürüyorum, nerede olduğumu, neden orada olduğumu anlamaya çalışıyorum. Bir yandan içimde büyük bir üzüntü var, çok acılıyım. Neden olduğunu bilmiyorum, hatırlayamıyorum da. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sonra üstten bir çocuk sesi duyuyorum. On yaşlarında bir çocuk, içinde bulunduğum yarığın üst tarafında, bir nevi asıl dünyanın zemininde dalgın dalgın, uykuda gibi yürüyor ve bir şeyler sayıklıyor. Yarığın farkında değil, meğer zaten yukarıdan görünmüyormuş. Çocuğa kulak kesiliyorum, çok yakın zamanda çok sevdiği birinin ölmüş olduğu sonucuna varıyorum. Kesik kesik "keşke, keşke bir şey yapabilsem, keşke bir gücüm olsa, onu geri getirebilsem" gibi bir şeyler sayıklıyor sürekli. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu çocuğa çok üzülüyorum, içimde nedenini bilmediğim büyük üzüntüyü ona yansıtıyorum aslında. İçimden bir ses, aslında yapabileceğim bir şey olduğunu, benim gidenleri geri getirme gibi olağanüstü bir güce sahip olduğumu söylüyor. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hemen etrafıma bakınıyorum. Yarığın duvarlarında ve girintilerinde eskimiş, kirli kar ve çamur buluyorum. Sanki bunlarla bir şey yapabilecekmişim gibi geliyor, hızla işe koyuluyorum. Malzemelerimi (kar+çamur) önüme yığıp bir şekle filan sokmaya çalışıyorum. Ama ne yapacağımı, nereden başlamam gerektiğini o kadar bilmiyorum ki, çaresizlikten ve sinirden gözlerim doluyor, içimdeki acı ikiye katlanıyor. Mevzubahis olağanüstü gücümle ilgili hiçbir kuşku yok içimde, ama onu kullanmayı bilmiyorum, bulamıyorum da. Çocuk hala sayıklamaya devam ediyor, ben öyle karla, çamurla çaresiz kalıyorum.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sonra birden kendimi bir yatakodasında buluyorum. Meğer benim karım ölmüş, o yüzden o kadar üzgünmüşüm. (Hamileymiş galiba bir de ama burası net değil.) Çıplak cesedi yüzüstü uzanmış. Artık nasıl öldüyse soluk borusu ağzından dışarı fırlamış, kanlar içinde. Elimle onu ağzının içine geri sokmaya çalışıyorum. Bir yandan odadaki kalabalığa beni yalnız bırakmalarını söylüyorum. Nasıl yapacağımı bilmesem de gücümü kullanıp onu geri getirmem lazım, buna mecburum. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Odanın köşesine ayağımla güçlü bir tekme vuruyorum ve kendimi yine o yarıkta buluyorum. (Burası net değil.) Hemen hızlıca karları ve çamurları alıyorum, panik halinde, bu kez kendi karımı kurtarmak için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ama, Allah kahretsin! Yakacak mıyım, yiyecek miyim, fırlatacak mıyım, şekle mi sokacağım bunları, nasıl olacak? Ne yapacağım? Çaresizliğim bir süre sonra çabalamayı bıraktırıyor bana. O kadar sinirli ve üzgünüm ki... Uyanıyorum.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8445575883343751018?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8445575883343751018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ruya-yapamayan-edemeyen-supermen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8445575883343751018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8445575883343751018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ruya-yapamayan-edemeyen-supermen.html' title='Rüya: Yapamayan / Edemeyen Süpermen'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3928283604204564552</id><published>2010-03-14T14:18:00.006+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.023+02:00</updated><title type='text'>Roll, Bant ve Bir Artı Bir</title><content type='html'>&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roll_%28dergi%29"&gt;Roll&lt;/a&gt; diye bir dergi vardı. Üniversitedeyken birçok sayısını almıştım, ama düzenli takip edemedim. Gördüğüm/izlediğim en sağlam, en samimi müzik dergisiydi. Sonra bir şey oldu, kaldı. Kitapçıda elime alıp her sayısına göz attığım halde almadım. O sıra &lt;a href="http://bant.tv/"&gt;Bant Dergi&lt;/a&gt;'ye sarmıştım, ondan sanırım. Ama &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bant&lt;/span&gt;'ta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roll&lt;/span&gt;'u hiç bulamadım. (Tam olarak birbirinin ikamesi dergiler olmadığını biliyorum, ama bende tek bir dergi için kontenjan var işte.) O mat selafonlu kuşe kağıtlarında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bant&lt;/span&gt;, bana fazla "kendini kurtarılmış bölgede zannedenler topluluğu, kendi dışarılarından bihaber grubu" işi gibi geldi. Derginin kaçırmadığım her sayısını keyifle okudum ama işte, bir türlü tam samimi olamadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyoda çalışırken Yiğit diye bir arkadaşım vardı, çok severdim. Ama o kadar sevgiye rağmen çok uzaktık nedense; karakteri öyle olmadığı halde bir şekilde üstte -dışarıda demek daha uygun sanırım- duruyor gibiydi. Nasıl anlatsam, hayatımda ilk kez ipod'u onda görmüştüm mesela, aklım çıkmıştı, Türkiye'de yoktu o zaman. Sonradan ünlenen, moda olan Vans marka ayakkabı giyerdi, hiç beğenmezdim, o da Türkiye'de yoktu o zamanlar. Bir şeylerini muhakkak birileri İngiltere'den getirmiş olurdu. Çok iyi anlaşırdık, bu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;trendsetter&lt;/span&gt; hallerini asla göze sokmaz, hava filan da atmazdı, pek işi de olmazdı açıkçası öyle seninle benimle. Bana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bant Dergi&lt;/span&gt;'yi tanıtan da o oldu zaten. Bu nedenle de çok özdeşleştiler sanırım kafamda. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bant"&gt;Bant Dergi&lt;/a&gt;'yle aramda, Yiğit'le aramdaki gibi bir mesafe oldu hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bant'ın gerçekten hedefine ulaşan çabalarını hep takdir ettim. Hele o kapakları yok mu beni benden alır hala. Ama işte, hedef kitle tanımlarına giriyormuşum gibi görünüp girmiyormuşum demek ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırası gelmişken söyleyeyim, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bant Dergi&lt;/span&gt;'yle alakalı olduklarından mı bilemem ama, ilk keşfettiğimde hastası olduğum &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Norrda&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Portecho&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Netame&lt;/span&gt; projesi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mira&lt;/span&gt; filan da aynı uzaklık hissini yarattı bende. Garip bir duygu, müziklerinin yapay olduğunu hiç düşünmedim. Düşündüğüm, sanki kapalı devre bir sistem içine doğduklarından pek bana göre olmadıklarıydı. Halbuki çok da sevmiştim, bir süre sonra dibini gördüm gibi oldu, dinlemeyi bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu ekip, bu insanlar, bu dergiler ve müzikler sanki, başka bir gezegenin devrimcisi gibi idi. Farkında olmadan izlemeyi bıraktım, içinde yaşadığım dünyanın dertlerine dönmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIwovCYvI/AAAAAAAABco/sZU8R0G8Ryw/s1600/rollbirart%C4%B1bir.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 219px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIwovCYvI/AAAAAAAABco/sZU8R0G8Ryw/s400/rollbirart%C4%B1bir.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464775935754658546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roll&lt;/span&gt;'a devam dedim, aldığım karar dolayısıyla kıvanç duydum. Fakat döndüm bir de baktım ki, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roll&lt;/span&gt; kapanmış! Hayda... Hayfa ki (bu lafı yeni öğrendim, ne güzel di mi?) onca zaman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Roll&lt;/span&gt; almamışım, biriktirmemişim. Bir efsane ben başka tarafa bakarken önümden geçmiş gitmiş salak gibi. Nasıl bir kaçırmışlık hissi, pöff. Bir de nispet yapar gibi müthiş bir veda yazısı yayınlamışlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;Müsaadenizle bir veda sigarası yakalım, bir veda ‘kalem’i yuvarlayalım. Diyarbakır meyhanelerinde ‘kalem’ deniyor ‘yolluk’a...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlk yudum Turgut Uyar’ın ruhuna: “Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. Bir başka taş, bir başka daha. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak endişenizin zevkiyle çalışacaksınız.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İkincisi de Uyar’a: “Nedir sonsuzdan bir önceki sayının adı diyelim sonsuz eksi bir hayatın adıdır bu.”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Üçüncüsü Latin aşkına: “Sonuncu yoktur, sondan bir önceki vardır!”&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dördüncüsü, 144. Roll’a, sonsuzdan bir önceki sayıya. Veda sayısına. 13 yıl önce bu mevsimde şeytana uyduk. Uyunca da, baktık olmazsa olmayacak, zaten olmuş olmayacak olan, “olan oldu bir defa, bari hepimize yarasın” deyip yola çıktık. 13 yıl önceki kasım ayının ilk günlerinden bu yana 144 defa buluştuk –altı da “özel”i, toplam 150.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yaradı valla. Hepimize yaradı. Ya Şeytana uymasaydık?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;George Harrison, “Beatles olmasaydı dünya sıkıntıdan patlardı” demiş. Doğru. Şu da doğru: Roll olmasaydı sen-ben-o sıkıntıdan patlardık.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Vedalaşırken gözlerinden öpelim Léo Ferré’yi: Tenk yu şeytan! Bize Roll’u verdiğin için.&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;Bu yazı bana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bitmedik, geleceğiz, takipte kal&lt;/span&gt; dedi resmen. Hemen takibe başladım, haberlerden umutlandım. Ve evet, umutlar boşa değilmiş: &lt;a href="http://www.medyatava.com/haber.asp?id=63140"&gt;BİR+BİR&lt;/a&gt; oldular, yenilendiler tekrar geldiler. Mart 2010 itibariyle ilk sayılarını aldım. Tek bir sayısını kaçırırsam namerdim, ahanda buraya yazıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3928283604204564552?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3928283604204564552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/roll-bant-ve-bir-art-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3928283604204564552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3928283604204564552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/roll-bant-ve-bir-art-bir.html' title='Roll, Bant ve Bir Artı Bir'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bIwovCYvI/AAAAAAAABco/sZU8R0G8Ryw/s72-c/rollbirart%C4%B1bir.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-1381541240043944686</id><published>2010-03-14T13:55:00.001+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.024+02:00</updated><title type='text'>-Hayat Nasıl? - Kısa.</title><content type='html'>Bu pazar sabahı, dün gece biraz gecikerek aldığım Uykusuz'u okurken çok fena bir haberle karşılaştım:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta eşini kaybeden yazar arkadaşımız &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kaan+sezyum"&gt;Kaan Sezyum&lt;/a&gt;'a başsağlığı ve sabır dileriz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezyum'u ilk kez bir televizyon ekinde keşfetmiştik sanırım, Cnbc-e idi galiba. Çok eğlenerek okurduk, Yiğit'le birbirimize gösterir gülerdik hep. Sonradan takibi bıraktım, kalabalıkta mı kayboldu yoksa ben komik bir şey okumamaya mı başladım bilmiyorum. Bugün, bu haberi aldığımda aha dedim, bir neşeli an insanı daha gitti, derinlere ve hüzne gömülecek. Başka seçeneği yok çünkü, insan başka türlü nasıl karşılayabilir bu acıyı? Bir anda, beyin kanamasıyla kaybetmiş bir de eşini, bir saat önce varmış, bir saat sonra yok olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme karşı nasıl bir tepki vereceğimi hiç bilemediğimi &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/01/daima-badem-gzl-srma-sal.html"&gt;şurada&lt;/a&gt; anlatmıştım. Ama bu adamın duruşunu, tepkisini, yazmaya devam edip etmediğini çok merak ettim. Önce &lt;a href="http://www.sezyum.com/"&gt;kendi sitesi&lt;/a&gt;ne girip baktım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;sağlıksal durumlardan ötürü bir süre yokum.&lt;br /&gt;her şey çok güzel olacak.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;yazmış. Sonra Radikal'in Cumartesi ekine &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;amp;ArticleID=985451&amp;amp;Yazar=KAAN%20SEZYUM&amp;amp;Date=13.03.2010&amp;amp;CategoryID=41"&gt;dün yazdığı yazıyla&lt;/a&gt; karşılaştım. Bu yazı öğrenmekten kaçtığım bir şeyler öğretti bana. Kaan'ın başının sağlığını diliyorum, bizim için iyi olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayat ve anlamı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. Gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. Çat! Şimdi evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede çok üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. Yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok zor. İçki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapı TV’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘Hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan.&lt;br /&gt;Sevindiğim şeyler de var. Son bir yılı reklam acansındaki işimden ayrılıp evde Nursel’le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. Ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. Evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, Tortor’a bakıp gülüyorduk. Çok mutluyduk, gerçekten. Çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. Ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. Şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. Yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. Neyse ki şimdi kendisini Heybeli’ye bıraktık. Bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, Heybeli’ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. Şimdilik beklemekte yarar var. Hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. Hâlâ da düşünüyorum galiba. Hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... Ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. Şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. Bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım’ gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. Küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. Dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. Susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. Sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip “Şimdi mükemmel olduk” diye salak salak sevinirdik. Bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. İnsan burnuna Çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? Bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. Şans işi işte.&lt;br /&gt;Bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. Zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. İnsan olmayı, çevremi sevmeyi Nursel’den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. Krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. Daha öğrenecek çok şeyim vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hayata bağlayan şeydi kendisi. O gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. Bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. Dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda Tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. Güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş, bi kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. Evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. Tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. Zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. Zamanla çıt çıt açılıyorlar. Şimdi onlara bakmak için çok erken. Karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. Bakalım ne olacak? Hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. Yani var ama, yok. Üzücü ama gerçek, ne yapalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. Mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bir de bu yazıyı okuyun: &lt;a href="http://www.hayatiminerkegi.com/2010/03/hayatmn-kadnsn-nursel-kaymaz-legacy.html"&gt;Hayatımın Kadınısın (The Nursel Kaymaz Legacy)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-1381541240043944686?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/1381541240043944686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hayat-nasl-ksa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1381541240043944686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/1381541240043944686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hayat-nasl-ksa.html' title='-Hayat Nasıl? - Kısa.'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-997575330481747576</id><published>2010-03-12T14:10:00.001+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.024+02:00</updated><title type='text'>"Hoş, Senin de Bir Varoluş Sebebin Var"</title><content type='html'>Dün akşam &lt;a href="http://www.mt.metu.edu.tr/"&gt;ODTÜ MT 15. Rock Şenlikleri&lt;/a&gt; kapsamındaki &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sakin"&gt;Sakin&lt;/a&gt; konserine gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta internetten öğrendiğim bu haber üzerine, o sırada İstanbul'da bulunan Ertuğrul'u arayıp müjdemi istedim. Ertuğrul ve benim müzik zevkimiz, tabanı çok geniş olan ve illa ki sevilecek olanlar haricinde, pek uymaz. Ama onun da benim gibi müziğe farklı bir yaklaşımı vardır, zamanında icracı olarak içinde de bulunmuştur. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin,&lt;/span&gt; piyasaya çıktığından beri, en büyük ve sağlam ortak müzik paydamız olmuştur kendisiyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bI9CMIaAI/AAAAAAAABcw/jsUPcYxE4EE/s1600/sakin.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 274px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bI9CMIaAI/AAAAAAAABcw/jsUPcYxE4EE/s400/sakin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464776148746004482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu minör örneği terbiyesiz gibi tüm &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt; dinleyicilerine genelleştirmek istiyorum hemen. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt;, kolaylıkla &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10853137"&gt;kolej rock&lt;/a&gt; etiketiyle tanımı yapılabilecek, bu nedenle incelmiş müzik zevki bulunanlar tarafından "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;al işte, iki üç oğlan çıkmış yine, tey allaam"&lt;/span&gt;,  diye görülebilecek bir grup. &lt;a href="http://www.rakunmuzik.com/"&gt;Rakun Müzik&lt;/a&gt;'ten çıkmış olmaları dolayısıyla, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mor ve Ötesi&lt;/span&gt; taklidi yapıp Harun'un dizinin dibinden ayrılmaz, iki üç çalar, sonra biraz daha zorlar gider diye düşünen de olmuştur, doğrudur. Tam karşı taraftan bakınca ise, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yeni indie grubu çıkmış, sevsem de sevmesem de dinlerim çünkü ben indie dinlerim&lt;/span&gt; diyen bir tayfanın da ağzının suyunu akıtmış olabilir. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt;, (evet yahu, bir laf oyunu yapmadan olmuyormuş)&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "sakin olun arkadaşlar, geldim"&lt;/span&gt; diyerekten gelmiştir. Minimal davulları, naif riffleri geçtim, o sözler, o melodiler ve o vokal gerçekten ne kadar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bütün&lt;/span&gt; bir şeyle karşı karşıya olduğumuzu ilk şarkıdan anlatır. Ruhu müziğe müzik gibi yaklaştığı halde üzerine bir sürü önyargı kılıfları ören tüm açık kulaklıları kesirin pay kısmına yazar, paydaya da imzasını atar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt;, o kadar da iddialıyım. (Hem konuyu bağlamak için hem de benzetme yapmak için bu kadar kasan yazar bir daha göremezsiniz, değerimi bilin, ehe.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bJGYPSnuI/AAAAAAAABdA/FvFM2IFvpno/s1600/onur+%C3%B6zdemir+sahnede.JPG"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bJGYPSnuI/AAAAAAAABdA/FvFM2IFvpno/s400/onur+%C3%B6zdemir+sahnede.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464776309283659490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ne zamandır &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt;'in &lt;a href="http://evahalipisi.blogspot.com/2009/06/dunyann-en-guzel-yeri.html"&gt;inanılmaz susadığım bir anda içtiğim bir bardak su gibi&lt;/a&gt; geldiğini söyleyip dursam da, dün akşam ilk kez kendilerini canlı olarak dinledim. Hayal kırıklığına uğrayacağımdan zerre kadar korkmuyordum ilginç bir şekilde. Nitekim, pek de iyi olmayan sisteme (Ert'in dediğine göre amfiler okulun içindeki stüdyo Baraka'dan getirilmiş olabilirmiş) ve diğer teknik aksaklıklara rağmen (&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=18452014"&gt;vokal tamamen gitti bir ara&lt;/a&gt;) muazzam bir müzik dinledik. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=onur%20%C3%B6zdemir"&gt;Onur Özdemi&lt;/a&gt;r'in sahne duruşu, kendine güveni ve mütevazılığı çok içtendi. Ayrıca, davulcunun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt; müziğindeki önemini çok yakından görmüş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/MTV_Unplugged_in_New_York"&gt;Nirvana MTV Unlugged&lt;/a&gt; konseri vardır, albümü de çıktı sonradan, meşhur. Televizyonda denk gelip de izlediğim her seferinde o anda orada bulunan insanların her birinin ne kadar şanslı olduklarının farkında olup olmadıklarını düşünürüm. ODTÜ Mimarlık Amfisi de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sakin&lt;/span&gt; için bende aynı hissi uyandırdı ama bu kez içerideydim! Ortam küçük ve samimi, müzik elli yıl sonra torunlarımın bana soracağı cinsten bir müzikti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel Sakin röportajı:&lt;a href="http://avazavazdergisi.blogspot.com/2010/02/sakin-roportaj.html"&gt; Avaz Avaz&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pek güzel Sakin röportajı: &lt;a href="http://www.thebalkabaa.com/2009/12/sakin-roportaj.html"&gt;The Balkabaa&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-997575330481747576?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/997575330481747576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hos-senin-de-bir-varolus-sebebin-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/997575330481747576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/997575330481747576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hos-senin-de-bir-varolus-sebebin-var.html' title='&quot;Hoş, Senin de Bir Varoluş Sebebin Var&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bI9CMIaAI/AAAAAAAABcw/jsUPcYxE4EE/s72-c/sakin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-886968352788514985</id><published>2010-03-12T12:02:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.024+02:00</updated><title type='text'>Yıllık Olağan Mart Planları</title><content type='html'>Efendim, aynı bunun gibi günlük güneşlik geçen Mart ayında, üniversite kampüslerinde en az üç en fazla yedi kişi dolaşan öğrenci topluluklarından yükselen bir takım planımsılar yankır gökyüzünde. Sanki kış bitmiş gibi röh diye geliveren güneşli hava, yeşil çimen filan, 18-24 yaş arası gençlerde misafir gittikten sonra odasından çıkabilmiş olmanın eşsiz ferahlığını yaşatır. Planımsılar her zaman dolaysız olarak mevsimle ilgili olmayabilir fakat bu hayallerin gaz vericisinin ne olduğu aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce sigaraya içmeye balkona çıktım da, kulağıma uzaklardan bu yankılar geldi sanki biraz. Bakalım neler diyorlarmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1- Kafe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yok abi, ben nükleer bilmemne mühendisi filan olamam. Tamam, okulu bitiririm, babam bık bık etmesin. Ama biter bitmez giderim, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;açarım Kızılay'a Tunalı'ya artık neresi olursa kafemi&lt;/span&gt;, kendi işimin başında misler gibi yaşar giderim. Olm, sen de gelir müzikleri ayarlarsın, güzel sanatlardan Fikret'i de alır boyatırız duvarları. Tam kız getirilecek mekan olur ha? Süper fikir lan, bence başlayalım şimdiden çalışmalara."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2- Kısa Film&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Süper senaryo var lan Didem bende, (kendi kafasını dürterek) aha burada. Bak şimdi böyle üç tane çocuk gecenin köründe yolda koşuyorlar, böyle açılıyor ilk sahne. Sonra bir de bakıyorsun meğer bunları üç tane kız kovalıyormuş! Aldın mı sosyal mesajı, kadınların yaşadıklarını erkekler yaşasa ne yaparlar hesabı? Böyle böyle devam ediyor işte araba çarpıyor bunlara filan, sonra tecavüze uğruyorlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kısa filmimizi çekeriz&lt;/span&gt;, bir sürü yarışma var, hepsine göndeririz. Ne diyorsun, bence süper! Kamera var mıydı sende?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3- Dergi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bence sen gerçekten çok yeteneklisin, yazdıklarını okumak bana gerçekten ayrı bir haz veriyor. Nasıl olur da yayınlamazsın bunları allaşkına? Suç olmalı bu senin yaptığın, cezası olmalı güzelim! Bak ne diyeceğim, medeniyetler iş bölümü üzerinde yükselmişlerdir. Sende yazma yeteneği var, ben de tasarım ve hatta yayıncılık. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir dergi çıkaralım beraber&lt;/span&gt;, sen yaz ben onları toparlayayım. Kampüste başlarız dağıtmaya, kantinlerde insanları durdurup tanıtırız, sonra bakmışsın tüm ülke bizi konuşuyor! Bana gel bu akşam, şu projeyi ayrıntılı konuşalım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4- Aktif Öğrenci&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yahu, üç sene oldu mal gibi dolanıyoruz hala arkadaşlar! Üniversite bu muydu, böyle çay-sigara geyik yapmaya mı geldik biz buraya? Hani nerede coşkulu siyasi sohbetler, kavgalar, gürültüler? Sizi bilmem ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ben bu sene çok daha aktif olacağım, bütün topluluklara katılacağım&lt;/span&gt;. Yaşlanınca ne anlatacağız, çimlerde gazete okuduğumuzu mu? Bu böyle gitmez, hadi arkadaşlar haydi! Gelmiyor musunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5- Interrail&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Senden ne kadar çıkar Haziran'a kadar filan? Üzerine 200 filan çalışır benden, sen biraz daha kas. Senin de tamam... Cücü, haitamızı çıkar da bir bakalım ya, galiba oluyor bu iş. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bekle bizi Interrail, bekle bizi Evropa!&lt;/span&gt; Çok heyecanlandım lan, bir sigara ver. Hah, Yunanistan İtalya arasını kaçak gideceğiz, kuzenim var benim ambar kapısından girmişler geminin, yok ya bir şey olmaz. İtalya'dan Amsterdam'a kadar da trenlerde yatıp kalkarız, N'olcak olm, macera demedin mi, al sana macera. Sanki hostele filan para yetişecek. Ulan tek yaptığınız bık bık konuşmak ha, icraat lazım abi, ben olmasam var ya sizin zor biraz. Yalan mı aslanım? Ne diyon lan sen, sen mi öğretecekmişsin bana haddimi, gel öğret! İyi s.ktir kendin git madem! Nereye kızım, sen niye kalktın,  noluyor ya?!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----&lt;br /&gt;Tabi, bu kadar laf söz uzayda kaybolmuyor. Planını programını bu hayallere göre kuran denyolar da var. Bakınız, ailemizin haber ajansı &lt;a href="http://www.zaytung.com/"&gt;Zaytung&lt;/a&gt;'un, 5. madde için bir haber bildiriyor bize:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Avrupa Demiryolları İşletmecileri Türkiye'ye Sert Çıktı: "İnterrail Yapmayacaksanız En Baştan Söyleyin!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Demiryolları İşletmecileri Birliği (UNIFE) Genel Sekreteri Jurgen Zonderschule, Türkiye'deki her 10 üniversite öğrencisinden 7'sinin ders yılı boyunca "Bu yaz kesin Interrail yapıyoruz abi" diye ortada dolanmasına rağmen, tatil zamanı yalnızca 10.000 öğrenciden 2'sinin bu planı gerçekleştirdiğini belirterek, "Her sene gelir-gider hesaplarını buna göre yapıp sonra dünya zarar ediyoruz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün sene, 'İspanya'dan başlarız oradan Amsterdam'a geçeriz, 2 gün de İtalya'daki hostellerde takılsak sonra Paris, Prag derken Yunanistan üzerinden döneriz" diye diye dolanan gençlerin fotoğraf galerilerini incelediğimizde çok büyük bir kısmının Ayvalık, Akçay, Altınoluk gibi bölgelerdeki emekli sitelerinde çekilmiş anlamsız tatil fotoğraflarıyla dolu olduğunu şaşkınlık ve üzüntüyle tespit ettik" diyen Zonderschule, interrail yerine bu kadar sıkıcı etkinliklerin seçilmesinin düşündürücü olduğunu belirtti.&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=2354"&gt;Devamı...&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-886968352788514985?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/886968352788514985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ylk-olagan-mart-planlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/886968352788514985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/886968352788514985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ylk-olagan-mart-planlar.html' title='Yıllık Olağan Mart Planları'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3544422410773177354</id><published>2010-03-11T16:44:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:26.145+02:00</updated><title type='text'>"Toplum Beni Anlamıyor" Adamcıkları</title><content type='html'>Keşfettiğim yakın bir zamandan beri peşini bırakmadığım bir blog var: &lt;a href="http://jimithekewl.blogspot.com/"&gt;Jimi the Kewl Resmi Blog&lt;/a&gt;! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jimi the Kewl&lt;/span&gt;, blogdan önce &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=jimi%20the%20kewl"&gt;Ekşi Sözlük'te yazar&lt;/a&gt; olduğundan bloğuna &lt;span style="font-style: italic;"&gt;resmi blo&lt;/span&gt;g uzantısı koymayı uygun görmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Mart günü, az sonra sizlerle paylaşacağım "&lt;a href="http://jimithekewl.blogspot.com/2010/03/toplum-beni-anlar-m.html"&gt;Toplum Beni Anlamıyor&lt;/a&gt;" adlı bir yazı yazdı. Her zaman seçkinci, dışlayıcı ve bolca (ergen) kibirli olarak gördüğüm ama nedenini pek de ifade edemediğim bu söylemi, sanat üzerinden bize bir biir, güzel güzeel anlatmış. Bana da gözüme iyice giren yerleri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kara&lt;/span&gt;layarak (altını çizemedim) sizinle paylaşmak düştü:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5kISnNsymI/AAAAAAAAABM/Jv4Nhiw2cQk/s1600-h/misunderstood.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 272px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5kISnNsymI/AAAAAAAAABM/Jv4Nhiw2cQk/s400/misunderstood.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447394340138437218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Toplum Beni Anlamıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de anlamıyorum, bunda bir sakınca yok. "Beni kimse anlamıyor" ya da "ailem beni anlamıyor" versiyonları daha içe kapanık bir bünyeden çıkıyormuş da, "toplum beni anlamıyor" daha kişinin yaşamsallığından sorumlu olmayan insanlar nezdindeki tam anlamıyla kurumsallaşamamış bir şikâyetmiş gibi görünüyor. "Toplum beni anlamıyor" diyen sanatçı aslında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"toplum benim yapıtlarımı göklere çıkarmıyor, beni yapıtlarımla birlikte toplum-dışına itiyor, itmemeli aksine anlamalı, yüceltmeli; değer verdiklerine nasıl yaklaşıyorlarsa bana da öyle yaklaşmalılar. Diğer insanların hepsi gerizekâlı, bir tek ben sivriyim. Bu yüzden yapıtlarım da benim gibi anlaşılmıyor. Toplum beni anlamıyorsa o halde ben de iyice fildişi kuleme çekilirim, zaten yazları sırça köşkte, baharları pembe köşkteyim, sıkıntı çekmem"&lt;/span&gt; gibi bir şeyler zırvalıyormuş görünür. Oysa temel mantığı es geçen sanatçımız, sanatın ve sanatçının dostu olan fıratpen dışında başka hiçbir sanat eseri tüketicisi, eserle arasına &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"anlama telâşı"na güdümlü bir muameleci&lt;/span&gt; yerleştirmez. Muameleyi yine kendi başına yaptığından, sanatçının sanatsal dokunuşlarıyla meydana gelmiş eserden koparabildiği kadarıyla onu anlamlı kılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu bile mümkün değil: Haydin sanatçılarla sanat eseri tüketicilerini bir araya getirelim ve herbir eserin, her iki kesimde hangi duyguları uyandırdığını tartalım, kıyas edelim. Mümkün değil bu, yapılamaz. Daha doğrusu girişilir ancak zorlama girişimler sonuçsuz kalır. Çünkü sanatçı eserini çocuğu gibi sevmez, onu yapanlar bizdeki popüler müzik ikonları: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Valla ben şarkılarımın herbirini çocuğum gibi seviyorum, ayırt edemem hiçbirini... Ben size en iyisi son kasedimden bir parça okuyayım. Okuyayım mı? Haydi eller havaya..."&lt;/span&gt; Ben ziyadesiyle bu yönde tavır takınıyorum, bizzat bana batan da bu olabilir. Aksi yönde düşünenler de olmuştur sanat tarihinde muhakkak, ama benim yönelimim bu. Adam eserini karşısına alıp günlerce &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"vay be ne güzel yapmışım ben bunu ya... işte bu ya... bunu ben yaptım, ben aklettim, ben başardım ya... off bakalım kaç kişi anlayacak bu girift imgeleri."&lt;/span&gt; demez, dememeli. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sanatçının eserinden memnun olup olmadığını bile anlayamayacak ölçüde ondan yabancılaşmasını manalı buluyorum&lt;/span&gt;. Aksi hâlde balatalardan duman yükseliyor 'maviyi anlamlandıracağım' derken:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"... O balık değil, oradaki mavilik Ege'deki barışı simgeliyor ve sen öküzsün, bakınca sadece balık görüyorsun. Ecevit'in şiirinden etkilenerek yaptım bunu, bak yukarıdaki uzay tepsisi de gelen uzaylılar. Ne demişti Ecevit? 'can olmalıdır göğün / yıldızlarında can / bize benzer veya benzemez / dost veya düşman' Balık da bize benzemiyor ama mavi bizden, balığın uzaylılar tarafından gerçekleştirilen abdüksiyonuyla vermek istediğim mesaj, maviliğin artık tek mümkün olduğu yerin gökler olduğudur. Ama sen bir hımbıl olduğun için bunu göz-ardı ediyorsun. Beni anlamıyorsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Beni anlamıyorsun"&lt;/span&gt; dendiğinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"e ama doğal olan bu zaten"&lt;/span&gt; deyip perdeyi örtmek istiyorum. Gerçekten de öyle, sadece sanatçının bir şekilde toplum tarafından anlaşılması gerektiği gibi bir pseudo- belite neden saplandığını anlayamıyorum. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Toplum sadece sanatçıyı değil, içindeki herhangi bir bireyini anlayabilecek yapıya kavuşmuş mu olmalı? "Kavuşmalı mı?" diye sormuyorum "kavuşmuş mu olmalı?" diye soruyorum&lt;/span&gt;. Toplum o raddeye varabilir mi gerçekten? Herbir bireyin, herbir şekilde anlaşılabildiği; herbir koşulda herbir iteklemenin anlaşılabildiği, bu yüzden herkesin "anlaşılma"dan ötürü güler yüzlü olduğu bir yer var mı? Tarihin herhangi bir anında böyle bir yere rastlanmış mı? Toplum beni anlayabilmek için deli olmak zorunda; çünkü ben ürünlerinin anlaşılması gereken bir yaratıcı sanatçı olarak değil, kendi başıma da, oturduğum yerde hiçbir şey yapmadan da anlaşılamayacak bir karakterdeyim. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Toplum işi gücü bırakıp herkesi anlamakla uğraşan deli memurlardan oluşmuyor; toplum aynı benim gibi, benim bile kendi başımayken çok farklı yönlerden baksam bile anlayamadığım garip yaratıklardan oluşuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Biz bazı ölçütlere dayanarak belli durumlarda insanların ne türden davranışlar sergilediğini ve buna bağlı olarak bu davranışların hangilerinin toplumun bekâsı için tehdit edici olduğunu tespit edebiliriz; ilim, felsefe hariç, en nihayetinde konfor içindir. Sadece felsefede sophia seviciliği ve candanlığı (philos), bilginin kendisi içindir. Türlü yanar-dönerlikleri bulunan, ürünsüz bir bireyin bile toplum tarafından anlaşılma ve tavırlarının hoş karşılanma gerekliliği diye bir şey olmasa gerek. Mesela biri diyor ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"otobüste yaşlılara yer verilmesini hatalı buluyorum, bu yüzden türlü homurtulara rağmen direniyorum, yer vermiyorum; tercihime saygı duyun, duymazsanız beni anlamıyorsunuz demektir."&lt;/span&gt; Ama sen diğerleriyle eşit değilsin ki bu durumda, diğerleri yani otobüsün içindeki homurtu sahipleri bir gün bir araya gelip &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"bundan sonra otobüste yaşlılara yer veriyoruz beyler, vermeyenlere homurdanıyoruz ok?"&lt;/span&gt; demediler. (Aksine ihtiyaçları, onu dinamik kıldığı için, toplum, yaşayan bir canlı gibi homurdanma hakkını kendinde bulur). Ama sen bir gün oturdun ve dedin ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"ben otobüstekilere yer vermem, toplum buna saygı duymalı, aksi halde beni anlamıyordur."&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yani toplumdaki genel kanı (sana sanki seni anlamak istemiyorlarmış gibi görünmelerinin nedeni olan kanı) en nihayetinde sırtını birikime dayıyor; sen ise maksatlısın.&lt;/span&gt; Toplum ise kendi maksatlarını birtakım yasa-koyucuların şahsî kanaatlerinin ve devletin tutumunun kaynaşmak zorunda kaldığı bir düzlemde bulur. Bu düzleme ben "ihtiyaçlar havuzu" diyorum, az önce uydurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyaçlar havuzuna girip &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"ama beni ıslattı"&lt;/span&gt; diyemezsin, toplum seni ıslatmak için değil, sen toplumu sulamak için varsın. Burada toplum-dışılık arzusuna bir şey dediğim yok, isteyen toplum-dışı da kalabilir, toplumu parçalamak da isteyebilir. En nihayetinde toplumlar aynı zamanda büyük yalnızlıklar anlamına geliyor (magna civitas magna solitudo), bu yalnızlıktan taşıp kendi başına yalnız kalmak isteyenler ya da komşunun kızına anarşistçe bir düzlemde sarkmayı makul karşılayanlar olabilir. Ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"toplum beni anlamıyor"&lt;/span&gt; şikâyeti, içinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"toplum beni anlamak zorundaydı"&lt;/span&gt; kabulünü barındırdığına göre, bu şikâyeti sergileyen herkes yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"benim otobüste kızlara değdirme hakkım var, toplum buna saygı duymalı"&lt;/span&gt; diyenler en nihayetinde toplum-cu olmuş oluyorlar. Kendi toplum ideallerini, ideolojilerinin gerekli gördüğü ölçüde soslayanlar gibi kendi başına topluma salt arzuladığı gibi karışmak isteyenler, her ne kadar yerleşik düzene karşıymış gibi görünseler de, bir şekilde yine bir toplum idealini yaşatmış olduklarından ötürü toplum-cu sayılırlar. Toplumu yıkmak da mümkün, dönüştürmek de. Kişisel arzular için onu yıkmak, çoğu kere kişisel belitler için onu düzenlemek anlamını taşıyor. Sen topluma, seni senin belitlerinle anlaması gereken bir kova muamelesi yaparsan, o da seni taşıyamayacağını bildiği için (çünkü sen kovaya sığmazsın, senin arzuların için okyanus boşluğu olmalı) seni tersiyle itekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nihayetinde toplumun kovasının küçük olduğunu ve herbirimizin onun içine sığıyormuş numarası yaptığımızı bilmek durumundayız; henüz kültürleşmemiş yaratıklarız, bunu nasıl göz-ardı edersiniz? Bir arkadaşım "el sıkışma zorunluluğu hayvanlıktır" demişti, güzel bir yaklaşım. Ben daha ileri götürüyorum, insan içinde yaşama zorunluluğu da hayvansı bir şey. Sürü parçası olmaktansa, Satürn'e gönderilen ilk kolonist kafile içinde olmayı isterim. Orada tüm &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;"toplum beni anlamıyor"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; adamcıkları&lt;/span&gt;ndan sıyrılmış bir şekilde, kendi başıma kendimi dinlerim. Demokrasi var kardeşim, insan bir yerden sonra &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"evrenin sonsuz karanlığına sığabileyim bari"&lt;/span&gt; diyor. Köküne kibrit çakılası belitlerimizin zincirinden kurtulamıyoruz, bir kurtulsak daha mutsuz olacağız ama en azından merakımız giderilmiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"O paupertas felix, quae tanto titulo locum fecit!"&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böylesi onura olanak tanıyan fakirliğe ne mutlu!"&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3544422410773177354?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3544422410773177354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/toplum-beni-anlamyor-adamcklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3544422410773177354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3544422410773177354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/toplum-beni-anlamyor-adamcklar.html' title='&quot;Toplum Beni Anlamıyor&quot; Adamcıkları'/><author><name>asemic child</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11100076739927762514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4uOAhF4akI/AAAAAAAAAAY/A2IgVMmosXg/S220/mayakovsky0707h.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5kISnNsymI/AAAAAAAAABM/Jv4Nhiw2cQk/s72-c/misunderstood.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3973119140998433157</id><published>2010-03-11T12:43:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.976+02:00</updated><title type='text'>Hi Jolly, İlyas Bey, Greek George</title><content type='html'>Bugün tesadüfen karşılaştığım &lt;a href="http://www.turkishjournal.com/i.php"&gt;bir haber&lt;/a&gt;, hayatın absürd kurguları karşısında beni gülmekten yerlere yatırdı. Bu ne garip, ne fantastik, bu nasıl hayatlardır arkadaş! &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Y%C4%B1lmaz"&gt;Cem Yılmaz&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.yahsibati.com/"&gt;Yahşi Batı&lt;/a&gt;'da pek de olmayan bir şey anlatmamış gördüğüm kadarıyla:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;1850'ler, Birleşik Amerika batıdaki topraklara yeni yeni açılmakta, bir taraftan Kızılderililer ile uğraşırken, bir taraftan da California'da yaşanan "altına hücum"u intizama sokmaya çalışmaktadır. Topraklarını genişletmek için savaş veren Amerikalılar, Teksası kontrol altına almak için Meksika ile giriştiği savaşta, atların çöle dayanamaması sonucu bir türlü üstünlük sağlayamaz; bunun üstüne Amerikan ordusu savaşta çöle dayanıklı hayvan arayışına girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş Bakanı Jefferson Davis, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde kullanılan develerin bütün bu işler içın en uygun hayvan olduğunu düşünür. Kumandasındaki "US Supply" isimli gemiyı, 1855'in 4 Haziran'ında develeri temin etmesi için Avrupa ve Ortadoğu taraflarına gönderir. Sırada artık develerin temini vardır. İstanbul'daki Amerikan Büyükelçiliği, Türk Dışişleri'ne müracaat eder ve hem deve alımına izin verilmesi, hem de padişahın kendilerine iki çift deve hediye etmesi ricasında bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahtta o yıllarda Sultan Abdülmecid oturmaktadır. Zamanın sadrazamı Fuad Paşa, hükümdarı bir yazıyla konudan haberdar eder ve talebin yerine getirilmesinin uygun olduğunu söyler. İsteği kabul eden Abdülmecid, 12 Ekim günü Amerikalılar'a en iyi cinsten iki deve hediye edilmesini buyurur. Develer satın alınır ve 34 deveyi taşıyan gemi, 14 Mayıs'ta Teksas'in Indianola limanına ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalılar develeri temin etmişlerdir ama devecilik hakkında hıçbir bilgileri yoktur. Dolayısıyla beraberlerinde işin uzmanlarını götürmeleri de gerekmiştir. Deve bakıcısı olduklarını söyleyen Osmanlı vatandaşı beş kişi ile de anlaşırlar. "US Supply" gemisi yola bu sekiz kişiyi de alarak çıkar. Bunlardan üçünün ismi resmi kayıtlara göre &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hacı Ali&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yorgo&lt;/span&gt; ,ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlyas Bey&lt;/span&gt;'dır Devecilerin Amerika'daki hayatları maceralarla dolu geçer. En renkli hayat ise Hacı Ali'ye aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Hacı Ali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;California'daki birliklerde uzun seneler devecilik yapan Hacı Ali daha sonra ordudan ayrılır, evlenip iş hayatına atılır ve sahip olduğu birkaç deveyle taşımacılık yapmaya başlar. İşleri iyi gitmiyordur. Günün birinde develerini Arizona çölüne salar ve Quartzsite kasabasına yerleşir. Kasabalıların çok sevdiği Hacı Ali, onların söyleyişiyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hi Jolly&lt;/span&gt;, çok sevdiği develerini bulmak için yıllar sonra çöle gider, günlerce kendisinden haber alınmaz. Kasabalı Hacı Ali'yı çölde aramaya çıkar. Uzun aramalardan sonra onu, bir deveye sarılmış halde bulurlar. Ancak Hacı Ali'de deve de ölmüşlerdir. Hacı Ali için üzerinde bir deve rölyefinin bulunduğu, bölgenin en büyük mezarını inşa ederler. Arizona'da bir efsane olarak dilden dile dolaşan Hacı Ali için her yıl 6 Ocak'ta Quartzsite'da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hi Jolly Festivali&lt;/span&gt; yapılmakta, Amerika'nın en ünlü devecisi için deve yarışları yapılmaktadır. Mezar plakasında;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "Hi Jolly'nin son kampı. 1828'de Suriye'de doğdu. 10 Şubat 1856'da ABD'ye gelmiştir. Deveci, denkçi ve kılavuz olarak 30 yıldan fazla Birleşik Devletler Hükümeti'ne doğrulukla hizmet etmiştir. 12 Aralık 1902'de Quartzsite'de ölmüştür."&lt;/span&gt; yazılıdır. Amerikan askerlerinin dili dönmemesinden ismi Haci Ali yerine Hi Jolly olan ve Mezarlığa ismi verilen Hacı Ali'nin türbesi, her yıl milyonlarca kişi tarafindan ziyaret edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;İlyas Bey&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer renkli hayatı ise İlyas Bey yaşar. İlyas Bey Meksikalı bir kızla evlenip Meksika'ya yerleşir ve bir oğlu olur. Oğlu &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Plutarco_El%C3%ADas_Calles"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Elias Plutarco Calles&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; 1924-1928 yılları arasında Meksika devlet başkanı olur, 1928-1936 yılları arasında ülkeyi perde arkasından yönetir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Elias Plutarco Calles'in babası konusundaki bu söylemin dedikodu olduğu da söyleniyormuş. Ama bu durum -doğru veya yanlış- onun &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=el%20turco"&gt;El Turco&lt;/a&gt; -olarak anılmasına mani olmamış. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;NKOtB&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Yorgo&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. kişi sonradan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Greek George&lt;/span&gt; olarak bilinen &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yorgo&lt;/span&gt;, yolda gördüğü ve kim olduğunu bilmediği bir yaralıya yardım eder. Yardım ettiği kişinin sonradan Meksikalı gerillalardan biri olduğu anlaşılır. Amerikan ordusu Yorgo'yu yargılar ve düşmana yardım etmekten idam eder. Mahkeme kayıtlarına gecen bir cümle çok ilginçtir: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Greek George ne İngilizce ne de İspanyolca bilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3973119140998433157?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3973119140998433157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hi-jolly-ilyas-bey-greek-george.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3973119140998433157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3973119140998433157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/hi-jolly-ilyas-bey-greek-george.html' title='Hi Jolly, İlyas Bey, Greek George'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-5381078646612646248</id><published>2010-03-10T10:04:00.001+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.025+02:00</updated><title type='text'>Ankara'da Biletler Fora</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bJYP4E1DI/AAAAAAAABdI/ov8sVQaY1CE/s1600/EgoBileti.JPG"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 318px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bJYP4E1DI/AAAAAAAABdI/ov8sVQaY1CE/s400/EgoBileti.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464776616276448306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;10luk tam bilet. 15 TL. 1.5 hızıyla düşerken (Türkiye'nin en pahalı taşıması) bu hafta 0.9'a vuruyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Şu bileti şöyle görmeden inanamamıştım. Ama işte doğru! Halkını, onları kendi tebası gibi gören bir kralın mağrurluğuyla yöneten; halkı da ona mağdurun zalime bağlılığına benzeyen bir tutkuyla seven/tapan bir belediye başkanımız var, malumunuz. Kararın alındığı günden itibaren halkını tehdit etmeye ve hatta cezalandırmaya başladı, o da doğru. İki gün sonra allem eder kallem eder kararı değiştirtir,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; o arada çok zarar ettik&lt;/span&gt; der, üç katına çıkarır fırsattan istifade, bu da gerçeğe yakınlığıyla korkutan ihtimallerden. Zaten anında verilen tepki aktarmaları kaldırmak oldu, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;siz misiniz canımı sıkan ben de sizin ümüğünüzü sıkarım&lt;/span&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat güzel değil mi? Bu mahkemeler, davalar, bu münferit hak arayışları bir yere varıyormuş bazen demek ki! Devlet kurumlarına, belediyeye dava açan insanları, taş atarak Eğirdir Gölü'nde ada oluşturmaya çalışan deliye benzetirdim biraz. Ama şimdi bir umut bir umut! İki gündür Ankara halkıyla kendimi bir yakın hissettim. Kellesi pahasına kralının donunu indiren soytarılar gibi bir an bakışıp hınzır hınzır gülüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.adanzyehaber.com/melih-gokcek-toplu-tasima-ucretleri-6-yil-oncesi-fiyati/03/03/2010/"&gt;Haber&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;amp;Date=05.03.2010&amp;amp;ArticleID=983804"&gt;Şoförlerin tepkisi&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Diyorum ki, bir gün çıkıp şöyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bize mi güvendiniz lan, binmiyoruz anasını satayım!&lt;/span&gt; desek hep beraber. Güzel olmaz mıydı, olurdu valla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-5381078646612646248?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/5381078646612646248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ankarada-biletler-fora.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5381078646612646248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/5381078646612646248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ankarada-biletler-fora.html' title='Ankara&apos;da Biletler Fora'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/S9bJYP4E1DI/AAAAAAAABdI/ov8sVQaY1CE/s72-c/EgoBileti.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-8505978889202485688</id><published>2010-03-09T14:10:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:26.145+02:00</updated><title type='text'>Ecclesiastes ya da "Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5ZuexmpbCI/AAAAAAAAABE/SSpNBkFDotc/s1600-h/qohelet_e.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 308px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5ZuexmpbCI/AAAAAAAAABE/SSpNBkFDotc/s400/qohelet_e.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446662274341760034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ecclesiastes"&gt;Ecclesiastes&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eski_Ahit"&gt;Eski Ahit&lt;/a&gt;'ten dini bir metin. Kendisini Davut'un oğlu ve Kudüs'ün (Yeruşelam) kralı olarak tanıtan Qohelet ağzından yazılmış. Süleyman peygamberin yazdığına inanılıyor. Türkçe çevirilerde &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11167050"&gt;Vaiz&lt;/a&gt; olarak geçiyor. &lt;a href="http://www.sacred-texts.com/bib/wb/trk/ecc.htm"&gt;Şu adresteki&lt;/a&gt; çeviriden bir kısmını alıntılayacağım ama tamamını okumanızı öneririm. Hala duyduğumuz, atasözü gibi kullandığımız bazı sözlerin kaynağını görme şaşkınlığı yaşayacaksınız. Şimdi durduğumuz yerden bakınca ana düşünce &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"çok kitap yazma, çok araştırma, bilge de oluverme canım sen de, sonun aptalla aynı değil mi, gençken bile öleceğini düşün, Tanrıya tap, yatırımını yap"&lt;/span&gt; olsa da, okuması güzel. Üzerinde birçok araştırma yapıldığını, kitaplar yazıldığını söylememe gerek yok sanırım. Orta Doğu'dan Avrupa'ya uzanan insanlık kültürünün kadim bilgileri bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleridir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her şey boş, bomboş, bomboş!" diyor Vaiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kazancı var insanın&lt;br /&gt;Güneşin altında harcadığı onca emekten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,&lt;br /&gt;Ama dünya sonsuza dek kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş doğar, güneş batar,&lt;br /&gt;Hep doğduğu yere koşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,&lt;br /&gt;Döne döne eserek&lt;br /&gt;Hep aynı yolu izler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün ırmaklar denize akar,&lt;br /&gt;Yine de deniz dolmaz.&lt;br /&gt;Irmaklar hep çıktıkları yere döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey yorucu,&lt;br /&gt;Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.&lt;br /&gt;Göz görmekle doymuyor,&lt;br /&gt;Kulak işitmekle dolmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce ne olduysa, yine olacak.&lt;br /&gt;Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Güneşin altında yeni bir şey yok.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-8505978889202485688?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/8505978889202485688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ecclesiastes-ya-da-gunesin-altnda-yeni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8505978889202485688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/8505978889202485688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/ecclesiastes-ya-da-gunesin-altnda-yeni.html' title='Ecclesiastes ya da &quot;Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok&quot;'/><author><name>asemic child</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11100076739927762514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4uOAhF4akI/AAAAAAAAAAY/A2IgVMmosXg/S220/mayakovsky0707h.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S5ZuexmpbCI/AAAAAAAAABE/SSpNBkFDotc/s72-c/qohelet_e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-7116806943348923388</id><published>2010-03-09T10:42:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.025+02:00</updated><title type='text'>Salı Günü için Şiir</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben&lt;br /&gt;İşte şu begonya, işte yalnızlık&lt;br /&gt;İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda&lt;br /&gt;İşte yok oluşumdan doğan kent&lt;br /&gt;Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız&lt;br /&gt;Ben dediğim koskocaman bir oyuk&lt;br /&gt;Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda&lt;br /&gt;Bir oyuk! sofrada, mutfakta, yatağımda&lt;br /&gt;Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki&lt;br /&gt;Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi&lt;br /&gt;Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim&lt;br /&gt;İyi&lt;br /&gt;Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu&lt;br /&gt;Salıyı gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salondaki büyük saati sattım&lt;br /&gt;Saatin ölçebileceği&lt;br /&gt;Herhangi bir zaman parçası yok&lt;br /&gt;Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim&lt;br /&gt;Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama&lt;br /&gt;Ne gereği var ki saatin&lt;br /&gt;Balkona çıkıyorum sürekli&lt;br /&gt;Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece&lt;br /&gt;Bir semtin ilk rengini alıyorum&lt;br /&gt;Örneğin Ümraniye'de bir çay bahçesindeyim&lt;br /&gt;Bazan&lt;br /&gt;Anılardan anılara bir yol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve&lt;br /&gt;Anılardan anılara sallanan bahçe&lt;br /&gt;Hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor&lt;br /&gt;İyi.&lt;br /&gt;Yeniköy'de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah&lt;br /&gt;Bu sabah bu sabah&lt;br /&gt;Oralı olmadı kimse -pazartesi miydi-&lt;br /&gt;Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde&lt;br /&gt;Nasıl?&lt;br /&gt;Güllerse güller içinde yani&lt;br /&gt;Ve balkon demirinde bir martı. Dedim ki&lt;br /&gt;Deniz şuralarda bir yerde olmalı&lt;br /&gt;Çıt yok evin içinde&lt;br /&gt;Deniz şuralarda bir yerde olmalı&lt;br /&gt;Çıt yok&lt;br /&gt;Sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı&lt;br /&gt;Ve göklerden tepelere inen bir sokak&lt;br /&gt;Ya da bir akarsuyum ben&lt;br /&gt;Denizse&lt;br /&gt;Şuralarda..&lt;br /&gt;Yok önemi bir iki gün kaldı -martı-&lt;br /&gt;Balkonda&lt;br /&gt;Deniz de öldü sonra, martı da&lt;br /&gt;İyi iyi.&lt;br /&gt;Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi&lt;br /&gt;Günler -seni anımsadığım zaman-&lt;br /&gt;Birden Kurtuluş'tan Taksim'e giden bir tramvay görüntüsü&lt;br /&gt;Mavi bir elektirik çakımı tellerde&lt;br /&gt;Sanki kar yağıyor da sürekli, Tepebaşı'ndayız&lt;br /&gt;Karlar gıcırdıyor ayaklarının altında&lt;br /&gt;Besbelli Gümüşsuyu'ndayız, Rus lokantasındayız&lt;br /&gt;-Ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz-&lt;br /&gt;Şarap içmişiz, üşüyoruz&lt;br /&gt;Dışarda dünya silinmiş&lt;br /&gt;İkimiz ikimiz ikimiz&lt;br /&gt;Böyle birkaç defa ikimiz&lt;br /&gt;Sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey&lt;br /&gt;Nasılsa&lt;br /&gt;Sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa&lt;br /&gt;Sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben&lt;br /&gt;Üşümüyorum da&lt;br /&gt;Bende herkes var, diyen bir kızın titrek&lt;br /&gt;Sesleri dökülüyor kucağıma&lt;br /&gt;Dudaklarım kan mavisi bugün.&lt;br /&gt;Biz burda iyiyiz, biz burda çok iyiyiz&lt;br /&gt;Biz burda kırk yaşındayız hepimiz&lt;br /&gt;Dördümüz bir kişiyiz de ondan&lt;br /&gt;İçimizden biri uyuyor olsa, falan filan&lt;br /&gt;Onu bekliyoruz bir kişi olmak için&lt;br /&gt;Evet evet, yanılmıyorum ben&lt;br /&gt;Bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim&lt;br /&gt;Doğrusu ya&lt;br /&gt;Yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor&lt;br /&gt;Duvardaki vitray, begonya&lt;br /&gt;Begonya, vitray&lt;br /&gt;Kurtuluşla Asmalımescit birbirine geçiyor&lt;br /&gt;Bir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrım&lt;br /&gt;Karanfil kokuyorsa biraz&lt;br /&gt;Yeni koparılmış bir demet karanfilim ben&lt;br /&gt;Saçlarını soğuk ve uzun.&lt;br /&gt;Ne diyordum? yağmurlar, evet&lt;br /&gt;Üşümüyorum ürperiyorum sadece&lt;br /&gt;Biçimini zorlayan bir kedi gibi&lt;br /&gt;Dur biraz&lt;br /&gt;Kapı çalındı, hayır, telefon&lt;br /&gt;Telefon kapı telefon&lt;br /&gt;İkisi birden mi yoksa&lt;br /&gt;Yoksa&lt;br /&gt;Ne telefon ne kapı&lt;br /&gt;Bir şimşek sesi hiç olmazsa&lt;br /&gt;O da değil&lt;br /&gt;Ses filan duymadım ki ben&lt;br /&gt;Yuvarlandıkça büyüyen&lt;br /&gt;Bir kartopunun yumuşak sesi mi? belki&lt;br /&gt;İki sesi taşıyan bir ses&lt;br /&gt;Neden olmasın&lt;br /&gt;Biraz önceki gibi&lt;br /&gt;Üstümden biri kalkmıştı -yok canını-&lt;br /&gt;Öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsi&lt;br /&gt;Yer değiştiren gezgin bir gölge&lt;br /&gt;Bahçedeki ceviz ağacından&lt;br /&gt;İçeri sürüklenen.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Edip Cansever / Bezik Oynayan Kadınlar&lt;/span&gt;'dan alıntı&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Manastırlı Hilmi Bey'e Birinci Mektup&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;a href="http://thelepermessiah.blogspot.com/2010/03/manastrl-hilmi-beye-birinci-mektup.html"&gt;Keep Talking&lt;/a&gt;'e saygılar, sağollar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-7116806943348923388?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/7116806943348923388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sal-gunu-icin-siir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7116806943348923388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/7116806943348923388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sal-gunu-icin-siir.html' title='Salı Günü için Şiir'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-6090420928738031302</id><published>2010-03-05T15:18:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:37.977+02:00</updated><title type='text'>Sallan Yuvarlan Sarsıl ve Kendine Gel!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0137523/"&gt;Fight Club&lt;/a&gt;'ı, namı diğer &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%B6v%C3%BC%C5%9F_Kul%C3%BCb%C3%BC_%28film%29"&gt;Dövüş Kulübü&lt;/a&gt;'nü bilirsiniz. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tyler%20durden"&gt;Tyler&lt;/a&gt;'ı, bizim &lt;a href="http://www.imdb.com/character/ch0001854/"&gt;Tyler Durden&lt;/a&gt;'ı da bilirsiniz. Filmin her karesinde hem adamımızın hem de içinde yaşadığımız kendi dünyalarımızın ağzına sıçar. Aha, DVD'de birkaç saniye görünen bu aşağıdaki uyarıda yaptığı gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S5EHeiEgBLI/AAAAAAAAABk/NVMwd7Ctw7Q/s1600-h/tyler+warning.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S5EHeiEgBLI/AAAAAAAAABk/NVMwd7Ctw7Q/s400/tyler+warning.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445141645590791346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ne demiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;If you are reading this then this warning is for you. Every word you read of this is useless &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fine_print"&gt;fine print&lt;/a&gt; is another second off your life. Don't you have other things to do? Is your life so empty that you honestly can't think of a better way to spend these moments? Or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? Do you read everything you're supposed to read? Do you think everything you're supposed to think? Buy what you're told you should want? Get out of your apartment. Meet a member of the opposite sex. Stop the excessive shopping and masturbation. Quit your job. Start a fight. Prove you're alive. If you don't claim your humanity you will become a statistic. You have been warned... Tyler.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ne demiş ne demiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Eğer bunu okuyorsan, bu uyarı sana. Bu ufacık yazılmış, işe yaramaz kelimelerin herbirini okurken hayatından bir saniye daha yokoluyor. Yapacak başka işin yok mu? Hayatın gerçekten bu saniyeleri harcayacak daha iyi bir yol düşünemeyeceğin kadar boş mu? Veya otoriteden çok etkileniyor, ona sahip olanlara saygı ve güven mi duyuyorsun? Okuman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gereken&lt;/span&gt; her şeyi okur musun? Düşünmen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gereken&lt;/span&gt; her şeyi düşünür müsün? İstemen gerektiği söylenen her şeyi alır mısın? Evden çık. Karşı cinsten biriyle tanış. Aşırı alışverişi ve mastürbasyonu bırak. İşinden çık. Bir kavga başlat. Yaşadığını ispat et. Eğer insanlığını talep etmezsen, bir istatistik olur çıkarsın. Benden söylemesi... Tyler.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bence böyle demiş. Hatta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;evden çık&lt;/span&gt; demeden önce "mal mısın" da demiş ama yazmamış. N'apıyorsun, kıpırdadın mı biraz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar bu arada, biz de yeni geldik. Hayırlara vesile olsun Glossamız, hadi bakalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-6090420928738031302?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/6090420928738031302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sallan-yuvarlan-sarsl-ve-kendine-gel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6090420928738031302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/6090420928738031302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sallan-yuvarlan-sarsl-ve-kendine-gel.html' title='Sallan Yuvarlan Sarsıl ve Kendine Gel!'/><author><name>Neat Kitsch on the Blog</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10122906289644605471</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S4uMTmKQ8AI/AAAAAAAAABA/MqUW1tvKcRU/S220/aglayan-cocuk.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_wsZeV_9kGN4/S5EHeiEgBLI/AAAAAAAAABk/NVMwd7Ctw7Q/s72-c/tyler+warning.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-3619513688750744764</id><published>2010-03-05T11:12:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.025+02:00</updated><title type='text'>"Resulullahla Benim Aramdaki Farklar"</title><content type='html'>&lt;p&gt;Sabah sabah böyle bir şiir gönderdiğim için özür diliyorum efendim, gerçekten. Okuyunca bir fena olacaksınız çünkü.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sabah sabah böyle bir şiir okudum, o kadar çok hüzünlendim ve sevdim ki aynı anda, çok keyiflendim. Keyif böyle bir garip oluşuyor işte bende, n'aparsın.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ama öyle güzel, öyle güzel ki, şöyle bir ayağa kalkıp dolanıp gelmem gerekti. Ben şiir neden severim, güzel şiir neden hayattan da memattan da üstündür, tekrar hatırladım. Bu şair, bu adam, bu &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ah%20muhsin%20%C3%BCnl%C3%BC"&gt;Ah Muhsin Ünlü&lt;/a&gt; takibimde benim ne zamandır, siz de kaçırmayın.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu arada &lt;a href="http://tr.wiktionary.org/wiki/ha%C5%9Fyet"&gt;haşyet&lt;/a&gt;, korku, korkma demekmiş.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;-RESULULLAHLA BENİM ARAMDAKİ FARKLAR-  &lt;p&gt;Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.&lt;br /&gt;Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,&lt;br /&gt;ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.&lt;br /&gt;Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.&lt;br /&gt;Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem&lt;br /&gt;gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;&lt;br /&gt;ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,&lt;br /&gt;derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;&lt;br /&gt;o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;&lt;br /&gt;fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘Kızım ha gayret!’;&lt;br /&gt;ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘Anneciğim ölmesen…’&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘Anneciğim seni ben…’;&lt;br /&gt;Annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;&lt;br /&gt;ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Resulullah çok şanslı bir insan&lt;br /&gt;annesi öldüğünde o küçücüktü;&lt;br /&gt;benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,&lt;br /&gt;zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince&lt;br /&gt;Verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz&lt;br /&gt;Resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü&lt;br /&gt;Nasıl olsa Resulullah da ölü annem de ölü.﻿&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-3619513688750744764?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/3619513688750744764/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/resulullahla-benim-aramdaki-farklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3619513688750744764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/3619513688750744764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/resulullahla-benim-aramdaki-farklar.html' title='&quot;Resulullahla Benim Aramdaki Farklar&quot;'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-309156455559315302</id><published>2010-03-04T15:10:00.000+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:26.146+02:00</updated><title type='text'>Asemic Yazı</title><content type='html'>Merhaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Avant-garde"&gt;Avant-Garde&lt;/a&gt;, Fransızca "advance guard" (öncü birlik) anlamına gelen bir deyiş. Görüldüğü gibi, aslında askeri bir terim. Önden gidip bilinmeyen toprakların varlığından geri kalanları haberdar eden birlikler olarak düşünebiliriz gerçekten de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Avant-Garde&lt;/span&gt; akımının olayı, özellikle sanat, kültür ve politikada limitleri zorlamak, kuralları yıkmak. Alışılmışın dışına çıkmaktan ziyade 'alışılmışı dışarıda bırakmak' gibi bir tutumları var öncü birliklerin. Kendine böyle bir görev edinmiş bir akım, sanatın doğasında zaten varolan deneyselliğiyle kendi aşırılıkçılıklarını çarpınca, sanat alanında inanılmaz garip, derin, zor ve çığır açıcı işlere imza atıyor. Bu özelliklerinden dolayı tabana pek yayılamayan avant-garde yaklaşımlar zamanla hem kendi yüzey alanını genişleterek sığlaşıp popülerleşiyor ve anlaşılır oluyor (olumlu anlamda) hem de darbeyi yumuşatarak insanlara bir sonraki sanat adımlarını alışıldık kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Avant-garde"&gt;Avant-Garde&lt;/a&gt; denen akımın birçok alt akımı var. Bunlardan, daha doğrusu avant garde sanat akımlarından bazıları çok tanıdık: &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Art_nouveau"&gt;Art Nouveau&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bauhaus"&gt;Bauhaus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dada"&gt;Dada&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/F%C3%BCt%C3%BCrizm"&gt;Fütürizm&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Industrial_music"&gt;Industrial Music&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pop_art"&gt;Pop Art&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCrrealizm"&gt;Sürrealizm&lt;/a&gt; ve daha aklımıza gelecek tüm &lt;span style="font-style: italic;"&gt;garip&lt;/span&gt; yaklaşımlar Avant Garde olarak adlandırılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Asemic_writing"&gt;Asemic Yazı&lt;/a&gt; da bu alt akımlardan az tanıdık ve epey garip olanlarından sadece biri. Kısaca anlam içermeyen yazı olarak tanımlayabiliriz. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Asemic&lt;/span&gt; kelimesi de, anlamlı demek olan &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=semantik"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;semantik&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;'in zıttı olarak kullanılmış. (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Semantik&lt;/span&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Semantik"&gt;Anlambilim&lt;/a&gt; olarak kullanılıyor Türkçe'de.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avant-Garde akımın en ayırt edici özelliği üretici-tüketici ayrımını silikleştirmesi. Özellikle avant-garde müzikte olduğu gibi, Asemik Yazı'da da okuyucu/izleyici pasif olan taraf değil, üretici olarak işin içine giriyor. Şekil olarak harflere benzeyen, sanki okunabilecekmiş gibi görünen karalamalarda okuyucu anlamı kendisi, kendine göre belirliyor. Bir örnek:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4_AcVdWeCI/AAAAAAAAAA8/XLy0TU9r61g/s1600-h/asemic2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 282px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4_AcVdWeCI/AAAAAAAAAA8/XLy0TU9r61g/s400/asemic2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444782067543341090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.asemic.net/"&gt;Asemic.net&lt;/a&gt; sitesindeki (bu sitede başka örnekler de bulabilirsiniz.) ilk cümle olayı gayet net açıklıyor aslında:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;It looks like writing, but we can't quite read it. (Yazıya benzer ama okuyamayız.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asemic'çilere göre herkes hayatının bir döneminde bunu denemiştir -mesela harfleri öğrenmeden önce çocuklar, kağıtların üzerinde bunu sürekli yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten, kocaman ve keşfedilmemiş bir toprak gibi Asemic Yazı. Aslında öğrenerek hayatımızı kolaylaştıran/kolaylaştırdığı öngörülen önkabullerimizi alaşağı ediyor. Avant-garde da bu olmalı zaten değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla okuma: &lt;a href="http://www.poetikhars.com/belge/oznel-asemik-kaziyeler"&gt;Öznel Asmeik Kaziyeler&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-309156455559315302?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/309156455559315302/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/asemic-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/309156455559315302'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/309156455559315302'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/asemic-yaz.html' title='Asemic Yazı'/><author><name>asemic child</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11100076739927762514</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='29' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4uOAhF4akI/AAAAAAAAAAY/A2IgVMmosXg/S220/mayakovsky0707h.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_WAluEk6uqAc/S4_AcVdWeCI/AAAAAAAAAA8/XLy0TU9r61g/s72-c/asemic2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8348935442939146216.post-4459097436396977973</id><published>2010-03-04T15:08:00.002+02:00</published><updated>2011-01-12T15:38:16.026+02:00</updated><title type='text'>"Şehir" ve Başlangıç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.poeziecentrum.be/poeziekrant/archief/PK-1-2005_bestanden/pk1-kavafis.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 283px; height: 323px;" src="http://www.poeziecentrum.be/poeziekrant/archief/PK-1-2005_bestanden/pk1-kavafis.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşrebime uygun bir başlangıç oluşturayım dedim bu yeni bloğa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar sonra yine bir &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ezginin_G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC"&gt;Ezginin Günlüğü&lt;/a&gt; dinleyesim geldi. Bunda kafamda yüksek basınç alanı yaratan karışıklığın ve akşamdan kalmanın getirdiği duygusallığın etkisi büyüktür. Güzel güzel &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ezginin Günlüğü&lt;/span&gt; hattında kah hüzünlenip kah neşelenirken, her iki durumu da keyifle yaşayarak, ilerliyordum... ki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şehir&lt;/span&gt; geldi çattı; senelerdir dinlediğim şarkı bu defa fena çarptı. İlk kez besteyle güftenin oturmamışlılığından değil de, güftenin fazlaca şiir gibi durmasından anladım ki, bu bir şiir. Hem de öyle böyle değil:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şehir / &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Konstantinos_Kavafis"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Konstantinos Kavafis&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; / &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çeviri: Cevat Çapan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin&lt;br /&gt;bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.&lt;br /&gt;Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;&lt;br /&gt;-bir ceset gibi- gömülü kalbim.&lt;br /&gt;Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?&lt;br /&gt;Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,&lt;br /&gt;kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,&lt;br /&gt;boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.&lt;br /&gt;Bu şehir arkandan gelecektir.&lt;br /&gt;Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,&lt;br /&gt;aynı mahallede kocayacaksın;&lt;br /&gt;aynı evlerde kır düşecek saçlarına.&lt;br /&gt;Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.&lt;br /&gt;Başka bir şey umma-&lt;br /&gt;Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,&lt;br /&gt;öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Şarkıyı dinlerken bir kez daha okuyayım biraz daha sarsılayım dersen &lt;a href="http://fizy.com/s/1aj9on"&gt;buraya tık&lt;/a&gt;. İtiraf etmeliyim, bu şarkıyı dinlerken kafamın bana özel çektiği klibin görüntüleri &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCper_Baba"&gt;Süper Baba&lt;/a&gt;'da Elif'in Fiko'yu azarladığı, Fiko'nun gecenin tenhasında Çengelköy'ün meydanında kendi kendine oranın nasıl da hapishaneye benzediğini haykırdığı sahnelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşgeldin, hoşbulmuşsundur/bulacaksındır umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8348935442939146216-4459097436396977973?l=glossalasso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://glossalasso.blogspot.com/feeds/4459097436396977973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sehir-ve-baslangc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4459097436396977973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8348935442939146216/posts/default/4459097436396977973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://glossalasso.blogspot.com/2010/03/sehir-ve-baslangc.html' title='&quot;Şehir&quot; ve Başlangıç'/><author><name>Glossa</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12423371057649622049</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_nNKbWaB-zEo/TS2wi4rIdFI/AAAAAAAABjA/Y5ekNftflkk/S220/hide.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
